Reklam
Bugun...


Bu hafta vizyona giren 9 yeni film

Bu hafta vizyona giren 9 yeni film
+ -

Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli 9 film vizyona girdi. "Game of Thrones" dizisindeki rolüyle bilinen Kit Harington'ın yanı sıra Dakota Fanning, Guy Pearce, Carice van Houten ve Dan van Husen'in yer aldığı "Brimstone", aksiyon ve gerilimi harmanlayan Güney Kore yapımı "Zombi Ekspresi", korku türünde ise "Saklambaç: Ölüm Oyunu" öne çıkıyor. Ceren Ala filmleri değerlendirdi. (Ceren.ala@ntv.com.tr)

"Brimstone" Haftanın en iyi filmlerinden biri "Brimstone". Süresi uzun, sahneleri rahatsız edici, müziği yaralayıcı. Yine de yoğun bir zevk dalgasıyla kaplıyor izleyeni. Guy Pearce, kasabanın yeni rahibi rolünde. Ne yaparsa yapsın iyi yapacağından emin olduğum Pearce, yine sınırları zorluyor. Kasabanın karanlık ruhunu bir orkestra şefi gibi yönetiyor rahip. Kötülük ondan gelmiş ve ona dönecek gibi. Sesiyle aynı anda Tanrı'nın ve şeytanın elçiliğini yapıyor. Onun kötü halini anlayan tek insan ise Dakota Fanning'in hayat verdiği Liz. Ebelik yapan, iki çocuklu, dildiz, genç bir kadın. İkili arasında geçmişe dayanan bir sır var. Sırların, karanlıkların, gerilimin, heyecanın ve hazzın bir damla azalmadığı filmin yönetmeni Martin Koolhoven. Emmy adaylıklarında kimselere papuç bırakmayan "West World" dizisini seviyorsanız, bu filmi de izleyin derim. Ayrıca film sadece bir hikayeyle ya da iki oyuncuyla sınırlı değil. Bölümlere ayrılan filmde her karakterin ayrı birer hikayesi var. Bu arada çocukluğundan beri oyunculuk yapan Dakota Fanning, kariyerinin en iyi performansını gösteriyor. Unutmadan, "Game Of Thrones"in Jon Snow'u Kit Harington da kadroda."Ruhlar Evi" "Bu tatil çok güzel geçecek" diyerek çıktığım her tatil güzel geçti, çok şükür. Amerikalı çiftimizin tatili ise kabusa dönüşüyor. Tayland'a yaptığı ziyarette, ıssız bir ormanı gezmeye giden ve kötü ruhları kızdıran bir Amerikalıyı izlemek bana keyif veriyor açıkcası. Yönetmenin de "biraz dalga geçeyim şu modern dünya insanıyla" motivasyonuyla çektiğini hayal ederek izliyorum böyle korku filmlerini. Haksızlık etmeyeyim, güzel sahneler tabi ki var. Alternatif işlere imza atan yönetmen Rich Ragsdale bu kez biraz daha genel izleyici kitlesine hitap etmiş. Yine de benim gibi her türlü korku filmine açık olanlar için "Ruhlar Evi" izlenebilirler kategorisinde sayılabilir."Dunkirk" Bazen sinemaya sığ bir bakış içine girebiliyorum. Tom Hardy, Cillian Murphy ve Aneurin Barnard'ın aynı kadroda yer alması bir filmi izlemek için yeterli olabiliyor. Sanırım kimi yapımcılar da benim gibi düşünüyor. Çünkü, artık 1 milyonuncu kez 2. Dünya Savaşı ile ilgili bir film çekilecekse işin içine başka uyarıcılar da girmeli. Yakışıklı askerler gibi! Savaşın karadan, denizden ve havadan anlatıldığı filmin yönetmeni Christopher Nolan. Savaş, dünyanın en korkunç eylemi. Bunu bir kez daha anlamak, Tom Hardy'i görmek, Aneurin Barnard gibi müthiş bir yeteneği izlemek isteyenlere önerilebilir."Bezm-i Ezel" Bu haftaki yerli korku filmimizin adı "Cinler ve bitirme projesi". İnsan kendine "iyi olmayacaksa yapma" demeyi bilmeli. Alevilikten, Hristiyanlığa oradan Museviliğe oradan da Müslümanlığa kadar pek çok din ve inanışa değinmeye çalışan hikaye, sonunda cinlerin duvarına tosluyor. Nerede durduğu belli olmayan yönetmen kafa karıştırıcı birçok şey anlatıyor. Hayat zaten zor, bir de cinlerle meşgul etmeyin bizi, lütfen! Ebru Eker, Berkan Tutu, Buğra Han Kirişoğlu'nun oyuncu kadrosunda yer aldığı filmi Aykut Can Demirel yönetiyor."Dünyada Bir Gece" Denizden babam çıksa yerim diyenler gibi ben de Jim Jarmush ne çekse izlerim. ABD'li yönetmenin 26 yıl önce çektiği, 1996'da İstanbul Film Festivali'nde gösterilen "Dünyada Bir Gece" bu hafta vizyonda. O döneme ait bir filmi şimdi sinemada izlemek belki ruhlara da iyi gelebilir. 90'ların ruhu kime iyi gelmez ki! Jarmush'un filmlerini izlerken kafamda hep şu cümle döner "her şey kendiliğinden olur". Yine öyle oluyor. Beş farklı şehirde, beş farklı taksi şoförünün bir gecesi öyle zahmetsiz ve kendiliğinden akıyor ki, 90'ların ruhunun sindiği sokakları içmek istiyor insan. Roberto Benigni ve Winona Ryder'ın en tatlı halleri de bu filmde."Rock'n Roll" 43 yaşında, hayatımızın baharında olduğumuzu düşünebiliriz. Aynı yaş, bir aktör için cehennem demek. Göbek yağları, kırışan mimik çizgileri, dökülen saçlar, uçmayan güvercinler... Çok sevdiğim Guillaume Canet, hem yönettiği hem de başrolünde yer aldığı "Rock'n Roll"da işte böyle bir hikaye anlatıyor. Filmin diğer başrolü karısı Marion Cotillard. İkilinin uzun süreli yol arkadaşlığı filme yansımış diyebilirim ancak bu birliktelik 2004'te de müthişti. "Cesaretin Var Mı Aşka" isimli filmi defalarca izlemiş olabilirim. Hatta hayatımın bir bölümünü o filmle anlatabilirim. O zaman gençliklerinin baharında olan Canet ve Cotillard bu kez olgunlaşmış halleriyle karşımızda. O zaman romantizm rüzgarları estiren ikili bu gün kara komedinin altında serinliyor. Bu hal de çok güzel. Guillaume Canet çok iyi bir aktör ve yönetmen. Cotillard, bu kez sahneyi tamamen ona bırakmış. Sonuçta haftanın en iyi ikinci filmi, izlemek lazım."Saklambaç: Ölüm Oyunu" Her hafta 2 yerli korku filmi izleyeceğiz, o anlaşıldı. "Saklambaç: Ölüm Oyunu" görece daha iyi bir iş. Biraz Amerikan işi, cinlerden uzak. Yerli korkulara katkısı yadsınamaz bir ismin, Murat Toktamışoğlu'nun süpervizörlüğünde çekilmiş. Uzun yıllar önce deliren ve birdenbire yok olan bir ailenin küllerinden doğuşunu izleyeceğimiz filmde yönetmen koltuğu 27 yaşındaki Samet Çakırtaş'a emanet. Dizi ve filmlerde yardımcı yönetmenlik görevini üstlenen Çakırtaş, bence işini ciddiye almış."Zombi Ekspresi" Bazen kalabalıklar o kadar sıkıcı geliyor ki, kendimi "bir zombi saldırısı olsa yeryüzünde 500 insan filan kalsak" şeklinde hayaller kurarken buluyorum. Bu hafta ruhu sıkılanların imdadına Güney Kore sineması yetişiyor. ABD'nin tekelinde gibi gözüken zombi, kurtadam ya da vampir hikayelerine bir de uzakdoğunun gözünden bakın derim. Müthiş sahnelerin yer aldığı filmde dalga geçilen zombilik makamı bu kez hakettiği yere oturuyor. Atletik, hızlı ve esnek Güney Kore insanının zombileşmiş halini düşününce, bir tren dolusu yolcunun hayatta kalma mücadelesini izlemek de ayrı bir keyif veriyor. Başarılı animasyonlarıyla tanınan Yeon Sang-ho'nun yönetmen koltuğunda oturduğu filmde Gong Yoo'nun yakışıklı suretini izlemek ayrıca keyifli demeden edemeyeceğim."Kiki İle Miki Alatura" Güzel bir gırnata solosu, Bulgaristan'da çalgıcılık yapan iki kardeş, ünlü olma hayalleri ve kötü adamlar. Bu değişkenler bir araya geldiğinde, çözmesi çok kolay "Kiki İle Miki Alatura" filmimiz ortaya çıkıyor. Belçika'ya uzanan macerada iki kardeş kendilerini çok değerli bir tablonun peşine düşen mafyatik adamların elinde buluyor. Değerli tablolar ve ünlü olma hayalleri, korku filmlerindeki cinler gibi klasik haline geldi. Bir de filmcilere desteğini her koşulda gösteren Fırat Tanış var. Bu filmde de rol alıyor aktör. Bu yüzden kendisine saygım sonsuz. Falcon, filmin yönetmen koltuğunda.




Bu haber 5718 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI