Ekonomide bu noktaya nasıl geldik
Ders alınsaydı eğer, Avrupa’nın hasta adamının küllerinden, ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın teminatı görenlerce yeniden var edilen bir ülkeyi henüz üzerinden 100 yıl geçmeden yeniden aynı duruma düşürmek mümkün olabilir miydi?

Ekonomide bu noktaya nasıl geldik


Yaklaşık 40 yıldır sürdürmekte olduğumuz, ulusal kaynaklarla yani vergi, vb. öz gelirlerimizle değil, dışarıdan gelecek borç parayla büyüme politikalarının yani ürettiğimizden çok tüketmenin, kazandığımızdan çok harcamanın doğal sonucu olarak geldiğimiz noktada dışarıdan borç almaksızın yaşayamaz -ne üretebilir ne de tüketebilir- hale gelmiş durumdayız.

Böyle bir durumla karşılaşıldığında, eğer bu süreçte, değerli bir doğal kaynak bulmadıysanız ya da teknolojik bir buluş ya da atılım yaparak, birim yatırım karşılığında daha fazla katma değer üretir hale gelmediyseniz ki bizim için böyle bir durum söz konusu değil, izleyebileceğiniz iki yol bulunuyor.

Birinci yol, borçlanmaya, borçlanarak büyümeye dayalı bu politikalardan vazgeçmek, ayağını yorganına göre uzatmak, bu gün sıkıntı çekme karşılığında geleceği kurtarmak.  Bunun için acı gerçekle yüzleşmeyi, ülkenin geleceği için siyaseten kaybetmeyi göze alabilmeniz, özür dilemeyi becerebilmeniz, ülkenin ve gelecek kuşakların çıkarlarını kendi siyasi çıkarlarınızın önüne koyabilmeniz gerekiyor. Durum böyle olunca da, bu yolun siyaseten çok da fazla taliplisi çıkmıyor. Diğer yol ise gerçeği yani bu günlere gelmekteki sorumluluğunuzu kabul etmeksizin, 1980’den bu yana, sağcı solcu fark etmez bir şekilde istisnasız tüm hükümetlerin yaptığını yapmak, sorunun daha da ağırlaşacağını bile bile, günü kurtarma adına ülkenin geleceğini ipotek etmeye -tabii ki hala ipotek edecek bir şeyler kaldıysa- devam etmek.

Eğer kendi yağınızla kavrulmayı unutmuş, 40 yıla yakın bir süredir borç parayla ödünç refah yaşamanın sorumsuzluğuna kendinizi kaptırmış, bizim gibi bir ülkeden bahsediyorsak, ikinci yolu seçtiğinizde de borca ulaşmanın kolay olmayacağını, şu an yaşamakta olduğumuz gibi, şartların geçmişten çok daha ağır olacağını bilmelisiniz. Hele ki,, ekonomiye müdahale konusunda ki en etkin ulusal araçlarınızı, son 38 yılda bizim yaptığımız gibi, “reform” ve “özelleştirme” adı altında kendi elinizle yok etmişseniz, bu durumun doğal sonucu, “ihtiyaç duyulan” borç paraya ulaşabilmenin sadece ekonomik olarak değil siyaseten de zorlaşıp, pahalanması oluyor. Yüz yıl önce yaşadığımızın benzeri şekilde yeni Sevr’lerle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Böyle bir durumda, ulusal paranız, ihtiyaç duyduğunuz yabancı paralar karşısında -halen yaşanmakta olduğu gibi- hızla değer yitirecektir. Bunun sonucu, borcunuzun milli gelire oranı ve enflasyon başta olmak üzere ekonomik göstergelerinizin hızla bozulduğu, söz konusu göstergeler bozulduğu için ulusal paranızın daha çok değer kaybettiği bir sarmala girmeniz olacaktır.

“TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR” DERLER

Sorunu çözümsüz hale getiren ise sarmalın kendisinden çok, bu sarmala girmenin/girdaba kapılmanın nedeni konusundaki gerçek dışı açıklamalar. Her şeyi söylüyor, sürekli başkalarını suçluyor, başkalarının eline bu kozu verenin,  40 yıla yakın süredir bilerek ve isteyerek uyguladığımız neoliberal küreselleşmeci yani borç parayla ekonomik büyüme politikalarının sonucu olduğu gerçeğini kabul etmiyoruz. Kendimizi aldatmamız dışında kimseyi ikna etmeyen açıklamalarla sorunu geçiştirmeye çalışıyor, bir şekilde bir şeylerin değişmesini umuyor, gelinen noktadaki kendi sorumluluğumuzu -siyasetçiler ve o siyasetçileri seçen seçmenler olarak- görmek istemiyor, bu da geçer diyor, ancak bedelinin ne olacağından bahsetmiyoruz.

Teşhis doğru yapılmayınca, tedavi de doğru olmuyor doğal olarak. Alınan, alındığı söylenen tüm önlemlere karşı TL’nin değer kaybı durmuyor, durdurulamıyor, birbirimizi ve kendimizi kandırmak adına boşuna zaman kaybediliyor, zaman kaybedildikçe ödenecek bedel ağırlaşıyor. Sonuç olarak, her koyun kendi canının derdine düşüyor, ulusal çıkarlar ekseninde bir politikanın uygulanması her geçen gün daha da zor hale geliyor.

“Tarih tekerrürden ibarettir” derler. “Eğer ders alınsaydı, tekerrür eder miydi?” diye soruyor, Mehmet Akif Ersoy. Ders alınsaydı eğer, Avrupa’nın hasta adamının küllerinden, ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın teminatı görenlerce yeniden var edilen bir ülkeyi henüz üzerinden 100 yıl geçmeden yeniden aynı duruma düşürmek mümkün olabilir miydi?

Ahmet Müfit

Odatv.com


Tarih: 08.09.2018 11:39