Bu cadde çıkmaz sokak


GÜNÜN YAZISI
info@pressturk.com
 
 


Muharrem Bayraktar YAZDI 

Darbe KHK’sının meydana getirdiği kafa karışıklığı ve kaos devam ediyor. Bu KHK’ya göre "Resmi görevleri olmasa da, 15-16 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu olmayacak”. Bu madde 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreci, bugünü, yarını kapsıyor mu? AKP sözcüsü Mahir Ünal’a göre kapsamıyor. Sadece 15-16 Temmuz'la sınırlı bir madde. Cumhurbaşkanı danışmanı Burhan Kuzu ise şöyle diyor: “İşin özeti şu: 15 Temmuz benzeri bir darbe veya terör saldırısı yeniden gerçekleşirse, bu ihanete müdahale edecek vatandaşlarımız kanuni olarak koruma altına alınacak." Burhan Kuzu, bir anayasa hukukçusu olarak ve muhtemelen KHK’nın hazırlanmasında katkısı olan bir kişi olarak sanırım KHK’nın perde arkasını sehven de olsa ağzından kaçırmış olsa gerek. İstediğiniz kadar “KHK’da muğlak bir ifade yok” deyin, aynı cümleyi iki AKP’li, Mahir Ünal’la, Burhan Kuzu bir birinden farklı bir mahiyette yorumluyorsa muğlaklık olduğu aşikar. Gazetemizin yazarlarından değerli hocamız Prof. Dr. Ünla Emiroğlu, son yazısında konu hakkında şu önemli tespitlerde bulunuyor: “Anayasa ve ceza hukuku açısından ölü doğmuş bir KHK’dır bu; Ceza hukukunun temel ilkesi, kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz! Buna 'suçların ve cezaların yasallığı' ilkesi diyoruz. İlkenin hukukumuzdaki yerine bakalım: Anayasa, madde 38 fıkra1: 'Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandıramaz…' Türk Ceza Kanunu, madde 6: 'Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez… Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.' İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme, madde 7: 'Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez.' (Bu sözleşmeyi kabul ettiğimizden iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.)  Terör ve darbeye teşebbüs, kanunlarımızda düzenlenmiş suçlardır, cezaları da belirlenmiştir. Suçların ve cezaların yasallığı ilkesine aykırı bir durum yoktur.  Oysa 696 sayılı KHK ile '15/7/2016 tarihli darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin…' suç olduğu ifade edilmiştir. Burada belirli olan suç, darbe girişimidir. Bunu anladık. Ancak 'terör eylemleri', '…devamı niteliğindeki eylemler' nedir, belli değil. Her bir eylemin yani suç sayılan fiillerin tanımının yapılması gerekirdi. Yapılsa dahi suç ve cezanın yasada belirtilmesi gerekir, KHK’da değil. KHK’yı 'kanunilik/yasallık' ilkesine yatırdığımızda bu ilkenin unsurlarından: - Suçların ve cezaların kanuna dayanması, - Kıyas yasağı (KHK’daki 'devamı niteliğindeki eylemler' kıyaslaması yapılmıştır.), - Suçların ve cezaların belirliliğine uymadığı görülmektedir. (KHK’da terör eylemlerinin ne olduğu belirlenmemiştir.) (Ünal Emiroğlu, 28 Aralık 2014, Yeni Mesaj) Tamam, kimse darbeyi savunmuyor ama darbeyi önleyeceğiz diye de kanunu, Anayasayı, uluslar arası hukukun temel ilkelerini, insan hakları evrensel beyannamesini ayaklar altına almamak lazım. “Ben yaptım oldu” mantığını terk etmek lazım. Ünal Emiroğlu’nu iyi okumak lazım.



YENİ MESAJ GAZETESİ



Tarih: 31.12.2017 13:26