Fanatik koleksiyoner

18 Şubat 2012 23:45
Okunma Sayısı : 810
Yorum Sayısı : 0
Renkli kişiliklerle 'röportaj' adı altında sohbet etmeye bayılıyorum. Onlardan biri de Hamdi Alkan (45). Oyuncu, yönetmen, mizahçı, yapımcı... O, güldürürken düşündüren bir adam
Ve adeta bir okul. Kimler ondan diploma almak için dirsek çürütmemiş ki: Beren Saat, Engin Akyürek... Günümüz komedyenlerine ilham kaynağı olan Hamdi Alkan gerçek bir koleksiyoner de. 18 yaşındayken eline ne geçerse biriktirmeye başlamış: Tesbihler, çakılar, kalemler, Atatürk resimleri, kartpostollar, jiletler... Ama Hamdi Alkan bu aralar üzgün. Babasını yeni kaybetti çünkü. Anlayacağınız bu; hem ağladığımız, hem güldüğümüz bir röportaj oldu
Babanızı çok yeni kaybettiniz ama sette çekimdesiniz...
Çok zor bir şey başarıyorum şu anda. Son 15-20 gündür dünyayı sırtında taşıyan adam gibiyim. Babamın kaybı beni çok derinden etkiledi. Ama o kadar çok şeyle uğraşıyorum ki acımı bile yaşayamıyorum. Gösteri devam ediyor. Yetiştirmen gereken kasetler var. Geçen hafta mevlüdünü okuttum, çok etkilendim. Babam, hayatımda çok başka bir yerde.
Bir erkek, babası ölünce mi büyür?
Valla iki şey söylerler: 1-) Bir erkek, babası ölünce büyür 2-) Bir erkek, babası ölünce ölmeye başlar. Bana sorarsan erkek babası öldüğü zaman çok eksiliyor (ağlıyor). Aklıma hep, çocukken beni denizde yüzdürmesi geliyor. Babamla sınırlı zamanlarım oldu. Egosu yüksek bir adamdı. Başmübaşirdi, adliyeciydi. Sevgisini belli etmezdi. Ettiğinde de 12’den vururdu. Üniversiteye gittiğim gün emekli maaşının hepsini rulo halinde elime verişini (ağlıyor), “Hadi oğlum, başarılar” deyişini hatırlıyorum. Bunlar çok güzel hatıralar. Sevilen şeyler kaybedildiğinde...
Hayata daha mı boş bakmaya başlıyoruz?..
(Derin bir nefes alıyor) Sana bir şey söyleyeyim mi? Benim için hayat ve insanlar çok değerli ama böyle bir durumda ailenin önemini anlıyorsun. “Dünyanın sonu ölüm, koyver gitsin” değil. Nasıl ve nerede olursa olsun, nasıl yaşarsan yaşa, hayatı daha çok doldurmak zorundasın. Ben bir şey keşfettim: Acı bir itiraf aslında, ilk kez sana söylüyorum, yıllarca kendimi hiç sevmemişim. Bu yüzden hatalarım olmuş, inmişim-çıkmışım, başka yerlerde aramışım sevgiyi. Eşimle, dostumla problemler yaşamışım. Artık kendimi sevmek istiyorum. İki çocuğum var, hayatım onlarda devam edecek.
İnsan kendini sevmeden nasıl yaşayabilir ki?
Yaşamışım işte. Ahhh var ya; insanın kendine yatırım yapması, kendini sevmesi kadar güzel bir şey yok. Elektrik mühendisiyim ama hayatı el yordamıyla öğrendim. Çok tokat yedim, kendime çok tokat attım. Olduğun yaşı sevmek, bedenine saygı duymak... Kendime çok kızıyorum. Şu kilolardan kurtulmayı kafama koydum. 10 kilo verdim, daha da vereceğim. Memelerim küçülmeli, göbeğim erimeli...
“Bu yaz mutlaka bir komedi çekmeliyim”
‘Çocuklar Duymasın’ın ilk yapımcısı sizmişsiniz.
Yapımcı kimliğimle ön plana çıkmadım hiç. Oysa birçok dizide katkım ve payım vardır: ‘Çocuklar Duymasın’, ‘Ayrılsak da Beraberiz’... Daha çok oyunculuk yaptım ve keskin bir dönüş yaparak yönetmenlik koltuğuna oturdum. Başarılı da oldum ki senelerdir işlere imza atıyoruz.
Yapımcılık, yönetmenlik, oyunculuk... Hepsi bir arada zor olmuyor mu?
Herşeyi tek başıma yapma derdinde değilim. Güzel bir senaryo yazılsın, ben oynayayım. Ya da iyi bir hikaye bulayım, çekeyim. Farklı seslerin bütünleşip başka bir armoni çıkarmasına çok inanırım. Daha keyifli olur. Bunun örneklerini de yaptığım bütün filmlerde yaşadım. Bütün filmler dediğim, iki tane film (kahkahalar)... Böyle bir havalara girip...
Bu yaz ‘Çanakkale’ filmi çekmeyi düşündüğünüzü duymuştum.
Turgut Özakman hocamızın yazdığı bir Çanakkale belgeseli var. Onun üzerinde çalışıyoruz. Bu yaz çekeceğiz ama maddi sıkıntıları çözebilirsek. Bir de bu yaz kesinlikle bir komedi filmi yapmalıyım. Çok keyifli bir teklif var. Bir baba-kız hikayesi. Yönetmeyi çok istiyorum.
“Gazman’ı film yapmak vardı...”
5 sezondur ‘Arka Sıradakiler’i çekiyorsunuz. Çok uzamadı mı?
TNT de istedi. “Fanatiklerimiz var, diziyi seviyorlar” dediler. Benim de şu anda zamanım var. Bir projem vardı ama erteledik. Deprem hikayesiydi. Bahar ayları için bir proje var. Bir de eylülde gösterilecek bir projeye çalışıyorum. ‘Arka Sıradakiler’ alışık olduğum işti, bu süreçte kabul ettim teklifi. Hem neden olmasın? Bu diziden 200-300 insan ekmek yiyor. Yeni diziye başlayıp 6 bölümde kalkmasındansa seyircisi olan bir diziyi devam ettirmek daha mantıklı geldi. Yeni oyuncular da geldi kadroya. Van depremine de değindik, atanamayan öğretmenlerimizin sorunlarını da işledik.
Dizide ‘Yadigar’i oynayan Temmuz Karikutal’i engelli olduğu için çıkarttığınız yazıldı. Doğru mu?
Öyle birşey olabilir mi? Bir kere o engelli değil, bir kaza geçirdi. Maalesef 8-9 ay da sete ara verdi. Geçtiğimiz sezon benim son çektiğim bölümlerde de oynadı.
Reyting Hamdi döneminde çok fazla sayıda tipleme yaptınız (Gazman, Cino, Yarmagül). Çok da sevildi. Neden siz de Şahan Gökbakar gibi tek tipleme ile film yapmadınız?
Gerçekten de Yarmagül’leri, Gazman’ları film haline getirseydim müthiş bir şey olurdu. Günümüzdekiler, fazla hikaye bütünlüğü olmayan ama eğlendiren filmler. Ama o da bir tarz. Öyle filmler de olmalı.
‘Beren Saat’i görür görmez yıldız olacağını anladım’
Beren Saat’i, Engin Akyürek’i siz keşfetmişsiniz.
Beren ve Engin, beni çok aramasalar da sevdiğim isimler (gülüşmeler). Sitem değil bu ama hayatım boyunca insan ilişkilerine önem verdim. Onların başarısına vesile olmak, alkışlamak güzel. Beren son dönemin starıdır. Engin de öyle.
Yarışmaya ilk geldiklerinde nasıllardı?
‘Türkiye’nin Yıldızları’nın Ankara’daki seçmelerini yaparken Beren içeri girdi. “Türkiye’nin yıldızı geldi” dedim. Böyle baktılar bana. Çelimsiz duran, incecik, zarif bir hanımefendi vardı karşımızda. Gözlerinden yansıyan o ışığı gördüm. Nefis bir ingilizce parça okudu orada, müzik kulağı da muhteşemdi. Yarışma boyunca birlikteydik. Hatta sonuçların açıklanacağı 13. haftada yarışmacılar hocalarla birlikte oynadı. Beren’ın rol arkadaşı bendim. Titanik’te biten bir plaj çapkınının hikayesiydi. Beren çok sevdiğim bir oyuncu. Allah yolunu açık etti ve yürüyüp gitti. Engin de öyle. Engin mesela, sürpriz oldu. Bende güçlü adaylar vardı, Engin aralarından sıyrılıp çıktı.
“Bülent Ersoy kendine gülmekten yere düştü”
Bülent Ersoy’u da çok yapmışsınız.
Onun bir süt banyosu tiplemesi vardı. Onu yaptım, “Ayol, izlerken koltuktan düştüm gülmekten” dedi. Tiplemeleri herkes sever.
Son dönemde mizahcılar siyasi espri yapmaktan çekinir oldu. Aynı şeyi siz yıllarca yapmıştınız. Bugünkü şartlarda yapabilir miydiniz?
Mizah eleştirmeli, ısırmalı, birilerinin canını acıtmalı. Aksi halde o, mizah olmaz. 90’lı yıllarda daha çok mizah yapılıyordu. Ama dönem çok renkliydi o zaman. Şimdi mesela ben, Başbakan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun atışmalarını yapmak isterdim. Kişiliklerine ve ailevi meselelerine çok bulaşmadıktan sonra, sorun olmaz. Bence Başbakan da anlayış gösterirdi. Hatta onun tiplemesi yapılsa hoşuna gider diye düşünüyorum. Çünkü hepimizin gülmeye ihtiyacı var. Yeter ki ölçü kaçmasın.
Bu zamana kadar tiplemesini yaptığınız siyasetçiler arasında sizi en keyiflendiren hangisiydi?
Hiç yapmadıysam 500-600 kere Demirel’in tiplemesini yapmışımdır. Rahmetli Bülent Ecevit’i yaptım... Ben çok kilo alınca başka bir arkadaşım yapmaya başladı. Ahmet Necdet Sezer’in tiplemesini televizyonda ilk yapan benim. Kenan Evren mesela... Çok yaptım.
Tepki göstermediler mi?
Hiç görmedim. Beni gördükleri zaman gülerler, arada selam gönderirler, teşekkür ederlerdi. Ben Lady Diana’yı bile yapmıştım. Sibel Can, Seda Sayan tiplemem çok iyiydi. Geçenlerde düşündüm de; bizler mizahın tarihini yazmışız. Bin Ladin mesela, öldürüldü. Saddam en meşhur tiplemelerimden biridir. Kaddafi enteresandı. O dönem başbakan, Erbakan’dı. Kaddafi onu ziyarete gelmişti. Deveyle İstiklal Caddesi’nde hicvetmiştim onu. Özellikle Erbakan-Çiller dönemi benim en keyif aldığım zamandı. Çok renklilerdi.
JİLET, KALEM, CAKI, KART, AFIS KOLEKSIYONUM VAR’
Hobinizi sormuyorum, çünkü biliyorum. Siz, sıkı bir koleksiyonersiniz. Nereden çıktı bu merak?
18 yaşından beni koleksiyon yapıyorum. Onca şeyi aslında ruhuma da yük toplamışım (gülüşmeler).
İlk ne biriktirdiniz?
Okul çöplüklerini karıştırıp not defterlerini biriktirmeye başladım. Öğretmenlerin not defterleri bana sihirli kitap gibi gelirdi. Önce fotoğrafsızdı, sonra fotoğraflı oldu. Ağabeyim, kesik filmleri toplardı makina dairelerinden. Gündüz matineleri vardı. Ben de onunla gittim, filmlerin çürüyen, sansürlenen parçalarını topladım. Böyle başladı.
Başka?..
Hayat Ansiklopedisi vardı eskiden. Babam fasikülleri toplamıştı, onları seyretmek hoşuma giderdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün imzalı objeleri, kartvizitleri, 4-5 tane ıslak imzalı fotoğrafı var. Hiçbir yerde olmayan bir fotoğrafının arkasında ‘Selanikli Kemal’ yazıyor. Arkadaşına, Hüsrev Gerede’ye imzaladığı bir kitap da benim elimde. 1940-50’lerden önceki kartvizit, kartpostal, imzalı kitaplar var. Hepsine ciddi de para yatırmışımdır.
Jilet koleksiyonu bile yapmışsınız...
(Gülüyor) Özellikle ambalajları o kadar güzeldir ki. Berberlerde usturaların içine konan o jiletleri bilmez çoğu kişi. Ben onların dizaynını, ambalajını severim. Ne ara yaptıysam kibrit koleksiyonum bile varmış. Eski İstanbul fotoğrafları da... Özellikle İstanbul’un çok hızlı değiştiği 1960 sonrası... Menderes hükümeti... Eski dönem Osmanlı fotoğrafları koleksiyonum var. Osmanlı’da fotoğraf çektirmek o kadar kolay değil. Baskılı, tuğralı... Anadolu kartları topladım mesela. Memleketim Antakya’nın en geniş arşivi bendedir. Ohooo, film afişleri bile var: 1940 ve 1960 arası Yeşilçam afişleri...
‘SERVET HARCADIM’
Bu kadar şeyi nereye ve nasıl sığdırıyorsunuz?
Koleksiyoner sadece alan değildir, sattığım da oluyor bazen. Ama evet, sığmıyor artık. 1800’lerden kalma kalemler, çakılar, bıçaklar, resimler... Evin alt katı dolu. Ben lükse değil, bir şeyleri korumaya para yatırıyorum.
Bu kadar birikime servet harcamış olmalısınız.
Rakam bilemem ama o kadar çok harcadım ki. Bak şu anda kar yağıyor İstanbul’da... Eskiler anlatır; insanlar buz tutan Boğaz’da yürümüş. Üç kere yaşanmış bu olay: 1890, 1929, 1950’de... Bendeki resimler 1929’dan kalanlar. Bak işte; Fenerbahçe-Göztepe yolunda 2 metre boyunda buz ve kar...
Canan Hanım bu duruma isyan etmiyor mu?
Canan ne dese haklı bu konuda. Onların hayatını çok kısıtladım. Koleksiyonları başka bir eve taşıyorum artık. Üst üste çekmecelerde oluyorlar. Sevemiyorsun onları. Sevemeyince yabancılaşıyorsun. Bir gün gelecek bunlar da bir yerde değerlenecek.
‘Şöhretin ne olduğunu canım yanarak öğrendim’
Şöhret canınızı yaktı mı?
Hem de çok yaktı. Ama yine de “Keşke olmasaydı” dediğim şeyler yok. Artık akış diye bir şeyin olduğuna inanıyorum. Olması gereken oluyor, önüne geçemiyorsun. Yine de bir şekilde ayarlamayı başardım. Ailem dağıldı, tekrar toparlamak için çok mücadele verdim. Şöhretin ne olduğunu biliyorum. Şöhret denen o tehlikeli manyak şeyin sarhoşluğu ile insanların nasıl sapkınlıklar yapabileceğini biliyorum.
22 yıllık evliliğiniz var. Nasıl gidiyor?
Çok iyi arkadaş olarak yürütmeye çalıştığımız bir ilişkimiz var. En önemli şey, saygıyı koruyabilmek. Canan çok değerli bir insan. İki de kızımız var: Ayşe ve Zeynep. Zeynep konservatuarda. Ayşecik 5 yaşını bitirdi.
Kız babası olmak nasıl bir şey?
Geçen gün hastalandığımda bana su veren, süt veren 13 yaşında bir kızım var. Dünyada bundan daha güzel bir duygu olamaz. Kız çocuklarım olduğu için çok mutluyum.
‘Cem Yılmaz daha akıllı filmler yapabilirdi
Siz kimlere gülüyorsunuz?
Ata Demirer, Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz çok yetenekliler. Şu anda programını yaptığımız İsmail Baki Tuncer’i de yetenekli buluyorum. Mesela Cem, takdir ettiğim ve zeki bulduğum bir insan ama filmlerinde kendini tekrar ediyor. ‘Gora’dan başladı, ‘Arog’ ve ‘Yahşi Batı’ ile devam etti. Absürt ve gerçeğin harmanlandığı, biraz karmaşık işlere yöneldi. Daha akıllı filmler yapılabilir. ‘Av Mevsimi’nde ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu bir kez daha gösterdi. Şahan’ın kulvarı belli; abartılı tiplerin filmini yapıyor. Skeç diyelim onlara (gülüyor).
Şahan Gökbakar’ın tuttu diye ‘Recep İvedik’in serisini çekmesi ‘başka birşey yaparsam tutmaz’ korkusunun göstergesi mi?
O korku kesin yaşanır. Bir mantık hesabı yapıyor Şahan: Her film 3.5-4 milyon seyirci çekiyorsa, yarısı olan 2 milyon bile ciddi bir sayıdır. Ata’nın mesela, son filmine giden arkadaşlarım, çok tebessüm etmediklerini söylüyorlar. Ama bu bir endüstri oldu. Ata, Şahan, Cem Yılmaz marka değerleri yüksek, gişeleri olan isimler.
Galiba siz Şahan’ın, Ata’nın önünü açmışsınız.
(Gülüşmeler) O konuda biraz içim yanıyor. Şu anda, özel uçağımla Japonya’ya giderken bu röportajı yapıyor olabilirdik (kahkahalar). Ben mutluyum yaaa. Çok güzel iki film yaptım: ‘Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım’ ve ‘Dersimiz Atatürk’. Atatürk’ü anlatan filmi 900 bine yakın çocuk seyretti. O beni mesut etti. Ama kesinlikle gaza geldim, bir film yapacağım.
E
810
Yorumlar
Bu habere ilk yorumu siz yapın