Kenan İmirzalıoğlu'ndan samimi açıklamalar

Kenan İmirzalıoğlu'ndan samimi açıklamalar 24 Nisan 2012 14:59

Okunma Sayısı : 24211
Yorum Sayısı : 1
 

Ekranda reyting rekorları kıran 'Ezel' dizisinin ardından dinlenmek isteyen Kenan İmirzalıoğlu, reklam ve film işine ağırlık verdi.

 

İki sezon boyunca her pazartesi seni ekranda görmeye alıştık, özlettin kendini. Sende durum ne, ’böyle iyiyim’ mi diyorsun?
Ben zaten iki sezonluk her çalışmanın arkasından böyle bir ara veriyorum. ’Deli Yürek’ten sonra da ara verdim, ’Alacakaranlık’tan sonra da, ’Acı Hayat’tan sonra da. ’Ezel’den sonra da öyle oldu. 
Yani ’yüzümü dinlendireyim, Ezel’i unutturayım’ gibi bilinçli değil, gayet insani bir ihtiyaç mıydı seninki?
İnsanlara iki yıl boyunca bir şeyler izlettiriyorsunuz, ondan sonra hemen koştur koştur yeni işe başlayıp ’hadi şimdi buna inanın’ demek bana doğru gelmiyor açıkçası. Oradan kazanacağım para da beni pek cezbetmiyor. Yapanları yargılamıyorum ama ben böyle düşünüyorum.

CEPHEDE SAVAŞIYORSUN!

Bir şeyleri kaçırmış, sektörün uzağında kalmışsın gibi hissettirmiyor mu bu ara vermeler peki?

Hiç öyle hissetmiyorum. Bu aralar çok iyi geliyor çünkü 90 dakika cenderesi hakikaten çok ağır. Dizi devam ederken özel hayatımıza, kendimizle ilgilenmeye vakit bulamıyoruz. Tekrar bir dizi projesiyle ekrana döneceğim zaman; tamam ’inşallah iyi gider, herkesi heyecanlandırır’ diye düşünmenin yanı sıra, her hafta o 90 dakika gözümde büyümüyor da değil. Bunun daha insani koşullarda yapılması gerek artık. Hem işimi yapayım, hem hayata karışayım diyemiyorsun. Hayat geçmiş gitmiş oluyor. 

Bir dizide oynamanın maddi manevi kazandırdıkları kadar, kaybettirdikleri de var. İki sezon bir dizide oynarken neleri kaçırıyorsun?
Cephede savaşıyorsun resmen! Sinema sektöründesin ama sinemaya bile gidemiyorsun, kitap okuyamıyorsun, tiyatro oyunu izleyemiyorsun. Setin gece bitmiş diyelim, sabah yine erkenden sette olman gerekiyor fakat sabah vücudun kalkmak istemiyor yataktan çünkü yorgunsun! Bir de ertesi günün sahnelerine çalışman gerek. Üstelik Ezel gibi bir karakteri oynuyorsan, düşün! ’Yalan Dünya’ gibi olsa biz de eğleniriz fakat ağır dramatik olaylar var, büyük sahneler var, oyun içinde oyun var. Role inandırmak gibi bir derdin varsa bunları içselleştirmen gerek, önce senin inanman gerek. Bütün bunların içinden uyuduğun saati de çıkarırsan, Ezel karakteri aslında iki yıl boyunca Kenan’dan daha fazla yaşamış oluyor, en büyük kaybım bu işte. 

Hayat kaçtıktan sonra parayı ne yapayım diyorsun...
Kesinlikle! Yaş ilerledikçe bunların daha çok farkına varıyorsun. 

Yaş ilerledikçe derken? 
37’yiz artık. Yolun yarısını devirince, daha bir farkına varıyorsun, değerlerin değişiyor.

ŞENER ŞEN’E BAKIN...

Ancak maddi anlamda doyunca ’değer mi’ diye düşünmeye başlıyor insan, değil mi? 
İşin doğal süreci bu... İlk başta hiçbir şeyin yok ama enerjin var, maddi manevi açlığın var, hırsın var. Ayrıca ilk başladığımızda 90 dakika değildi bu işler... İlk başlarda sorgulamadan yapıyorduk belki de, sadece yapıyorduk... Fakat şimdi hakkıyla yapmamız lazım çünkü işlerimiz yurt dışına da satılıyor. Bunların kalitesinin yükselmesi için de tek ihtiyacımız olan zamanı kısaltmamız, ki oyuncular kendileriyle ilgilensin, kendini geliştirsin, hata yapmasın. 

Peki 37 yaşına gelip, jön klasmanından yavaş yavaş uzaklaşıyor olmak nasıl hissettiriyor? 
Hiç "Ben jönüm" diye çıkmadım ortaya, ben oyuncuyum! Böyle baktığında da, oyunculuk macerası devam eden bir iş, futbolculuk gibi değil. İşte Şener Şen... 70 yaşında, halen çok kıymetli bir oyuncu, halen herkes projesinde onun olmasını ister.

PARA KONUŞULUNCA BEREKETİ KAÇAR

Yeni sezon için anlaşmayı yapmışsın bile. İzleyicileri neler bekliyor? 
Erken daha... 

Halihazırda bir senaryo var mı? 
Üzerinde konuştuğumuz bir proje var ama daha olgunlaşma aşamasında. 

Yeni sezondaki projen için 4 milyon dolarlık rakam telaffuz ediliyor; doğru mu diye soracağım ama... 
Biraz abartılı bir rakam. Bu işlerin ekonomisinin konuşulmasını doğru bulmuyorum, bereketi kaçar. (Gülüyor)

’EZEL’İ UNUTTURMAK GİBİ BİR DERDİM YOK

’Ezel’ sende nasıl bir iz bıraktı? Öyle etkili ve sıra dışı bir projeydi ki, o karakterden sıyrılıp kurtulmak mümkün oldu mu? 
Rolden sıyrıldık, artık geride kaldı o iş ama keyfi geride kalmış değil. Hâlâ ’Ezel’i yapmanın gururunu ve keyfini yaşıyorum. Çünkü ’Ezel’, kurgusuyla, rejisiyle, çekimiyle, kadrosuyla Türk televizyon sektörü için çok özel, çok önemli bir işti; çok özel bir takım kurulmuştu. İçinde olmasam da söylerdim bunu; çıtayı yükseltti o dizi. Onun rüzgarıyla da çok iyi işler yapılıyor.

KIYASLANMA KADERİM OLDU 

Sokaktaki insanlara unutturabilecek misin o karakteri?
 
İnsanlara unutturmak gibi bir derdim yok, unutmasınlar zaten. (gülüyor) 

Yeni sezonda başka bir rol oynayacaksın; ya ’Ezel’den izler ararlarsa, ’Ezel’le karşılaştırırlarsa? 
İnsanlar muhakkak karşılaştıracak, öncekiyle kıyaslayacak... Hele de bizim toplumda karşılaştırmadan bir şeyin değerini belirlemek mümkün değil! Oysa ortada bir değer varsa karşılaştırma yapmadan o değerin adını koyalım. Zaten bu durum benim kaderim oldu, ’Deli Yürek’ten beri hep sorulur: "Miroğlu ’Deli Yürek’te çok dominanttı, onu unutturabilecek misin?" Bir sonraki yaptığın işte inandırıcı olursan, hikayen güçlüyse tabii ki unutturursun, ki bak şimdi ’Ezel’i konuşuyoruz...

BIYIK İŞİ ZOR!

Başka bir iş yapsaydın, yine bu kadar başarılı olur muydun? 

Olurdum. Neticede sevdiğim bir işi yapardım; sevince de yaparım. 

Boş zamanlarında ne yaparsın?
Müzik dinlerim, spor yaparım, çiçeklerime bakarım. 

Çiçekler?
İki bonzaim, bir gardenyam var. Bir yıldır çiçek almaya çalışıyorum ondan, hâlâ alamadım. Bir de annemin çeyiz çaydanlığının içinde yetiştirdiğim pembe menekşem var. Toprak çocuğuyum ben, köyde doğdum. 

Bıyığa alıştın mı?
Pek konforlu bir durum değil açıkçası, zor. Rol icabı bıraktım. 

Sürekli elin gidiyor, buruyorsun... 
Gıdıklıyor çünkü!

GAZABI OLAN ÜÇ ŞEY: SERVET, ŞÖHRET VE ŞEHVET

Şöhretle kafayı yememeyi, kendini kaybetmemeyi nasıl başarıyorsun?
 
Şöhretli insanlar gazabı olan üç şeye sahiptir; servet, şöhret, şehvet. Bu üç tehlike hemen burnumuzun dibinde. Bunları dengede götürmek kolay değil. Bunun için, kendini Kaf dağının tepesine koymayacaksın, ’işimi yapıyorum’ diye bakacaksın. Öbür türlüsü kolay taşınacak bir yük değil. Yaşadığım topraklar, inançlarım ve ailem beni korudu. Bedenimin aldığı iltifatlara kanıp ruhumu ihmal etmemeye çalışıyorum ben. 

Normal insanlar gibi yaşayamamak peki, ’değer mi’ sorusunu sordurtuyor mu zaman zaman? 
Elbette. Mesela daha önce yurt dışına kaçtığım zaman rahat ediyordum, şimdi o da kalmadı. Avustralya’ya gittim, plajda insanlarla çektirdiğim fotoğraflar ben gelmeden internete düştü, şaka gibi! Burada da "Kenan, kız arkadaşından ayrıldı; orada gününü gün ediyor’ diye yazdılar. Bence kimse Hollywood’da ünlü olmaya çalışmasın, kaçacak yer kalmayacak! (Gülüyor) 

Acıklı buluyor musun halini?
Öyle hissediyorsan başka bir yol seçmelisin. Eğrisi doğrusuna denk geliyor; şöhret hayatı zorlaştırırken bir taraftan öyle içten sarılıp dua ediyorlar ki, kötü şeyler siliniyor. Yazık olacak bir durum yok.

DAHA OYNAYACAK BİR SÜRÜ DELİKANLI ROLÜ VAR

Kıvanç Tatlıtuğ’la karşılaştırılmak rahatsız ediyor mu?
 
Bu yeni değil ki, bu işe başladığım günden beri hep birileriyle karşılaştırıldım. Hâlâ birileriyle karşılaştırılıyorsam, bu bir başarıdır. 

Kıvanç Tatlıtuğ’un gelişimini nasıl buluyorsun? 
Takdirle izliyorum. İşine emek veriyor ve karşılığını alıyor, seyirciler de bunu görüyor. Konuşuyoruz da... Beğendiğim bir sahnesi olduğunda arayıp tebrik ediyorum. Çok etkileyici bir yolculukta bence. 

’Tek tip rol’ün adamı eleştirilerine ne diyorsun?
Ciddiye almıyorum. 

’Delikanlı rollerin’ adamı olmaktan sıkılmadın mı? Böyle bir yakıştırmayı kabul etmiyorum çünkü daha oynanacak bir sürü delikanlı rolü var! Yan yana getirin koyun Miroğlu, ’Yazı Tura’daki Hayalet Cevher, ’Yandım Ali’deki Ali, Devran, Ezel... Bunların hepsi aynı adam mı? 
Hepsi de maço ve sert abiler aslında ... Benden nasıl bir tip çıkarmayı bekliyorsunuz? (gülüyor) 

Reyting garantili oyuncu olmak nasıl bir his? 
’Reyting garanti’ mevzuuna çok katılmıyorum açıkçası, esas olan hikayedir. Ben her zaman şunu iddia ettim: Bir elin parmağı kadar üst lig oyuncusu lokomotifi götürür fakat raylar olmazsa lokomotif hiçbir yere gidemez. Raylar da bu işin senaryosu, hikayesidir.

"DERVİŞİ DE, SARHOŞU DA OYNARSIN BUNDAN SONRA"

Hep ayakları yere sağlam basan biri mi oldun, bizim bilmediğimiz aşırılıkların, çılgınlıkların var mıdır?
 
Genel olarak yoktur ama denemelerim oldu (gülüyor) 

Mesela? 
Yani daha rahat davrandığım zamanlar oldu ama ertesi gün de pişman oldum. "Kenan sen bu değilsin, hiç zorlama oraları" dedim. Çünkü köyde bile, Mustafa’nın oğlu olarak asla küfür etmedim. Aslında oyuncunun özgür olması, yırtık olabilmesi lazım fakat hayat yolculuğunda oralarda hiç gezinmediyseniz, zorlanıyorsunuz. Mesela ’Deli Yürek’te romantik bir sahne vardı, partnerimin saçını okşayacağım... Kızın saçını yolmuştum! O utangaçlıktan olamadı. 

Öpüşmedir, sevişmedir... Böyle sahnelerde peki? 
Başlarda zorlanıyordum... 

Anne-babadan tepki? 
Onu biz ’Yazı Tura’da yaşadık... ’Yazı Tura’nın galasına gelmişti bizimkiler, gidip amcamı uyarmıştım çünkü sevişme sahneleri var, kokain çekiyorum, acayip hareketler falan... Amcam da babama gidip "Abi film biraz karışıkmış, istersen gidelim" deyince, babam "Madem izlemeyecektik niye geldik!" diyor. Filmi izledik, ışıklar yandı, arkaya dönüp baktım: Bizimkiler el ele tutuşmuş, ’yazık bu çocuklara’ diye ağlıyorlar. Yani bir RT ÜK kafasıyla bakmıyorlar. Zaten anneme anlatmıştım önceden hikayeyi, o da "Oğlum artık bu senin mesleğin, bu saatten sonra sarhoşu da oynarsın, dervişi de oynarsın" demişti.

JÖN DEĞİL OYUNCU OLMAK İSTEDİM

Şu an çekimleri süren ’Uzun Hikaye’de nasıl bir Kenan İmirzalıoğlu var?
 
Buradaki adam Bulgaristan göçmeni... Şehir karmaşasında sahip olup da farkına varmadığımız, unuttuğumuz değerlere inanan, bütün fakirliği içerisinde küçücük şeylerle mutlu olan ve bunlarla etrafını da mutlu edebilen bir adam. Filmde de onun, karısı ve çocuklarıyla verdiği hayat mücadelesi anlatılıyor.

MUTLU OLMAYI UNUTTUK 

İlgini çeken öncelikle hikaye miydi, Osman Sınav faktörü müydü?
 
Bu Mustafa Kutlu’nun bir hikayesi, Osman Abi (Sınav) 2002 yılında vermişti bana okumam için ve çok sevmiştim. O günden beri de konuşuyoruz bu hikayeyi. Onun o yaşam coşkusu, hayata bir çocuk gibi, her an güzel bir şey olacakmış gibi bakması beni etkiledi. Çünkü küçük şeylerden mutlu olabilme becerisini unuttuğumuzu düşünüyorum. 

10 yıl neden beklediniz peki?
Deli Yürek’in arkasından yapacağımız ilk sinema filmi bu olacaktı, fakat senaryosu bir türlü oturtulamıyordu. Senaryoya dönüşümü zor olan bir işti. Sonra araya ’Bumerang Cehennemi’ girdi. Geçen sene "Yazdırdım senaryoyu, bak bakalım" dedi, okuyunca "Tamam, kitabın ruhu geçmiş" dedim, yola çıktık. 

Yani ’Uzun Hikaye’ araya girmese dinlenecek miydin? 
Film olmasaydı başka bir şeyler olabilirdi. 

Yani durmazdım, diyorsun? 
Durdurmazlardı! (gülüyor) 

Vaaay, bu noktaya gelmek güzel şey. Hayalini kurmuş muydun bu noktanın? 
Açıkçası hiç öyle hedefler koymadım kendime. Sadece durumlar karşısında kendi tavrımı, hissiyatımı koydum ortaya, inandığım şeyler de beni bu noktaya getirdi. Ama kendime hep sordum "Senden oyuncu olur mu?" diye. Mesela dört yıl ’Deli Yürek’te oynayıp 40 milyon kişi beni alkışlarken; ben "Sadece doğru bir hikayeyle buluştun Kenan, senden gerçekten oyuncu olur mu?" diyordum. 

Yani bu kadar ayakların yere sağlam basıyordu öyle mi? 
Tabii ki çünkü ben matematik okumuş bir adamım, ’Dayı’nın dediği gibi, "Şüphe her zaman kulağımın dibindedir." Kendime şüpheyle baktım çünkü buna net karar verip yolumu belirlemeliydim.

"HALA ARIYORUZ KENAN" 

’Tamamdır, bu yolda devam et’ dedirten ne oldu peki?
 
2005’te Amerika’ya gittim, orada Actors Studio’da 35 yıl aktörlük yapmış önemli bir hocadan ders aldım. Türkiye’deki durumumu bilmeyen, beni bilmeyen bir insanın gözünden bilmek istiyordum durumumu. Ona önce ilk filmimi, sonra ikinci filmimi verdim. "Sen sadece çalış" dedi bana. 

Sen kendini ne zaman onayladın, ’tamamdır’ dedin peki?
O yolculuk hep devam edecek. Haluk Abi’ye (Bilginer) "Abi ne kadar güzel oynuyorsun" dediğimde, "Arıyoruz Kenan" dedi. Haluk Bilginer arıyoruz derken ben ne diyebilirim ki Şirin! (gülüyor) 

 İlle de vardır ’oldu işte’ dediğin bir zaman? 
’Yazı Tura’ filmi o güveni verdi bana.

YENİLENEN BİR MARKANIN YÜZÜ OLMAK HOŞUMA GİTTİ

İlk kez bir erkek giyim markasıyla çalıştın sanırım. Nasıl olmuş da seni kaçırmışlar?
 
Kip’e kısmetmiş! Teklifler vardı ama çok istediğim bir iş olmadı bugüne kadar. Kip çok saygın bir marka, bana da çok saygın bir şekilde yaklaştılar. 30 yıllık bir firmanın yenilenme sürecinde birlikte çalışmak hoş oldu. Yani benim için sadece para işi değildi bu; markalarını getirmek istedikleri yerle beni özdeşleştirmeleri hoşuma gitti. 

Bir markanın yüzü olmak, onun sorumluluğu nasıl bir şey?
Onlar zaten benim var olan halimden memnun oldukları için ekstra bir şey yapmıyorum. Sadece sık sık onların kıyafetlerini giyiyorum, çok şık ve kaliteli kıyafetleri var. 

Kip ilanlarında nasıl bir adamı temsil ediyorsun? 
Tek başına ama yalnız değil. Çantası yanında çünkü maceraya açık yani her an gidebilir. Kendinden emin ve mutlu. 

Modayı takip eder misin?
Trend yaratan yerlerden, bilinen markalardan alışveriş yaptığım için modayı da takip etmiş oluyorum dolaylı olarak. 

Aslında şöhretli isimlerin giydikleri moda olmuyor mu genelde? 
Evet, modayı biz mi takip ediyoruz bizden mi moda çıkıyor bilmiyorum aslında. (Gülüyor) Şaka bir yana, modayı takip etsem de geçişleri çok hızlı yapamıyorum. Mesela geniş paçadan dar paçaya çok hızlı geçenlerden değilim, göre göre alışırsın ya, ben onlardanım işte. 

Çekimlerde seni zorlayan kıyafet oldu mu? 
Olmadı çünkü Kip’in Türk erkeğini zorlayacak bir tarzı yok; daha çok yenileyecek, yeni şeyler katacak renkleri, çizgisi ve kalıpları var. ’
asla giymem’ demem... 

Spor giyinen biri misin yoksa ciddi takılmayı mı seversin? 
Genelde sporumdur; kumaş pantolon ve takım elbiseleri özel hayatımda az kullanırım. 

Hayatta giymem dediğin ne var? 
Moda öyle bir şey ki bütün kalıplarınızı değiştirebilir, o yüzden ’asla giymem’ demem hiçbir zaman! 

Senin için trendleri takip eden, zaman zaman dolabını yenileyen bir imaj danışmanın var mı? 
Sürekli biri yok fakat alışveriş yaptığım yerlerde, sözlerini ciddiye aldığım, önerilerine güvendiğim insanlar var, onları dinlerim. 

Kendine en çok ne alırsın?
Ayakkabı! Ayağım 46 numara olduğu için, beğendiğim ayakkabıları buldum mu kaçırmıyorum. 

Kendine en son ne aldın?
Baharlık kaban aldım. 

Aksesuvar kullanmayı sever misin? 
Bir tek saat kullanırım.

İMİRZALIOĞLU’NUN ’EN’LERİ

En son okuduğun kitap? 

Bulgaristan’daki göç üzerine bir kitap, biraz da Şeyh Bedrettin. 

En son izlediğin film?
’Artist’i izledim. 

En son aldığın/ dinlediğin albüm? 
Erkan Oğur’un yeni albümü. 

Hayattaki en büyük zaafın? 
Ailem! Bir taraftan çok güçlü olduğum yer, bir taraftan Allah korusun, onlara bir şey olması en büyük korkum. 

En zayıf noktan? 
Acıktığımda gözüm hiçbir şeyi görmez. Kan şekerim düştüğü için son derece tahammülsüz olurum. Böyle anlarımda muhabirler üzerime geldiği zaman sonradan pişman olacağım şeyler yapabiliyorum. 

En büyük pişmanlığın? 
Sigara içmek! 

Hakkındaki en büyük şehir efsanesi nedir? 
Amsterdam’da evlenmem (gülüyor) 

En sevdiğin yemek? 
Zeytinyağlı enginar. Çok severim. 

En son ne zaman/ neye güldün? 
’Yalan Dünya’ya. 

En son ne zaman/ neye ağladın? 
’Uzun Hikaye’de bir sahnede. 

En sevdiğin tatil yeri? 
Uzakdoğu. 

Seni en çok çileden çıkaran şey?
Küstahlık. 

En çok kimin hayatını oynamak isterdin? 
Şems.

SIT-COM BANA ÇOK UZAK

Oturup keyifle dizi izleyebiliyor musun, işine yabancılaşıyor musun?

Bizim, kendimizi o büyüye kaptırıp dizi izlememiz çok kolay değil. Arkada olanları tahmin ediyorsun, teknik durumlara takılıyorsun falan... Zevksiz yani. Çok fazla dizi izlemeyi de tercih etmiyorum, bu ara bir tek ’Yalan Dünya’ya bakıyorum. Arkadaşım Olgun Şimşek de var içinde, keyifle izliyorum. 

Sit- com sana çok mu uzak? 
Yakın dersem yalan olur ama eğlenceli bir işte olmak isterdim. 

Konuk oyuncu olsan ne güzel olurdu aslında... 
Şimdi kapı açma buradan. (Gülüyor)

ALLAH’INDAN BULSUN! 

Bugüne kadar oynadığın karakterlerden en çok hangisi sana benziyordu?
 
Ezel’in intikam alırken rakibini yere düşürdükten sonra ona kıyamaması, vuramaması bende de vardır. Haksızlığa uğrasam bile, karşımdakinin hali kötüyse ’Allah’ından bulsun’ dediğim olmuştur. 
En sevdiğin karakterin? 
Yandım Ali’den çok keyif almıştım. ’Kabadayı’ filmindeki Devran da çok sevdiğim bir işti. 

Çalışmayı istediğin bir yönetmen? 
Memleketimizde çok değerli yönetmenler var; Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Çağan Irmak, Yavuz Turgul, Ferzan Özpetek ve Reha Erdem... Çalışmak isterdim onlarla. Bir gün çalışacağımızı da biliyorum...

Şirin SEVER

S.U

24211




Yorum Yap
Üye olup yorum yaptığınız taktirde yorumunuzda kullanıcı adınız görünecetir. Üye Ol / Üye girişi
 

Yorumlar

Toplam Yorum Sayısı : 1  
Misafir - 16 Temmuz 2014 04:07
seni Allah korusun ve ekranlardan eksik etmesin,Amin!!!

Diğer Röportaj haberleri