Bugun...
Türkiye Kıbrıs için tek yumruk olmalı


Hüseyin Macit YUSUF
hmyusuf1@gmail.com
 
 

Mustafa Akıncı'nın KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından 15 Mayıs 2015'te başlayan müzakerelerde en kritik aşamaya girildi.

1963-64 Kanlı Noel sonrasında ilgili taraflar arasında Londra'da, bilahare 1967 Rum vahşeti ertesinde 1968 yılında Beyrut'ta başlayan toplumlararası görüşmelerde, diğer bir değişle yarım asrı aşan müzakerelerde, taraflar bir kez daha Cenevre'de "soruna adil ve yaşayabilir" bir çözüm bulmak üzere bir araya geldiler.

Hatırlanacağı üzere 7-11 Kasım ve 20-21 Kasım tarihleri arasında Mont Pelerin'de gerçekleşen zirvelerden herhangi bir sonuç alınamamış ve 2016 içerisinde çözüm bulma hedefine erişilememişti. Müzakerelerin sürdüğü her takvim yılında "bu yıl sonunda anlaşma yapılacağı-son fırsatın muhakkak değerlendirileceği" safsatasını duyup dinlemekteyiz. Şimdi de taraflar Cenevre'de görüşüp anlaşmak üzere bir aradadır!. Ne var ki Cenevre'ye gitmeden önce yapılan açıklamalarda bunun son olmayacağı, Cenevre'de anlaşma olmaz ise müzakerelere devam edileceği vurgulanmıştır. Bu süreçleri yönetenlerde hakikaten utanma arlanma yoktur. Ucu açık hiçbir takvime bağlanmadan devam eden müzakerelerin ilanihaye, sonsuza kadar devam edemeyeceğini, biri emperyalist Batıya ve ilgili taraflara anlatmalıdır. Emperyalizmin kuklası olmayacağımız, istediklerinde masaya oturup, istediklerinde kalkacağımız kadar "onursuz" bir tiyatroda rol almamalı, figüran olmamalıyız.

Oyunlara dikkat edelim

Emperyalizmin şer planı Türklüğün ve Müslümanlığın Kıbrıs'ta sonlanmasını öngörmektedir. Bu oyuna daha ne kadar dayanacağız? Daha ne kadar Batı'nın adaletsizliği karşısında acizlik göstererek sessiz kalacağız? KKTC'nin tanınması ve Kıbrs Türklerinin uluslararası platformda hak ettiği yerini almasının engellenmesine daha ne kadar tahammül edeceğiz? Bu "oyunu" artık bozmanın zamanı gelmedi mi?

Emperyalizmin şımarık çocukları ve taşeronları Rum-Yunan ikilisinin Megali İdea ve Enosis saçmalıklarının daha ne kadar "esiri" olacağız? Zincirleri kırmanın zamanı gelmiş ve geçmiştir. Rum, Kıbrıs Türklerine adada hayat tanımamaktadır. Kıbrıs Türklerini eşitleri olarak görmemektedir. Onlara göre Kıbrıs'ın tamamı Yunan'dır ve bu gerçekleşene kadar mücadelelerine devam edilecektir; hem de ne pahasına olursa olsun. Bunu daha önce defalarca denediler. İlk fırsatta ve uygun bir ortamda Kıbrıs Türklerini topyekûn yok etmek için silah dahil her yola baş vuracaklarından kimsenin tereddüdü olmamalıdır. Rum masaya "sadece almak" Kıbrıs Türkünü "yok edecek" bir anlaşma için oturmaktadır. Rum, topraklarımızın yüzde 25'ini istemektedir. Güzelyurt'u, Karpaz'ı, Maraş'ı, sahillerimizi ve birçok yerleşim bölgemizi istemektedir. En az yüz bin Rum'un aramıza gelmesini istemektedir. Kıbrıs'ın varlığının tek güvencesi Türkiye'nin garantisini istememekte ve kahraman ordumuzun adayı terk etmesini talep etmektedir. Rum, Barış Harekatı'ndan sonra adanın kuzeyine gelip bu toprakları vatan yapan kardeşlerimizin geri dönmelerini isteyecek kadar ileri gitmiştir. Rum-Yunan ikilisi 1974 öncesi şartlara dönerek, osmosis yolu ile Türkleri yok etmekten başka bir şey düşünmemektedir. Rum tarafında yapılan anketlerin tamamında yukarıda belirttiğim konularda ağız birliği vardır. Fanatik Türk düşmanı kilise bu şartlar dışında bir anlaşmaya evet diyecek liderliği aforoz edeceğini defalarca açıklamıştır.

Millî birlik sağlanmalı

Rum-Yunan ikilisinin kafalarına koyduklarının gerçekleşmesini, bu kutsal vatan topraklarının Elenleşmesini ve Hristiyanlaşmasını engellemek için "Milli Kıbrıs davamız" etrafında birleşmek, kenetlenmek zorundayız. Batı'nın Türkiye'yi yıkma ve Kıbrıs'ı ele geçirme planlarına karşı "millî birliğimiz" muhakkak sağlanmalıdır. Kıbrıs Türkünün ve KKTC'nin Kıbrıs'ta ilelebet yaşaması için Büyük Türk Milleti ne gerekirse yapmalı ve bizi yönetenler muhakkak bu "millî görevi" yerine getirmekten kaçınmamalıdır. Olası bir anlaşmada Kıbrıs Türkünün ayrı bir varlık olarak siyasi eşitliği ve egemenliği muhakkak tesis edilmelidir. İki kesimlilik ve iki toplumluluk topraklarımızdan ödün vermeden ,sadece minimal sınır ayarlamaları ile korunmalıdır. Kıbrıs'ın tamamında Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamı sağlanmalıdır. Yönetimde ve karar almada Kıbrıs Türklerinin etkin rol almaları muhakkak şarttır. Bizi kimse azınlık haklarına mahkûm edememelidir. Dönüşümlü Başkanlık konusunda ortaya konan "azınlığın çoğunluğu yönetmesi mümkün değil" saçmalığına kulak asılmamalıdır. Rum Yönetimi AB nüfusunun 0.001'i olmasına rağmen, AB'de dönem başkanlığı yapabilmekte ve 28 ülke arasında eşit oya, söz hakkına sahip olabilmektedir. Olası bir anlaşmanın iki ayrı halk tarafından onaylanması halinde yürürlüğe girecek yeni düzenin-federal yapının- şu veya bu şekilde akamete uğraması halinde, Kıbrıs Türkünün ayrı devlet olarak yoluna devam edebilmesi işin başından teminat altına alınmalıdır. AB'nin muhakkak birincil hukuku olması şart olan olası anlaşmada Kıbrıs Türkünün "kurulacak yeni düzenin dağılması/çökmesi halinde" ayrılma hakkının olacağı ve otomatikman AB üyesi yapılacağı da olmazsa olmazımız olmalıdır. Kıbrıs'ın yeni bir Girit olmaması adına  "kırmızı çizgilerimizden" zerre kadar gerilemememiz şarttır. Büyük Türk Milleti Kıbrıs için tek yumruk olmalı, kenetlenmelidir. Çözüm adına, barış adına "diklenmeden dik durmanın tam zamanıdı

 



Bu yazı 2110 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI