12 Unutulmaz "Aşk Hikayesi"

'Aylar ayları açıklıyor. Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor. Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.'

Film Lovers sitesi zamanın ve mesafenin engel olamadığı 12 unutulmaz aşk hikayesini derlemiş.

Ghost – 1990

Sam ve Molly birbirlerine delice aşık bir çifttir. Yeni bir apartmana taşınan bu çift, yolda serseriler tarafından saldırıya uğrar ve Sam kavga sırasında öldürülür. Ancak Sam bir hayalet olarak yaşamayı sürdürür ve sevgilisini tehlikelerden uzak tutmak ve kendi ölümünü planlayanları bulmak için işin inceliklerini öğrenmeye başlar. Bu arada insanlarla bir falcı aracılığıyla iletişim kurmayı başaran Sam, adım adım öteki dünyaya ilerlerken Molly’e daha çok aşık olmaktan ise kendisini alamaz. Soundtrackiyle de ayrıca çok beğenilen Ghost; aşkın ve iki kişinin birbirine olan bağlılığın resmini en etkili bir şekilde çizen filmlerin başında kendine yer bulur.

Sleepless in Seattle – 1993




 


Annie Reed, Noel arifesinde nişanlısının evine giderken, yolda hayatını değiştirecek bir radyo programını dinler. Sekiz yaşındaki Jonah kısa bir süre önce dul kalan babası Sam için çok üzüldüğünden, bir radyo istasyonunu aramıştır. Telefonda konuşmaya ikna edilen Sam, ölen karısına duyduğu aşkı ve birlikte geçirdikleri zamanın nasıl unutulmaz olduğunu anlatır. Annie, bu duygusal sözlerden o kadar etkilenir ki, Sam’la tanışmanın yollarını aramaya başlar… Tom Hanks ile Meg Ryan ikilisinin muazzam kimyasını hissetiğimiz, oldukça samimi bir hikayenin anlatıldığı Sleepless in Seattle; aslında masalsı bir film.

Before Sunrise – 1995

Richard Linklater’ın aşkın zamansızlığını anlattığı; farklı dönemlerde geçen üçlemesinin ilk filmi Before Sunrise, sinema tarihine adını yazdıracak etkileyici bir aşk hikayesinin ilk adımıdır. Fransız Celine ile Amerikalı Jesse’in bir trende karşılaşmalarıyla başlayan hikayeleri ve arşınladıkları Viyana sokaklarıyla bizleri büyülü bir dünyaya sürükleyen Linklater; gün doğana kadar zamanı olan bu ikiliyi ve birbirlerine karşı duydukları karşı konulamaz çekimi, sihirli sözcükleriyle bezeli diyaloglarıyla öyle güzel ele alır ki adeta bizleri mest eder. Film Jesse ve Celine’in birbirlerine ‘6 ay sonra Viyana’da’ sözleriyle bitse de; biz serinin ikinci filmi Before Sunset ile Paris sokaklarına gittiğimizde anlarız ki aradan aylar değil yıllar geçmiştir. Tek bir şey değişmemiştir; araya giren mesafeler, yaşanılan farklı hayatlar ve zaman… hepsine rağmen Jesse ile Celine hala birbirlerine aşıktır.

Serendipity – 2001

Noel arifesinde Sara ile Jonathan alışveriş yaparken bir çift eldiven vesilesiyle tanışırlar. Tanışmalarının ardından o gece uzun uzun sohbet eden ve birbirlerinden etkilenen ikili; sonunda ayrılmak zorunda kaldıklarında ilişkilerini kendi ellerine değil kaderin ellerine bırakma kararı alırlar. Bir kitabın ilk sayfasına ve bir kağıt paraya yazılan telefon numarasıyla kaderin onlara oynadığı oyunu oynamaya hazırlanan ikiliyi birbirlerini aradıkları uzun bir zaman beklemektedir. Her zaman akıllarında bir gün yeniden karşılaşmak olan Sara ile Jonathan; farklı kişilerle hayatlarını da kurma eşiğine gelmiştir; ve beklenen olur hayat onlara etkileyici bir son hazırlamıştır.

Just Like Heaven – 2005

Elizabeth Masterson, San Francisco’da mesleğine kendini adamış bir doktordur ve işinden başka hiçbir şeye vakit bulamaz. İki çocuk sahibi kız kardeşi ile buluşmaya gelirken Elizabeth bir araba kazası geçirir ve komaya girer. Bu sırada eşini yeni kaybetmiş olan David Abbot adındaki bir mimar San Francisco’ya taşınır ve Elizabeth’in dairesini kiralar. Ancak David o evde yalnız değildir; Elizabeth’in bedeni hastanede komada yatarken ruhu evde David’i yalnız bırakmaz. Üstelik Elizabeth hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Tek emin olduğu, o dairenin kendisine ait olduğudur. Tartışmaya bir son verebilmek için David, onun gerçekte kim olduğunu bulmaya çalışır ve bu işi birlikte yapmaya başladıklarında ise ikili çok geçmeden birbirlerine aşık olurlar.

The Lake House – 2006

Hayatında bir değişiklik yapmaya karar veren Dr. Kate Forster stajını tamamladığı yerel İllinois hastanesinden ayrılarak hasta trafiğinin yoğun olduğu Chicago’da bir hastanede çalışmayı kabul eder. Geride bırakmaktan üzüntü duyduğu tek şey ise kiralamış olduğu güzel evdir. Kate şehre doğru yola çıkmadan önce evin bir sonraki sakini için posta kutusuna bir not bırakır. Bu notta kendisine gelen mektuplar için yeni adresini bırakır ve kapının üzerindeki gizemli pati izlerinin kendisi taşınırken de orada olduğunu açıklar. Evin yeni kiracısı Alex eve geldiğinde ise hiçbir yerde pati izinden eser yoktur. Kate ve Alex göl evinin posta kutusu aracılığıyla yazışmayı sürdürürken, inanılmaz ve imkansız bir şekilde iki ayrı yılda yaşadıklarını öğrenirler…


 


Becoming Jane – 2007

İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Jane Austen’ın gençlik yıllarına, henüz romanlarını yazmaya başlamadığı ve hikayelerine yansıyan büyük aşkla buluştuğu yıllara gidiyoruz. Zengin bir erkek ile bir evlilik yapmayı kariyeri için hayati bir mesele olarak gören Austen, fakir bir ailede yetişmiş olmasına rağmen yazarlık konusunda fark edilmesini sağlayacak denli etkili yeteneklere sahiptir. Fakat bu yeteneklerin bir kadın olarak toplumda hiçbir değeri olmadığı düşüncesi dayatılmaktadır. Her şeye rağmen, kendini gösterebileceği tek yolun zengin Wisley ile evlenmesi olduğu düşüncesine karşı çıkmak isteyen ve tüm baskılara direnen Jane, yetenekli genç avukat Tom Lefroy ile tanışacaktır ve gerçek aşk ile tanışacaktır. Hiç evlenmemiş ve son derece soğuk bir kadın olarak tanınan İngiliz yazar Jane Austen’ın olgunluk dönemi eserlerine ilham olan 20’li yaşlarında yaşadığı tutkulu bir aşkın hikayesini anlatan Becoming Jane; yıllara rağmen sönmeyen ve kelimelerde hayat bulan bir aşkı konu alır.

The Time Traveler’s Wife – 2009

Audrey Niffenegger’ın romanından uyarlanan The Time Traveler’s Wife; bir zaman yolcusunun hayatını konu alıyor. Kütüphaneci Henry DeTamble kendi isteğine bağlı olmaksızın, genetik denebilecek bir rahatsızlıktan dolayı zamanda yolculuk yapar. Geçmişe ve geleceğe doğru sürekli savrulan Henry’nin bu sıra dışı yaşamında çok sevdiği karısı Claire de yer almaktadır. Birbirilerini çok seven çift zamanın sonsuzluğunda umutsuzca birlikte olmanın yolunu ararlar. Yalnızlıkla ve birbirlerinden ayrı geçirdikleri zamanlarla sınanan aşklarını izlediğimiz Henry ile Claire; zamanın belirsizliğinde tek gerçek olan şeyi, sevgiyi kanıtlarlar. Zamana üstün gelen bir aşkın öyküsünün anlatıldığı filmin başrollerinde ise Eric Bana ile Rachel McAdams yer alıyor.

Going the Distance – 2010

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur mu? Erin ve Garret’a göre aşkın önünde engeller, mesafeler yoktur. Erin’ın kıvrak zekası ve dürüstlüğü, bekarlığa yeni adım atmış olan Garrett’ı etkisi altına alır. Aralarındaki elektrik bir yaz aşkının ateşini yakar ama her ikisi de bu ilişkinin Erin’ın San Fransisco’daki evine dönmesi ve Garrett’ın işi için New York’ta kalmasıyla biteceğini düşünmektedir. Ne var ki, ikisi de ilişkiyi bitirme konusunda kararsız kalırlar ve aradaki uzun mesafelere rağmen aşkları devam eder. Oldukça eğlenceli bir hikaye sunan Going the Distance’ın başrollerinde ise Drew Barrymore ile

One Day – 2011

Geçen yıllara rağmen asla unutulmayan ve her karşılaştıklarında kaldığı yerden devam edebilen bir aşk hikayesi olan One Day, David Nicholls’un aynı adlı romanından uyarlanan bir dostluk hikayesidir aynı zamanda; ne de olsa bir ömrü -belirli aralıklarla karşılaşsalar bile- paylaşan iki dostun birbirine duydukları aşkı anlatır. Emma ile Dexter birbirlerinden hem karakter olarak hem de sosyal sınıf olarak oldukça farklı olan iki gençtir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün, 15 Temmuz 1988’de kesişecek ve yıllar boyu sürecek olan bir arkadaşlığın başlangıcı olacaktır. Her ne kadar birbirlerinden uzak hayatlar yaşasalar da farklı yılları 15 Temmuz’unda farklı durumlarda ve farklı ruh hallerinde karşımıza çıkarlar. İkili sonunda mutluluklarını, umutlarını, kızgınlıklarını ve hatta kırgınlıklarını paylaştıkları 20 yılın ardından, o mezuniyet gününün gerçek anlamını da anlayacaklardır.

I Origins – 2014

Mike Cahill’in üçüncü uzun metraj filmi olan I Origins; gözler üzerine yaptığı araştırmalar yüzünden karşısına çıkan her çift gözün fotoğrafını çeken bir biyoloji uzmanının katıldığı bir partide çektiği bir çift göze aşık olmasını ve her yerde onu aramaya başlamasının ekseninde gelişen olayları konu alıyor. Ian’a bu araştırmasında ise yine onun kadar bu araştırmaya kendini adamış başka bir araştırmacı Karen eşlik etmektedir. İnanç ile bilimin arasındaki farka, hangisinin gerçek olduğuna veya soyut/somut farkını ortaya koyan ve etkileyici bir şekilde bizim de kafamızda benzer soruları bırakmayı başaran film; Ian’ın Sofi’ye duyduğu vazgeçilmez olan aşkı anlatır.


 


In Your Eyes – 2014

Başarılı bir doktorun eşi olan ve yaşadığı hayattan pek de memnun olmayan Rebecca ile ondan çok uzakta bir yerde yaşaya, hapisten yeni çıktığı için kendine yeni bir hayat kurmaya çalışan Dylan’ın hikayesini konu alan In Your Eyes; zaman mekan düzleminden bizi uzaklaştıran sıra dışı bir aşk hikayesi. Bu ilişkiyi normal kılmayan yanı ise şu; Rebecca ile Dylan çocukluklarından beri birbirlerinin gözlerinden yaşadıkları hayatları görebilmekte ve birbirlerinin hissettikleri şeyleri hissedebilmektedirler. Bu doğa üstü durum gün gelir, ulaşılması en üst noktaya çıkar ve ikili birbiriyle aralarındaki mesafeye rağmen iletişime geçmeyi başarır; çünkü onlar zaten birbirlerinin gözleriyle birbirlerinin hayatlarını izleyebilecek kadar yakınlardır. Brin Hill’in yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda; Zoe Kazan ile Michael Stahl-David karşımıza çıkıyor.