Abdurrahman Dilipak Anlaşmama konusunda anlaştılar!

Eskiden Arap’lar hakkında söylenirdi bu söz: “Arap’lar kendi aralarında bir defa anlaştılar. O da bir daha anlaşmama konusundaydı”! Bugün ABD + İsrail ve İran içinde aynı durum söz konusu.
Evet Anlaşmama konusunda anlaştılar.
İslamabad zirvesinde ABD ve İran heyetleri ellerinde olmazsa olmak dedikleri 10+15 şartla masaya oturdular ve tabi anlaşamadan ayrıldılar. Anlaşamayacakları baştan belli idi. Bu süreçte, sürece dahil herkesin elleri ayakları boş değildi, yaptıkları bir iş değildi. Bu tezgâhta Ankara’ya düşen arabuluculuktu. Ankara bu iş sevdi, daha önce de Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapmıştı.

Aslında bir saldırgan taraf var, bir de saldırıya uğrayan bir taraf.
Her iki tarafında olmazsa olmazları var.
Ankara’nın kendi çözümü var mı? Yok. Ankara hakem de değil. İki tarafı masaya oturtuyor, sonra da anlaşın diyor.
Peki kim haklı, kim haksız, o konuda kimsenin sesi çıkmıyor. Böyle bir ortamda tarafsız kalmak kabul edilebilir bir durum mu?

Aslında bu ve buna benzer ateşkes kararları, çatışan tarafların dünya halklarını ikna etmek, birbirine karşı saldırı için zaman kazarak eksikliklerini tamamlamak için bir fırsat.
Aslında her müzakere masasından kalkışta, daha ağır saldırılar, meydan okumalar gerçekleşti.
Masadan kalktıktan sonra iki taraf da karşı tarafı anlaşmaya yanaşmamakla suçlayacak.

Bu masadan taviz vererek kalkan bu savaştan asıl sorumlu olanın kendi tarafı olduğunu kabul etmiş olacak. Bu işin bir adım ötesi isetazminat ödeme işini kabul etmiş olacak. Hatta, madem sorumluluğu kabul ettin o zaman savaş suçunu da kabul et diyecekler. Ağır yaptırımlar söz konusu olacak. Hal böyle olunca, peki bu olanlara ne demek gerek. “Dostlar alışverişte görsün” kabilinden bir şeyler yapılıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararına göre, Netanyahu ve İsrail Savaş bakanı savaş suçlusu değil mi? Sivil insanların katledilmesinden suçlu değil mi? ABD de bu savaş suçuna iştirak etmiş olmuyor mu o zaman.

Papa bile, İsrail’in Filistin topraklarında yaptıklarını kınadı.
Aynı şekilde ABD’nin saldırgan politikasını da reddetti.
AB’de, ABD’de bu olayda ABD’yi suçlu buluyor. Trump NATO’dan çekilmekten söz ediyor. NATO’dan çekilecek ama bölgeden çekilmeyecek. İsrail ise hala, İlk kıblemiz olan ve namazın bize farz edildi, İsra’nın gerçekleştiği Mescid-i Aksa’yı yıkıp, ondan sonra büyük İsrail için harekete geçmekten söz ediyor.

İsrail Gazze trajedisi sürecinde, Lübnan’dan, Ürdün’den, Suriye’den toprak gasp etti. Böyle bir zamanda Gazze barışı için Türkiye, Endonezya, Azerbaycan ve Mısır’ın desteklediği yeni bir senaryo ile Gazzeli’ler’in ellerinden silahların toplanması için Gazze’ ye asker göndermeye hazırlanıyorlar. Tabi Senaryoda başka işler de var, İnsani yardım, yıkılan yerlerdeki enkazların kaldırılması ve yeni barınma alanlarının inşası. Bu senaryoda ilk bölüm dışında kalanlar işin göz boyama kısmı. Yine, her zaman olduğu gibi “ağuyu altın tas içre, bal da onun suç ortağı.

Aslında İsrail ve ABD bu işten başarı ile çıkarsa, sıra Türkiye’ye gelecek. İsrail’in desteğinde Suriye ve Irak topraklarında SDG bileşenleri için bir devlet kurulacak. ABD bunun altyapısını hazırlıyor bugünden. Bu maksatla NATO’dan ayrılabileceği de söyleniyor.

Türkiye Fink’in içinden olduğu yabancı danışmanların rehberliğinde ilerleyecek olursa bu dünya derin devleti ve onların kurdukları düzene bir teslimiyet demektir. Türkiye hem Gazze planından hem de Büyük Ortadoğu projesinden ayrıldığını açıklamalıdır. ABD ve İsrail’le ilişkiler gözden geçirilmelidir.

Bir katille, maktulün ailesini bir masaya oturtup hadi anlaşın demek, adaleti sağlamak demek değildir. Melekle Şeytanı masaya oturtup, anlaşın demekten ne farkı var bunun. Kan davasının sona erdirilmesi, haksız tarafın tazminat ödemesi ile, maktulün ailesinin bunu kabul etmesi ile mümkündür. Dolayısı ile taraflar masaya oturtuluyorsa, iki tarafında haksız tasarrufları varsa onlar tek tek ele alınır, taraflar zararları tazmin eder, mahsuplaşırlar.

Bu anlaşma, haklıyı haksızlığı ayırt etmeden, her iki tarafın haklı ve haksız oldukları noktaları belirlemeden, hakem olmadan, zarar verenin zararı tazmin şartı olmadan, katille, maktulün varislerinin şartsız bir araya getirilmesinden farkı yoktur. Evi yakılan adamlar, evini yakanı hangi netice için hangi şartla bir araya getirebilirsiniz ki. Adil şahitlik yoksa adalet arayışı yoksa, zalimle mazlumu bir araya getirmenin ve onlara “anlaşın” demenin, dini, ahlaki, hukuki bir yanı var mı?
Anlaşamadılar ve saldıranla mütecaviz belli iken tarafsız kalmak mümkün mü?
Zulüm adaletin yokluğudur, zulüm karşısında tarafsızlık suça iştiraktir. Suç varsa ceza da olacaktır. Bizden istenen adil şahitlik ve haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olacaktır. Hele ki, savaşın yıkımından kendine kazanç ummak bir Müslümana yakışır mı? Haklıdan yana olmadan, savaştan ganimet devşirenler Allah’ın gazabına uğrar. Allah’ın yardımını umanlar, dünyevi menfaat hayallerinden vazgeçip Allah’ın rızasına yönelmelidirler. Allah (cc) “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerin başına gün gelir o zalimi ya da bir başka zalimi musallat eder.

Dönüp dolaşıp geldiğimiz yere bakar mısınız? Yeşil Kemalizm iliklerimize işlemiş sanki. “Yurtta sulh, bölgede sulh, cihanda sulh” bayrağına sarıldık. Dua ile savaş istenmez. Olmayacak duaya amin denmez. Elbette barış daha iyidir. Ama savaşın şartları ortaya çıktığında savaştan kaçmak da olmaz. Savaş vacip olduğunda tereddüt göstermek ve korkaklık Allah’ın (cc) gazabına davetiyedir. “Bir elime ayı, öteki elime güneşi verseniz de sizin istediğiniz tavizi vermeyeceğim” diyen bir peygamberin ümmeti olarak, şu İlahi ikazlar ışığında bölgemizde yaşananları nasıl yorumlamamız gerek. Halimiz bu ikazlara uyuyor mu?

(Bakara 216): "Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde size farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz."
(Nisa 75): "Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!' diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?"
(Nisa 135): Tam meal (Diyanet İşleri Başkanlığı ve genel kabul gören meallerden): “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse hislerinize (nefsinizin arzularına) uyup adaletten ayrılmayın. Eğer (adaletten sapar veya şahitlikten) yüz çevirirseniz, bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Bakara 191 "Onları (size savaş açanları) bulduğunuz yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten daha kötüdür..."
Maide 32) “İşte bundan dolayı İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: ‘Kim, bir cana kıymaya veya yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmaya karşılık olması dışında, bir kimseyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.’ Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ne var ki onların birçoğu bundan sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedir.”

 

Bu dünyanın bir de ahireti var. Bu dünyada yaptıklarımızın ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın, söylediklerimizin ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizin hesabının sorulacağı bir gün var. Bu durumda, bütün dünya ABD ve İsrail’i suçlarken, bundan sonra bizim bu denklemde yerimiz ne olacak.

Allah’ın bir adı da Selam, yani barış. Barış yolunda direnenleri kahraman ilan eden, Terör ve askeri operasyonlarda can kaybına uğrayanları şehit olarak tanımlayan, kurtuluş savaşının ne demek olduğunu bilen bir milletin evlatları olarak, barışa giden yolun her zaman, zalimlere karşı mazlumlarla birlik olmaktan geçtiğini bilmemiz gerek.

Sahi, ABD ve İsrail ile barışı savunanlar Trump’ın Tanrıyı kıyamete zorlama fikrinden vazgeçtiğini mi düşünüyorlar. İsrail Mesih’in dönüşü için Mescid-i Aksa’yı yıkma iddiasından, Arz-ı Mev’ud iddiasından vaz mı geçti. ABD artık bir yandan SDG bileşenlerini desteklerken, öte yandan DAEŞ’i desteklemekten vaz mı geçti. İsrail Filistinli esir ve tutukluları infazdan vaz mı geçecek, işgal ettikleri toprakları geri verecekler mi?

Bakın, İran düşerse, teslim olursa, ABD ve İsrail’in yeni hedefi Türkiye olacak. Finkle ortaklıktan öte hedefleri var Türkiye üzerinde ABD ve İsrail’in. Sahi böyle bir durumda, Peygamberimiz karar verecek olsaydı, nasıl bir karar verirdi?

“İstersen sulh-u salah, hazır ol cenge!”
Selam ve dua ile.

Abdurrahman Dilipak