Bol sürprizli görkemli bir masal, bir fantastik zirvesi

Karşımıza her dakika bir sürpriz sunan fantastik bir görsel şölen geliyor. Dolgun, zengin ayrıntılarla yüklü bir masal... Ve arada dayanılmaz derecede komik sahneler...

 

İşte son dönemin belki en iddialı filmi... Sanat açısından değil; ama büyük kitleye seslenen, içinde bol aksiyon bulunan, benim gözde deyimimle dur durak bilmeyen alabildiğine gösterişli, çılgın tempolu, baştan çıkarıcı bir film... Öyle ki 145 dakikalık uzunluğunun nasıl geçtiğini bile anlamıyorsunuz. Kimi zaman gözleriniz hafiften kapanır ve biraz içiniz geçer gibi olsa da!..

Önce 15 dakikalık bir Sunuş. (Asıl film adının yazılmasıyla 15. dakikada başlıyor). Kimilerinin Alain Delon'a benzettiği yakışıklı Edgin Davis (Chris Pine) Harper'ler denen bir grubun üyesidir. Sevgili eşi bir çete tarafından hunharca öldürülür. Ve o tuhaf alemde, Edgin onu yeniden hayata döndürecek bir çare arar. Araya yeni bir kadın girer: tam bir savaşçı ve barbar hatun Holga (Michelle Rodriguez). O arada, kendisine eşinden miras kalan sevgili kızı Kira'yı (Chloe Coleman) biraz boşlayan Edgin, onun bir zamanlar takımın içinde olan Forge (Hugh Grant) tarafından kaçırılmış olduğunu görür.

Takımın artık birçok misyonu vardır. Kira'yı geri almak; Red Wizards denen kötüler çetesini yok etmek; Forge'den intikam almak... Araya sempatik büyücü ufak-tefek Simon; (Justice Smith), bir dişi büyücü Doric (Sophia Lillis), yakışıklı Xenk (Rege-Jean Page) de girer. Ve hikaye dakika başı bir sürpriz temposuyla uzar gider.Elbette böylesi bir özet her şeyi açıklamıyor: Çünkü yıllar boyu popüler olmuş, bir video oyunundan TV serilerine dönüştürülen bu masa oyunu uyarlaması, aslında öylesine garabetlere gebe ki... Örneğin burada tanıdığımız ve özetle anlattığım o kişiler şöyle sıralanabilir: insanlar, yarı-insanlar ve büyücüler!... Onlar da, sanki kökenlerine dönmek istercesine türlü-çeşitli Tabletler veya Güneş Oyunları peşinde koşuyorlar!..

Ayrıca filmde gösterilen doğa olsun, büyük-küçük kentler olsun öylesine etkileyici ki... O alev gibi akan nehirler; o yeşillikler içindeki köyler; o devasa geyikler, deve kuşları. O "şekildeğiş"ler... O kocaman antik stadyum...

Ve o mezarlıklar içinde bulunup yeniden konuşturulan ölüler... Evet, ölüler de var: insanlar, yarı-insanlar, büyücüler dizisine eklenmesi gereken... Ve her biri memnuniyetle ağzını açıp öte yandan izlenimlerini aktarıyor!.. Ve de canavarlar... Sinemada bu kadarını görmediğimiz cinsten... Örneğin o Temberchaud'yu herhalde artık unutmam!.. Öylesine devasa ve ürkünç bir yaratık ki... Gelmiş-geçmiş tüm sinema canavarlarının başına geçip oturan...

Ve sonunda özellikle dört ana kişilik bir araya geliyor ve sonsuz kötülüğe karşı savaş açıyorlar. Edgin, Holga, Simon ve Doric... Kazanacaklar mıdır? Kim bilir? (Aslında has sinema seyircisi elbette bilir!)

Böylece karşımıza her dakika bir sürpriz sunan fantastik bir görsel şölen geliyor. Dolgun, zengin ayrıntılarla yüklü bir masal... Ve arada dayanılmaz derecede komik sahneler... Örneğin bir 'şatoya giriş' sahnesi var ki... Antolojilere girer.

Aslında filmin bir özelliği de klasik olmuş uzay ve öteki alemler üzerine fantastik serilerle akrabalığı. Böylece akla kolayca Lord of the Rings - Yüzüklerin Efendisi, Guardians of Galaxy- Galaksinin Bekçileri, Star Trek, Spider Man - Örümcek Adam, The Witcher - Büyücü gibi ünlü seriler geliyor. Belki asıl çekiciliği tüm bu filmlerle ilişkili anılarımızı yeniden canlandırmak olmasın?...

Sonuç olarak büyük yenilikler sunmasa da oyalayıcı bir film. Torunumu alıp bir kez daha izler miyim, bilmiyorum!..


Atilla Dorsay

aldorsay@yahoo.com