Gümüşel davası üzerine... Abdurrahman Dilipak yazdı
Bizim medya haberi şöyle verdi: 'İslami camiayı hedef alan karalama kampanyalarının odağındaki Yusuf Ziya Gümüşel davasında önemli bir gelişme yaşandı. Duruşma savcısının tahliye istemine rağmen İstinaf 20. Ceza Dairesi'nin tutukluluğun devamı yönünde verdiği karara yapılan itiraz yerinde görüldü.
İstinaf 21. Ceza Dairesi bu haksız kararı kaldırarak, 3,5 yıldır iftiralarla cezaevinde tutulan Gümüşel Hoca'yı adli kontrol şartıyla tahliye etti.”
Madem ortada haksız bir mahkumiyet var, adli kontrol şartı niye? Madem hukuksuz bir mahkumiyet var, o yargıçların da yargılanmaları gerekmez mi? Madem haksız bir mahkumiyet söz konusu, AK Parti, Aile Bakanlığı ve KADEM bu durumda hiç olmazsa bir özür dileyecekler mi?
Benim bildiğim, yasada bir değişiklik yok. Daha önce mahkumiyet kararı verenler de bu yasalara dayanarak bu kararı vermişlerdi. Yasada bir değişiklik olmadığına göre yarın yeni bir olayda benzer bir karar verilebilir.
Bu son karar bu hali ile hukuk kılıfına sokulmuş idari bir karar gibi gözüküyor. Dışarıdan bakınca toplumda böyle bir algı var. Maalesef bu tür işlemler ülkemizde hep olageldi. Tevfik Arif diye biri ve onun arkadaşları Savarona’da bir seks partisinde yakalandı, adam tutuklandı. Bu yat Mustafa Kemal’in yatı idi. Armatör Kahraman Sadıkoğlu tarafından işletiliyordu. Yatı kiralayan Kazak asıllı iş insanları ve beraberindekilere yönelik Antalya'da “insan ticareti ve fuhuş operasyonu” düzenlenmiş, gemi basılmış ve bu kişiler tutuklanmıştı. Bu konuyla ilgili önce gizlilik kararı verildi ve daha sonra benzer bir yöntemle, tutuklular öyle 3,5 yıl değil, yaklaşık 83 gün sonra tutukluluk halleri kaldırıldı.
28 Eylül 2010’da Göcek açıklarında yapılan operasyonda yakalanan bu kişiler 20 Aralık 2010 Antalya'daki ilk duruşmada diğer 3 sanıkla birlikte tahliye edildi. Daha sonra dava devam etti, Nisan 2011'de beraat ettiler. Maalesef sorunun kaynağına inilmiyor ve semptom tedavisi yapılarak tezahürler gideriliyor. Sonra bakıyorsunuz “Camide zina yaptılar, 'Fantezi amaçlı' yaptık dediler serbest bırakıldılar, sonra da kamuoyu üzerinden gelen tepkiler üzerine tutuklandılar” diye haber yapılıyor.
Bu gemi halen 2019 yılında devredildiği Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunmaktadır. Gemi seyir defteri şimdi nerede, kimin elindedir? Özellikle de Dubai günleri... Mesela Bandırma vapuru seyir defteri ile birlikte yok edildi, kimse de arayıp sormadı.
“Dün dündür, bugün bugün” mü!? Yusuf Ziya Gümüşel hakkındaki dava ile ilgili olarak, o günlerde AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve o günkü İletişim Başkanlığı bu süreci "çocuk istismarının asla affedilmeyecek, lanetli bir suç" olarak nitelendirerek kınamıştı. Ömer Çelik, yaptığı ilk açıklamalarda çocuk istismarının asla affedilmeyecek, lanetli bir suç olduğunu söylemişti. Çelik, AK Parti'nin süreci yakından takip ettiğini belirterek, "Mağdur her kimse yanındayız, suçlu her kimse karşısındayız" demişti. İletişim Başkanlığı, devletin ilgili tüm kurumlarının, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı dahil, davaya ilk andan itibaren müdahil olduğunu ve sürecin en titiz şekilde takip edildiğini söylemişti. Ayrıca İletişim Başkanlığı olayın aydınlatılması ve adaletin tecelli etmesi için yargı sürecinin hızla işletilmesi gerektiğine dair hükümetin kurumsal duruşu hakkında aynı yönde açıklamalar yapmıştı.
AK Parti ve KADEM, sanıkların yargılanması ve tutuklanması sürecinde davaya müdahil olarak hukuki takibi üstlenmiştir. KADEM duruşmaların en başından beri davanın takipçisi olmuş, yargılamanın gizli yapılması ve gizlilik kararlarına rağmen sürecin hızlandırılması, suçluların cezalandırılması için müdahillik talebinde bulunmuştur. Hatta bu davayı takip eden avukatları hedef alan bazı basın yayın organlarına karşı sert tepki göstererek, "Bir çocuğun ahı her şeyin üstündedir" açıklamasını yapmıştır. Hükümet ve AK Parti kanadı da olayın ortaya çıkmasıyla birlikte skandalı kınamış; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aracılığıyla davaya müdahil olmuştur. Çocuk istismarı suçlamasıyla açılan davada sanıkların tutuklu yargılanması için hukuki süreçler bakanlık tarafından yürütülmüştür. Eylül 2024'te karara bağlanan davada mahkeme, istinafın bozma kararının ardından sanık Kadir İstekli’ye 36 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise 18 yıl 9 ay hapis cezası vererek tutukluluk hallerinin devamına hükmetmişti.
Sahi ülkemizdeki “Epstein dostları” ile ilgili neden bir işlem yapılmıyor? Bunlar çocuklara tecavüz edip, etini yiyip, kanını içiyorlar!? Sahi, “yerli ve milli Epstein’ciler” hakkında kimsenin sesi çıkmıyor. Bu rezaletlerin yaşandığı otellerden, yatlardan söz ediliyor, Türkiye üzerinden deprem bölgesinden, göçmenler arasından kaçırılan çocuklardan söz ediliyor ama bu konunun üzeri örtülüyor, tıpkı CoVID ve mRNA rezaleti ve buna bağlı ölümler konusunda olduğu gibi.
Bu vesile ile bu arada burada şu notu da düşelim: Mustafa Kemal döneminde evlenme yaşı, 1926 yılında kabul edilen Türk Kanunu Medenisi ile düzenlenmiştir. Yasal yaş sınırı başlangıçta kadınlar için 17, erkekler için 18 olarak belirlenmiş; 1938 yılında yapılan yasal değişiklikle kadınlarda 15'e, erkeklerde ise 17'ye düşürülmüştür. Sahi bu konuda neden Kemalistlerden bir ses çıkmıyor? Bu durumda bu konuda “Feminizm Kemalizm’den üstündür” gibi bir anlam çıkmıyor mu? Bu arada Mustafa Kemal dönemindeki Medeni Yasa'da süt kardeşler arasında evlilik, medeni kanun hükümleri kapsamında yasaklanmamıştır; ancak dini kurallara (fıkıh) göre haram kabul edilmektedir.
Bu konuda birileri çıkıp “Devlet özür diler mi?” diyebilir. Hatırlatalım, bizim dinimizde peygamberler de “Tövbe istiğfar” da ederler, “İnni küntü minezzalimiyn” de derler. Hz. Ömer’in Mısır valisini ve oğlunu camide bir Hristiyan’a dövdürmesi olayı var. Vali’nin oğlu pazarda bir alışverişe müdahale eder, Hristiyan birinin alacağı atı kendi alır. Valiye olay şikayet edilse de üstü örtülür. Sonuçta valiye ve oğluna had cezası uygulanır. Ve bu yargılama da camide cemaatin huzurunda yapılır.
Bir de bizim şapka kanunumuz var. Hani şu Ecevit’in “Gardırop devrimciliği” dediği türden CHP’nin yılmaz savunuculuğunu yaptığı, Anayasa ile koruma altına alınan ve değiştirilmesi bile teklif edilemeyen, bu yönde talepte bulunan bir partinin kapatılması bile söz konusu edilen bir yasadan söz ediyorum. Evet, “Şapka iktisası hakkındaki yasa” orada duruyor. Yasa uygulanmıyor. İhbar ediyorum, hadi yasanın gereğini yapın. CHP, ADD, ÇYDD ve hatta TSK’dan bir ses çıkmıyor. Ne oldu, Kemalizm’in yılmaz savunucuları Kemalist devrimlerin bazılarından vaz mı geçtiler yoksa! Asker, polis, zabıta filan onun dışında şapka giyen kaldı mı? Milletvekili, bakan, hakim, savcı, öğretmen şapka mı giyiyor? Bunları tutuklayacak mısınız, idari para cezası mı vereceksiniz, görevden mi alacaksınız? Bu saçmalığa itiraz eden İskilipli Atıf’ı idam etmişlerdi.
Yasa metnini merak ediyorsanız, yazının sonundaki Not’a bakabilirsiniz.
Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun (Kanun No: 671), 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edilerek “Şapka İktisası Hakkında Kanun” adıyla Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kılık kıyafette çağdaşlaşmayı ve fes gibi başlıkların terk edilmesini amaçlayan inkılap kanunlarındandır.
Son birkaç söz: Bu aşamada işin asıl faili de asıl mağduru da görülmedi. Bu süreçte İslam’a ve Müslümanlara azgın saldırılar oldu. Bu işte bir Müslüman olarak ben de mağdurum (!). İslam’da akil baliğ olmak için zeka yaşı ve biyolojik ergenlik şart. Beşik kertmesi nikah değil, iki ailenin akrabalık için irade beyanıdır. İlk iki şart oluşunca evlenecek olan gençler kendileri bu iradeye tabi olur ya da olmazlar. Bu onların kararıdır. Zorla nikah olmaz.
Öte yandan, bir şekilde Gümüşel’lerin sorununun çözülmesi temel sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Hele bu yargıya müdahale şeklinde olmuşsa, bu daha büyük bir sorun. Usulün korunması esastan önce gelir. İkincisi, bu durum yargıdan değil de yasadan kaynaklanıyorsa, daha önceki kararların dayandırıldığı yasalar acil olarak yeniden düzenlenmeli ve bu yasadan kaynaklanan benzer mahkumiyet kararları da bu şekilde yeniden gözden geçirilmeli ve bundan sonra benzer yanlış kararlar alınmasının önü alınmalıdır.
Madem suç yoktu, AK Parti ve KADEM’in bu konudaki tavrı ve sorumlulukları da gözden geçirilmeli ve bu yanlışın yapılmasına sebep olanlar hakkında idari ve hukuki işlem yapılmalıdır. Hatta mağdurlara maddi ve manevi tazminat ödenmelidir. Yani Gümüşel’in adli kontrol altında tahliye edilmesi ile bana kalırsa sorun çözülmüş olmuyor. Varsa bir yanlış, yanlış yapanın da sorumluluğu var demektir. Suç varsa, suçlu kim olursa olsun cezalandırılsın; yoksa mağdurun zararı tazmin edilsin. Hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz şartı budur. Selam ve dua ile...
EK: Şapka İktisası Hakkında Kanun
(Resmî Ceride ile neşir ve ilâm: 22/XII/1341 - Sayı: 230), No. 671. BİRİNCİ MADDE - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilûmum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını Hükümet meneder. İKİNCİ MADDE - İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır. ÜÇÜNCÜ MADDE - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti taraflarından icra olunur. (25 teşrinisani 1341 ve 8 cemaziyelevvel 1344)