Son üç yıldır "baskılı kur, yüksek faiz, yüksek vergi ve Carry Trade Ağalarına kıyak" politikaları ile resmen hem milletin hem şirketlerin içinden geçti…

Son üç yıldır 'baskılı kur, yüksek faiz, yüksek vergi ve Carry Trade Ağalarına kıyak' politikaları ile resmen hem milletin hem şirketlerin içinden geçti…

 

Selçuk Geçer yazdı

Geçen gün küresel araştırma şirketi Dun & Bradstreet Küresel İflas Raporunu açıkladı.

Rapora göre biz yine şaheserler yaratmışız.

2025 yılında küresel şirket iflas artış hızı yüzde 7’ye gerilerken Türkiye’de şirket iflasları yüzde 29’a fırlamış.

Bu rakam, küresel ortalamanın dört katından fazla artış hızı anlamına geliyor.

Üstelik raporda incelenen 45 ülkenin içinde Türkiye, neredeyse en olumsuz ayrışan ülke pozisyonunda.

Bu başarının mimarı ise elbette Mehmet Bey ve uyguladığı mucize programı.

Son üç yıldır “baskılı kur, yüksek faiz, yüksek vergi ve Carry Trade Ağalarına kıyak” politikaları ile resmen hem milletin hem şirketlerin içinden geçti…

Kuru baskılayarak sözde enflasyonu kontrol altına alan Mehmet Bey, ihracatçının ve üreticinin rekabet gücünü tamamen bitirdi.

İhracatçı şirketler dış pazarlarını kaybederken, ithal ürünlerle baş edemedikleri için iç pazara mal satamayan üreticiler ise batma noktasına geldi.

Son 20 yılda uygulanan, son üç yılda ise zirve yapan yabancı sevici gayri milli politikalarla yerli üreticiler resmen yok edildi.

Bir yandan da TÜİK’in yanlış enflasyonu ile vatandaşın gerçek enflasyonu arasındaki makasın açılması alım gücünü dibe vurdurdu.

Gelirler hızla eridi.

Bu erime sadece vatandaşı değil şirketleri de vurdu.

Özellikle kira, gıda ve temel ihtiyaç kalemlerinde yaşanan fahiş artışlar, geniş kesimleri zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale getirdi.

Bu durum, raporda da vurgulanan şirket iflas artışlarının en önemli iç dinamiklerinden birisi oldu; çünkü iç talep zayıfladığında şirketlerin ayakta kalma ihtimali de olmaz.

Vergi artışları ise başka bir garabet…

Dolaylı vergiler, enerji maliyetleri, kira giderleri ve işçilik yükü hem şirketlerin hem de vatandaşın belini kırıyor.

Şirketler maliyetleri tam anlamıyla fiyatlara yansıtamıyor çünkü olmayan müşteriyi daha da kaybediyor, vatandaş ise fakirleştiği için bu fiyatlarla bile alamıyor.

Raporun işaret ettiği en önemli kırılganlık etkisi tam olarak bu çift taraflı sıkışma.

İşin kötü tarafı ise Türkiye’de yaşanan iflasların sadece bir “şirket başarısızlığı” olarak okunması…

Bu bakış açısı en hafif tabirle büyük bir ayıptır.
Çünkü bu şirketlerin çoğu kendi hataları yüzünden değil, başarısız ekonomi yönetiminin hataları yüzünden bu duruma düştü.

Mehmet Bey ve avanesinin sözde enflasyonla mücadele başlığı altında bugüne kadar uyguladığı saçma sapan para ve maliye politikaları herkesi batırdı.

Bu politikasızlık yüzünden şirketler finansmana ulaşamaz hale geldi.

Bu politikasızlık yüzünden şirketler iç pazara mal satamaz hale geldi.

Ve bu politikasızlık yüzünden şirketler, ihracat yapamaz hale gelerek dış pazarlarını tamamen kaybetti.

Anlayacağınız; Türkiye’deki mesele tekil şirket iflasları değil, sistematik bir ekonomik iş bilmezlik rezaletidir.

Öte yandan resmi iflas rakamlarının gerçek durumu tam olarak yansıtmadığını söylemeden de geçmeyelim.

Çünkü Türkiye’de birçok şahıs şirketi resmi iflas sürecine girmeden faaliyetini sonlandırıyor.

Bu nedenle görünen resmi rakamlar, aslında çok daha geniş bir ekonomik daralmanın sadece küçük bir kısmı.

Bir başka risk ise elbette; kur şoku ihtimali.

Reel sektörün 197,6 milyar dolarlık döviz açığı, kontrolsüz bir şokta çok daha büyük bir iflas tsunamisini beraberinde getirecek.

O zaman bugün gördüğümüz yüzde 29’luk iflas artışını bile mumla arayacağız.

Kısaca; mevcut koşullar değişmediği sürece bu tablo daha da sertleşecek ve daha da kötüleşecek.

Yani artık mesele “iflas artışı” değil, “iflas dalgası” olacak.

Ve emin olun bu dalga en çok vatandaş ve milli şirketlerimizi vuracak…

Mehmet Bey ise işi bittiğinde yine Londra’daki ofisinde keyfine bakacak.
KAYNAK yenicag