Kafileler halinde hedefteler! Ünlülere operasyonlar niçin yapılıyor?
Medyaradar analisti Atilla Akar, son dönemde giderek artan ünlü isimlere yönelik operasyonları ve reel hale gelen 'Ahlak Krizi'ni masaya yatırdı…
Efendim; gün geçmiyor ki ünlülere yönelik bir operasyon yapılmasın. En son Bebek Otel didik didik arandı. Ardından Can Yaman ve Selen Görgüzel gözaltına alındı. Diğer isimleri saymayacağım. Zaten tanıyorsunuz. Adeta “Ünlü safarisi” yapılıyor!..
Kaç zamandır toplumun tanıdığı gazeteciler, ekran yüzü spikerler, futbol kulübü başkanları, dizi oyuncuları, mankenler, şarkıcılar, fenomenler, vb sorguya çekildi. Günlerce onların tahlil sonuçlarını ya da ifadelerini tartışıp durduk. Bazıları içeri atıldı, bazıları adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ortalık uyuşturucu ve seks partileri haberlerinden geçilmedi. Anlaşılan daha arkası gelecek. Şu an 7. Dalga imiş galiba. Ne sefahat düşkünü bir toplummuşuz meğer!..
Niçin Kitlesel Gözaltılar?..
Peki bu operasyonlar niçin yapılıyor? Birçok varsayım türetilebilir. Zaten öncesinde başka operasyonlara alıştığımız için arada bunlar “Çeşni” gibi denebilir. İyi ama niye şimdi ve niye zincirleme kitlesel halde? Hele de muhalif cenahta iseniz “AKP gene takıntı yapmış”, “gündem değiştiriyorlar”, “Sanata ve sanatçıya bu yollarla baskı yapılıyor”, vb denilebilir. Hatta “Asıl uyuşturucu baronları dururken bunlarla niye uğraşıyorlar”, “Türkiye’nin Escobar’ını yakalasınlar” diyenler bile çıkabiliyor.
Bu arada yeri gelmişken medya diline de pelesenk olan şu Escobar benzetmesine değineyim. Bu kadar cahilce bir benzetme olamaz. Türkiye’nin Escobar’ı hiçbir zaman olamaz. Olamaz, çünkü Escobar üreticidir. Biz bu işlerde transit ülkeyiz. Ancak hamaliyesini yapanları, aracıları, nakliyecileri vardır. Yani bizden Escobar çıkmaz. Benzetme yanlıştır. “Yerli ve milli” bir Escobar’ımız bile yoktur !..
Bu Bir “Ayar Atma” Operasyonudur!..
Neyse, sadede geleyim… Bana kalırsa derinde bir karar alındı. Konuları “Parayla değil sırayla” yapıyorlar. Devlet topluma çeki düzen verme yükümlülüğünü geç de olsa hatırladı. Liberal gevşekliğin ve “Hedonizm” in toplumdaki sonuçlarını gördü. O yüzden bir kesime “Siz fazla azdınız”, “çizmeyi aştınız” mesajı veriyor. Ayar atılıyor. Bu anlamda gecikmiş de olsa geçerli bir durum. Yoksa yeni mi anladılar bir kesimin aynı tür alışkanlıklarla haşır neşir olduğunu?..
Ancak olay bununla sınırlı değil. Bunlar işin bahanesi ya da şovu gibi. Ünlüler aynı zamanda “Sembol kişilik” lerdir. Gençlik onlardan etkilenir ve taklit eder. Böylelikle operasyondan asıl amaç onlara dokunarak asıl olarak gençlik sarsılmak istenmiş olabilir. Onlar üzerinden topluma ve gençliğe mesaj verilmiştir.
Sıradan üç beş içici, torbacı alınınca kimse umursamaz. Ama ünlüler paketlenirse “Onlara bile…” olur. Yasal görünümlü bir tür PR çalışması gibidir. Her zaman “İyi örnekler” üzerinden topluma mesaj verilirken bu kez devlet elindeki yasal olanakları kullanarak hatta zorlayarak “Kötü örnekler” üzerinden mesaj vermektedir.
Devlet “Bana Ne” Diyemez!..
İşte ünlü operasyonlarına da aynı arayışın bir uzantısı olarak bakmakta yarar var. Üstelik toplumdaki “Ahlaki kriz” diğer hiçbir kriz türüne benzemez. (Olaya bir “Milli Güvenlik Sorunu” olarak bakmakta yarar var. İnsanımız elimizden kayarsa ülkede kayar!) Bazıları aldatıcı bir şekilde -liberallerin etkisi ile- devletin bu gibi konulara müdahale etmemesi gerektiğini savunur. Sonuçta ortaya “Saldım çayıra Mevlam kayıra” toplumu çıkar!
Oysa toplumun davranışsal sağlığı bir bütündür ve devlet toplumda yanlış giden her şeyden sorumludur, “Bana ne” diyemez. Devlet aynı zamanda bir insan tipi inşa eder. Aldığı kararlarla, verdiği yönlendirmelerle, yaptığı yahut yapmadıklarıyla bir toplum ve bireyin tipinin oluşmasına katkıda bulunur. Toplumda aptalca “Ben özgürüm, her istediğimi yaparım” kaygısızlığında davranamaz. Devlet bencil, şımarık nesillerde yaratabilir toplumsal sorumluluğuna vakıf nesillerde. Bu izleyeceği politikaya bağlıdır.
Buradaki sorun devletin ne yapacağını bilememesi ya da yanlış bilmesi olabilir ancak. Tam bu noktada ve bilhassa AK Parti açısından (Ben olsam 25 yıla yaklaşan iktidarımda niye bu noktaya vardım diye kendime sorardım) bir sıkıntı mevcut. Bakış açılarını bu soruna fazlaca yansıtmışlar, objektif kriterlerle bakamamışlardır. Bana göre üç yanlış gözüme çarpıyor.
Ahlak Bel Altından İbaret Değildir!..
Birincisi, ahlakı dinle karıştırıp, eş tutması olsa gerek. Oysa ahlak dinle ilgili olsa da birebir değildir. Her tarafın camilerle dolup taşması insanların ahlakının garantisi değildir. Dinli görünen biri çok hilekâr olabileceği gibi ateist biri ise çok ahlaklı davranabilir. Dünyada pagan çok toplum var ama bizden daha ahlaklı görünüyorlar. Öyle ya ahlakı olmayan birinin dini olsa kaç yazar? Bugün herkes mevcut durumlardan şikâyet ediyor ama kimsenin davranışına çeki düzen vermeye niyeti yok!..
Bu noktadaki ikinci yanlış ahlakı “Bel altı mevzular” dan ibaret sanmalarıdır. Burası ahlakın önemli bir bölümüdür. Lakin ahlakın varlığı ya da yoksunluğu toplumun hemen her hücresinde, her davranışında kendini hissettirir. Örneğin müşterisini kazıklamaya çalışan bir esnaf daha mı az ahlaksızdır?..
Üçüncüsü, bu konunun vaazlarla yönetilebileceği yahut düzeltilebileceği varsayımıdır. Şüphesiz vaazlar önemlidir. İnsanlara bazı uyarılar yapılabilir. Lakin toplum bugün öyle bir noktadadır ki adeta bir kulağından girip öteki kulağından çıkmaktadır. Anlama kapasiteleri de ayrıca tartışılır. Üstelik bunların bana göre doğru temelde ve biçimde verilip verilmediği de önemlidir.
Ahlaki Kriz Bir Sistem ve Anlayış Sorunudur!..
Sonuç olarak “Ahlaki kriz” -gerekli olsa da- ne hukuki gözaltılarla ne de cezalarla da önlenebilir bir durum değildir. Daha topyekün, daha sistemin tahribatlarını engeller bir şekilde önlenebilir. Bu ise sorunun çok daha farklı biçim ve yöntemle ele alınmasını zorunlu kılar. İlaveten yapılması gerekenleri bilmek kadar yapılmaması gerekenleri de bilmek gerekir.
Onların ne olduğunu ise gelin ben size madde madde anlatayım en iyisi!..
12. 01. 2026
NOT: Bu durumla ilgisi yok gibi görünse de aslında var olan bir rapor söz konusu. Nitekim AK Parti'ye sunulan bir araştırmanın sonuçlarına göre toplumun yüzde 94’ü “Toplumsal ahlâkın giderek bozulduğunu” belirtmiş. Raporda bu durumun “Yeni normal” olarak algılandığı tespitine yer verilmiş. Türkiye Gazetesi’nden Yücel Kayaoğlu'nun haberine göre evlilik dışı ilişkiler, ailenin güç kaybetmesi, boşanmaların artması, kumar ve bahis oyunlarının yaygınlaşması aynı “Ahlaki bozulmaya” bağlanıyor. Buna sebep olarak ise sosyal medya kullanımı, ekonomik yoksulluk artışı, alkol ve uyuşturucu bağımlılığın artması, dini ve manevi değerlerden uzaklaşma ve bazı tv programları gösteriliyor. Ayrıca geçmiş kuşaklara oranla gençliğin ahlaki değerlerinin zayıfladığı sonucu çıkmış.
ATİLLA AKARatilla.akar@medyar