Köşe yazarları bugün ne yazdı
Köşe yazarları bugünkü yazılarında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uzlaşmaktan uzak sert dilinin diplomasi üzerindeki olumsuz etkilerini, terörle mücadeleyi ve Reza Zarrab'ı yazdı...Kaynak: Köşe yazarları bugün ne yazdı (30 Mart 2016)
Meydan Gazetesi’nden Ömer Şahin, MHP’de yaklaşan kongre öncesinde Bahçeli yönetiminin AKP’ye yakınlaşmasına dikkat çekti. Şahin, Erdoğan’ın ABD temaslarının böyle bir döneme denk gelmesini de “dikkat çekici” olarak yorumladı.
Nisan ayı zor geçecek / Ömer Şahin / Meydan
"Dün partisinin Meclis Grubu’nda konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Okyanus ötesi siyasi tasarımlara prim vermeyeceğiz” sözünü de Erdoğan’a gönderilmiş ‘ince mesaj’ olarak aklımızın bir köşesinde tutalım.
Erdoğan ‘milliyetçi’ çizgiye evrildikçe MHP ile arasındaki mesafe kapanıyor. Anayasa değişikliği dolayısıyla başkanlık sistemi için AK Parti’nin ihtiyaç duyduğu 14 milletvekili için gözlerin çevrildiği ilk adres o yüzden MHP oluyor.
AK Parti ve Erdoğan’a son günlerde MHP’den giden ‘sıcak’ mesajlar ile ‘kurultay’ arasında korelasyon ister istemez kuruluyor.
8 Nisan’da yargı karar verecek MHP’deki kurultayın geleceğine. Oraya da ‘kayyım’ atanması gündemde. Yargı kararı ve kayyım söz konusu olunca aklımıza ne geliyor?
ABD seyahati, Reza Zarrab olayı, MHP kongresi… Sadece bu 3 etmen bile içeriyi hareketlendirecektir.
Bitmedi…
Mesela dokunulmazlık ne olacak? Başbakan Davutoğlu rest çekti ama AK Parti’nin bütünü bile ikna olmuş değil. “Bu yargıdan gol yeriz” kaygısı iktidarda da CHP’de de var.
Sorular ve sorunlar o kadar çok ki!..
Nisan ayı zor geçecek…
***
"Milliyet’ten Melih Aşık, muhalefetin aldığı seçim başarısızlığının mahcup edici olduğunu söyledi. Aşık her yenilgiden sonra muhalefet partilerinde mahcubiyet adına tek bir işaret görmediğini yazdı.
Zarrab ve mazruf! / Melih Aşık / Milliyet
CNN TÜRK’te konu tartışılırken bir konuşmacı diyor ki:
- Düşünün ki 2019 seçiminin sonucu şimdiden bellidir. CHP yüzde 25, MHP yüzde 15 alacak, AKP yine yüzde 50 oyla iktidara gelecektir...
AKP’nin üç yıl sonraki seçimde iktidar olmasını garantileyen bir muhalefet var ülkede.
Mevcut yönetime alternatif düşünülürken yine AKP içinden düşünülüyor. Bütün bunlar mahcup edici ama...
Muhalefette-kiler mahcup olmuyor, koltuklarında rahat rahat oturuyorlar.
***
Vatan’dan Güngör Mengi, ABD’ye giden Erdoğan’ın sorması gereken sorular olduğunu söyledi. Barzani’nin sözde Kürdistan çalışmalarını ve PYD’ye yapılan ABD desteklerini gündeme getiren Mengi, bu konuların açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.
ABD’ye sorulacak sorular / Güngör Mengi / Vatan
"Türkiye “PKK’nın Suriye kolu” olarak bilinen PYD’yi terör örgütü kabul etmeyen, “PKK’dan farklı” diyen ABD’yi iknaya çalışacağı için bu iki örgüt arasındaki ilişkileri kanıtlayan bilgi ve belgelerle özel bir çalışma yapıldığı ve kapsamlı bir dosya hazırlandığı söyleniyor.
Askerleri ve Barzani
Acaba bu dosyaya “IŞİD’le savaşmak için” denerek YPG saflarında çarpışan ABD askerlerinin açıklamaları kondu mu?
IŞİD’le savaşmak için Suriye ve Irak’a 100’e yakın gönüllü ABD askeri gitti. Bu askerlerden biri; Jamie Lane, ABD’nin Wall Street Journal’ gazetesine açıklama yaptı.
Şunları anlatıyordu; “PKK ile PYD-YPG arasında fark yok. PKK’lılar arma değiştirerek YPG’li oluyor.
PYD üyelerine ‘PKK tarihi ve Öcalan’ konusunda ders veriliyor.”
Bu asker şunu da söylemişti; “Oraya gitmek isteyenlere gitmeyin derim. IŞİD’e karşı değil, Rojova için savaşıyorlar.”
Sadece ABD’nin YPG içindeki askerleri değil, PYD-PKK örgütlerini ve tüm Kürt partilerini doğal olarak en iyi bilen kişi olan IKBY Başkanı Mesud Barzani daha birkaç gün önce “PYD ve PKK tam olarak aynı şeydir” demedi mi?
Kendi teşkilatı da…
“Kürdistan’a her zamankinden daha yakınız” diyen Barzani “Suriye’de PYD ile tüm Kürt partilerinin ortak hareket etmesi, güçlerini birleştirmesi” için de çağrı yapmış, toplantılarını kendisi düzenlemişti. ABD’nin en çok istihbarata sahip, Ulusal İstihbarat Ajansı NSA yine kısa süre önce İnternet sitesinde yayınladığı “PYD ile PKK’nın aynı olduğu, PYD’nin de bir terör örgütü olduğu” bilgisini gelen tepkiler üzerine kaldırmıştı. Aslında bunlar Türkiye açısından ABD için yeterli kanıtlardır.
Ayrıca görüşmelerde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın birkaç kez yaptığı “Suriye’de özerk PYD bölgesi” kurulması konusunda “PYD’yi destekliyoruz ama özerk veya yarı özerk bölgeye karşıyız” açıklamaları da son derece önemlidir.
Eski “ABD Merkezi İstihbarat Servisi CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı NSA Başkanı” Michael Hayden Dışişleri Bakanlığı’nın bu açıklamalarından sonra ortaya çıkarak tamamen ters yönde bir açıklama yaptı.
Özerk Bölge
Açıklamada “Ortadoğu’daki 20. Yüzyıl politik mimarisinin çöktüğünü, eskisi gittiği için yenisinin yaratılması gerektiğini, bununda özerk bir Kürt bölgesi olduğunu” söylüyordu.
Şimdi YPG içindeki ABD askerlerinin sözleri ve diğer tüm olaylar birleştirildiğinde ABD-Rusya-Esad öncülüğünde PYD-PKK ile Suriye’de yapılmak istenen ortada değil midir?
Türkiye’de sürdürülen terörün bu amaçla ilişkisi ortada değil midir?
ABD bu soruları cevaplasa yeter!"
***
Usta gazeteci Emin Çölaşan bugünkü köşesinde çözüm sürecinde teröristlerin şehirlere hendek kazıp, bombalar yerleştirirken göz yuman hükümeti ağır bir biçimde eleştirdi.
Kimlerdir o şehitlerin sorumlusu, kimlerdir? / Emin Çölaşan / Sözcü
"Şimdi her gün şehit cenazeleri kaldırılıyor.
Haziran ayından bu yana asker-polis şehit sayısı 400’e vardı. Korkunç bir rakamdır.
Bu ağır yükü hiçbir ülke kaldıramaz ama biz kaldırıyoruz…
Ve karşımızda iktidarın propaganda makinesi bütün hızıyla çalışmayı sürdürüyor, Recep Tayyip konuşuyor:
“Şehitlerin kanı boşa akmadı. Misliyle karşılık verdik. Bu süreçte tam 5.359 terörist etkisiz duruma getirilmiştir…”
Ayıptır yahu! İsterseniz yüz bin teröristi etkisiz duruma getirin, bize ne.
Misliyle karşılık vermişsiniz, kime ne.
O altyapı hazırlanırken, hendekler kazılır ve kent merkezleri silah deposuna dönüşürken kim göz yumdu?
Valiler kimin, hangi makamın, hangi hükümetin emriyle “Dokunmayın teröristlere, onları görmezden gelin” diye emirler verdi?
“Çözüm süreci” adı altında rüzgar ekenler şimdi fırtına biçiyor.
Misliyle karşılık vermişler, helal olsun!..
Allah o pırıl pırıl şehitlerimize rahmet eylesin.
Allah onların can vermesine neden olanların ihmallerini ve günahlarını affetmeyecektir."
***
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Diyanet İşleri Başkanlığını'nın çıkartığı çocuk dergisinde "Şehitlik" kavramının yanlış bir yöntemle özendirdiğine ve ileride tehlikeli sonuçlar yaratabileceğine dikkat çekerken bir yandan da Diyanet İşleri Başkanı'nın zırhlı Mercedes'ine de göndermede bulundu.
Neden kimse Obama'ya 'Sen kimsin ya' demiyor / Ahmet Hakan / Hürriyet
"DİYANET'İN ŞEHİTLİĞİ ÖZENDİRMESİ
DİYANET İşleri Başkanlığı’nın çıkardığı “Diyanet Çocuk” dergisinde...
“Şehit olan cennette o kadar mutlu olur ki... On defa şehit olmak ister” gibi...
“Keşke ben de şehit olabilsem” gibi...
İfadeler var.
Bu coğrafya...
Üzerlerine bomba yerleştirip kendilerini patlatarak şehit olacaklarını ve cennete gideceklerini düşünen genç insanlarla dolu bir coğrafya...
Böyle bir coğrafyada...
Çocuklara “Hadi çocuklar, hep beraber şehit olalım, cennete gidelim” diye propaganda yapmak, çok ama çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Diyanet, çocukları şehitliğe özendirmeden önce...
“Cihat” gibi, “Mücahit” gibi, “Şehitlik” gibi kavramların, dengesiz ve sekter tiplerin elinde nasıl iğdiş edildiğini anlatmalı.
Tabii bir de “Şehitlik bu kadar güzelse bu zırhlı Mercedes’ler falan nedir” sorusuna esaslı bir yanıt vermeli.
***
Usta kalem Sami Kohen, Ankara'nın sert diplomatik dilini eleştirirken, ateşli beyanlardan uzak durarak, uzlaşmacı bir dilin AB ile ilişkilerde daha olumlu olacağını yazdı.
Dış ilişkilerde üslup faktörü / Sami Kohen / Milliyet
"Diplomasi yolu
Can Dündar ve Erdem Gül’ün duruşmasını bazı büyükelçi ve başkonsolosların topluca izlemesine karşı gösterilen tepkinin üslubu da dış ilişkilerde sıkıntı yaratmış bulunuyor.
Bu konuda diplomatların görev tanımı (ve “hadlerini aştıkları” iddiası) tartışılabilir ama açıkçası AB ile bütünleşmek isteyen Ankara’nın genel kanaate ters düşen bir çıkış yapması ve bunu yaparken meydan okuyan bir üslup kullanılması, Türkiye’nin Batı’daki imajını ve onunla diyaloğunu olumsuz etkiliyor.
Bu tür uyuşmazlıkları aleni ortamda ateşli beyanlarla değil, sakin diplomasi yoluyla halletmek mümkündür ve de daha yararlıdır..."
**
Uzun bir süre Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmenini de yapan Ertuğrul Özkök, bugünkü yazısında IŞİD başta olmak üzere İslam'ın içine giröiş virüsleri yine biz Müslümanların temizlemesi gerektiğini yazdı.
İyi Müslümanlık testi / Ertuğrul Özkök / Hürriyet
"BAK KARDEŞİM IŞİD'E DAEŞ DEMEKLE BİTMİYOR BU İŞ
TALİBAN denen vahşi sürüsü lunapark çocuklarına saldırınca...
IŞİD denen insanlık düşmanları meydanlarda, metrolarda, alışveriş merkezlerinde insanların üzerine canlı bombalarını göndermeye devam ettikçe...
Artık “Bunlar Müslüman değildir” deyip tam saha siper olmak yetmiyor...
IŞİD’e DAEŞ diyerek, bu işi Müslümanların üzerinden atmak mümkün olmuyor.
Yapılan her eleştiriyi “İslamofobi” yenine sokup dimağlardaki fikri kırığı saklamak mümkün olmuyor.
İnancımızı, bütün dünyanın gözünde giderek kararan bu imajdan kurtarmak, dünyayı İslam adına yapılan bu vahşetten kurtarmak istiyorsak eğer...
İyi Müslümanlar olarak artık kendi mahallemizdeki bu illete sesimizi cesur biçimde yükseltip, kıvırmadan, evirip çevirmeden vaziyet almalıyız...
Diyeceğim ki...
Hıristiyan tecavüzcü de olabilir...
Müslüman tecavüzcü de...
Hiç gocunmadan, üzerine gitmek gerekir.
Hıristiyan gidiyor...
Gazetecisi kilisenin ayıbını kapatmaya çalışmıyor, tam aksine üstündeki örtüyü kaldırıyor, tecavüzün filmini yapıyor...
O filme Oscar ödülü veriyor... Var mı sende bunun bir tane filmi...
Şu ortamda biri cesaret edebilir mi tecavüzcü imamın filmini yapmaya...
Yoksa tecavüzcü imama da “mimam” deyip sorumluluktan kurtulduğunu mu sanıyorsun...
Bugün İslam’ın içine girmiş bir virüs var...
Maalesef var...
Bu virüsün tedavisi de ancak ve ancak Müslümanlar tarafından bulunabilir..."
***
Milliyet Gazetesi’nden Atilla Gökçe, futbol milli takımındaki kaleci tartışmalarına değindi. Gökçe, Fenebahçe’nin kalecisi Volkan Demirel’in milli formayı hak etmediğini ve Türk halkından özür dilemesi gerektiğini belirtti.
Büyük Volkan!../ Atilla Gökçe / Milliyet
"İki Volkan, iki kaleci, iki kariyer... Aynı takımda, ayrı takımlarda birbirini izlerken, malum Kazakistan maçına geldik. Büyük olan birinci, diğeri yedek kaleciydi. Kendi takımında, kendi taraftarının, neredeyse her maçta küfürlü tezahürat şehvetine, “sesinizi yükseltin” jestleriyle yanıt veren Volkan Demirel, birkaç kişinin, (soruşturmaya göre sadece BİR kişinin) ettiği küfürlerle stadı terk etmişti.
Kendisi kapattı!
Terk ettiği stat mıydı sadece? Takım arkadaşlarını, tribündeki, tv başındaki seyircileri, Ay-yıldız’la heyecanlanan tüm ülkeyi, kendisine güvenip seçen Fatih Terim’i, en önemlisi de hazır durumda ama kendisine saygıyla bakan yedek kalecileri de terk ettiğini anlamadı hiç. Süreç ilerledi, kadroya çağrılmadığı maçlarda, “hazırım, çağrılırsam gelirim” mesajları verirken, “özür dilemek” ile ilgili tek bir sözü olmadı. Dahası, “ Çoluk çocuğuma, aileme küfredilirken tepki gösterdim. Şimdi hem küfür yiyecek, hem de üstüne özür mü dileyeceğim!”... Ayrıca, “benim için orada yaşandı, kapandı bu mevzu” dedi. Kapandı! Yani kendisi kapattı. Peki kapandı mı? Bu dosyanın kapanması sadece onun bireysel kararıyla mı olmalı ? Başkalarının, Fatih Hoca’nın örneğin, ya da takım arkadaşlarının bu dosyada hiç mi söz hakkı yok?