NATO'nun asker Papazları ve Orta Doğu NATO'su
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, 'NATO Türkiye İçin Güvenlik Değil Risk Üretmektedir' başlıklı yazısında 'NATO'nun stratejik yönelimi ile İsrail'in güvenliği arasındaki bağ' üzerinde durdu:
Arslan BULUTarslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
“Soğuk Savaş boyunca Türkiye NATO’nun güney kanadını koruyan kanat ülkesiydi. Bugün ise güneyinden kuşatılan, kuzeyinde Rusya, doğusunda İran ile cepheleşmeye zorlanan bir Türkiye vardır. 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, NATO açısından sıradan, Türkiye açısından ise tarihî öneme sahip bir zirvedir. Çünkü NATO değişmemiştir, değişen dünyanın güç dengeleri, Türkiye’nin jeopolitiği ve millî güç unsurlarıdır.
NATO, Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği’ni çevreleyen bir denge ittifakıydı. Soğuk Savaş sonrasında ise Yugoslavya, Libya ve Ukrayna örneklerinde görüldüğü üzere Amerikan jeopolitiğinin Avrupa’daki askerî aracı hâline gelmiştir. Buna karşılık bugün Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin oluşturduğu yeni güç dengesi, Atlantik sisteminin mutlak üstünlüğünü sona erdirmektedir.
Türkiye, silahlı kuvvetlerinin modernizasyonu, standartlaşması ve savunma sanayisinin gelişimi açısından önemli kazanımlar elde etmiş, bugün ise kendi savunma sanayisini büyük ölçüde bağımsız biçimde geliştirebilecek seviyeye ulaşmıştır. Ancak bu güç birikimine rağmen Ankara, son yıllarda NATO’nun dayatmalarına tam anlamıyla direnememiştir. Libya müdahalesi, Ukrayna savaşı sürecindeki uygulamalar ve İran-İsrail krizinde Kürecik Radar Üssü üzerinden yaşananlar, söylem ile fiili uygulamalar arasında belirgin bir farklılık bulunduğunu göstermektedir. Ankara Zirvesi işte böyle bir ortamda yapılmaktadır.
NATO yalnızca askerî bir ittifak değildir. Yaklaşık beş yüz yıllık kolektif Batı jeopolitiğinin güvenlik aygıtıdır. Sömürgecilikten emperyalizme uzanan tarihsel süreçte varlığını sürdürebilmek için sürekli ortak bir tehdide ihtiyaç duymuştur. Dün Sovyetler Birliği ve komünizm, bugün ise Rusya, Çin ve İran aynı işlevi görmektedir. Düşmanlar değişmiş, NATO’nun stratejik mantığı değişmemiştir.
NATO, ABD’nin Avrupa üzerindeki askerî ve siyasi liderliğini sürdüren kurumsal omurgadır. Soğuk Savaş sonrasında İsrail’in güvenliği de giderek Atlantik sisteminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş, NATO’nun stratejik yönelimi ile İsrail’in güvenliği arasındaki bağ daha da güçlenmiştir. Bugün İsrail yönetiminin Türkiye’yi açık biçimde tehdit olarak tanımlaması, ABD Kongresi’nde Türkiye’ye yönelik yaptırım ve baskı girişimlerinin artması, NATO’nun gelecekte hangi jeopolitik eksende hareket edeceğinin önemli göstergeleridir.”
***
Durum böyleyken, Türkiye’de televizyonların, RTÜK tarafından milli güvenlik gerekçesiyle NATO konusunda otosansüre zorlanması vahimdir. NATO’ya güzelleme yapmak serbest ama karşı çıkmak tehlikeli... Buna da “ifade özgürlüğü” diyorlar...
Oysa Eski NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, İstanbul'daki NATO zirvesinde, “İhtiyaç olan yere güvenlik taşıyan yeni bir NATO kuracağız” demişti.
İşte şimdi Ankara zirvesinde, İsrail ve Ermenistan’ın da dahil edildiği “Orta Doğu NATO’su” kurulacağından bahsediliyor.
***
Aytunç Altındal'a göre NATO'nun dört uçlu haçı, Yeni Ahid'i yazan 4 Evangelisti ve Alşimist-Ökülist gelenekte yer alan 4 temel elementi simgelemektedir. İncil'in Yeni Ahid bölümünü yazanlar havariler değil, 'güzel haber/tebliğ' anlamına gelen "testamentler"in yazıcıları olan Evangelistlerdir:
"NATO'nun gizli askeri operasyonlarının yanı sıra bir gizli misyonu daha vardır. Bu da sembolü olan 4'lü haçın gösterdiği misyondur: Dünyanın dört bir yanına ve yönüne 'Askeri Misyonerler' göndermek ve Evangelistlerin testamentlerini buralara sokmak ve yerleştirmektir. NATO'nun özellikle Orta Doğu'ya, Türk Cumhuriyetleri'ne ve Kafkasya'ya yönelik askeri misyonerlik çalışmaları, Türkiye'deki askeri üslerinde görevli asker papazlar tarafından yürütülmektedir."