Olağanüstü davaların normalleşme hızı ve kapıdaki tehlike

Eylül ayından itibaren bu iki kritik davada verilecek kararlara tanıklık etmeye başlayacağız

 

2010'dan başlayarak, infaz düzenlemesi adı altında çıkartılan aflar sayesinde kendilerine "kader mahkûmu" denilmesini çok seven binlerce kişi defalarca cezaevinden kurtulma imkanı buldu. Bir kez kurtulmadılar, birden çok kez, her suç işlediklerinde…

Öyle bir tablo var ki, bugün 10-15 yıl hapis cezası gerektiren suçları işlediğinizde sadece 3-4 ay cezaevinde kalarak özgür kalabiliyorsunuz.

Gasp, tecavüz, cinayet, hırsızlık, uyuşturucu… Bu suçlardan hangisini isterseniz.

Çizgi: Tan Oral

* * *

Elbette herkes için durum aynı değil.

Uzun yıllar boyunca kişilere karşı işlenen suçların devlet tarafından affedilemeyeceğini söyleyen iktidarın da kırmızı çizgileri var. Bazı insanların dışarıya çıkartılmaması, bazı davaların mutlaka arzulandığı gibi bitmesi gibi…

Üstelik iktidarın tam karşısında olduğunu söyleyen geniş bir kitle de "siyasi hasım" olarak gördükleri insanlar cezalandırıldığı için o kırmızı çizgileri bile isteye, seve seve benimsiyor.

Kobani davası ile Gezi davasındaki bir bölümü gizli alkış seslerinin nedeni bu.

* * *

Kobani olayları olarak tarihe geçen, bir görüşe göre 34, bir görüşe göre 52 kişinin yaşamını yitirdiği, bu konuda bile bir netliğin sağlanamadığı olaylarla ilgili, dönemin HDP MYK üyelerinin tamamının tek bir Twitter mesajı nedeniyle yargılandığı Kobani davası artık yavaş yavaş karar aşamasına geliyor.

HDP'nin kapatılması istemiyle açılan davanın iddianamesinin nüvesini de bu dava oluşturuyor.

Sanıklar, şu anda esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaya, sunmaya, anlatmaya çalışıyor.

Ama bugüne kadar dava ile ilgili aydınlatılmayan noktalar kimsenin zerre umurunda değil.

Dosya savcısı 19 Temmuz 2018'de HDP MYK üyesi olmadıkları gibi dosyanın hiçbir aşamasında şüpheli olmayan Hatip Dicle, Selma Irmak, Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Ata, Demir Çelik, Aysel Tuğluk, Gültan Kışanak, Ahmet Türk, Sebahat Tuncel, Emine Ayna, Kamuran Yüksek ve Ertuğrul Kürkçü gibi siyasetçilerin isimlerinin bulunduğu tarihsiz ve imzasız 90 kişilik bir listeyi işleme aldı. Bu liste nereden geldi, nasıl işleme alındı tamamen belirsiz.

Ancak bu liste geldikten hemen sonra eski eş başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın yeniden tutuklanmalarının hazırlığı da yapıldı.

Listede açıkça yol gösteriliyordu zira.

Kimin hakkında hangi suçtan soruşturma açılabileceği, kimin tutuklanabileceği, kapatma davasına bu dosyanın nasıl konu edilebileceği hepsi bu listenin ekinde tarif ediliyordu.

* * *

Ağırlaştırılmış müebbet hapis gibi ağır bir ceza talep edilen insanlara yöneltilen suçlamalar da tartışılmıyor.

Gerçek olmayan sosyal medya hesaplarından atılan tweetler.

Gerçek olmayan mesajlar.

Yalanlanmış haberler.

Tarihi tutmayan, bağlamından kopuk konuşmalar.

Yok, katiyen ne denildiği, ne yapıldığı kimsenin umurunda değil.

* * *

Gezi davasında da yavaş yavaş Yargıtay'ın karar vereceği aşamaya gelindi.

Biri anlatsa komplo teorisi diye "burun kıvıracağınız" cümlelerle insanlar cezaevinde tutuluyor.

Çekilmemiş belgesel, yapılmamış görüşme…

İbni Haldun'un sözlerine, kimsenin umursamadığı kitaplardaki komplocu görüşlere atıf yapılarak yazılan kararlar, tebliğnameler, iddianameler…

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası neden var?

Anayasanın 90. maddesinde neden uluslararası sözleşmelerin yasaların üzerinde olduğu belirtiliyor?

Neden AİHM kararlarının bağlayıcı olduğuna vurgu yapılıyor?

Anayasa Mahkemesi dahil tüm mahkemeler nasıl oluyor da Türkiye'nin yaptırım sürecine alınmasına yol açabiliyor?

Bu mahkemeler, kendileri AİHM kararını dinlemezken, nasıl oluyor da kararlarına uyulmasını bekliyor?

Hepsinin yanıtları açık elbette.

Ama yine de sormak, altını çizmek gerekiyor.

* * *

Eylül ayından itibaren bu iki kritik davada verilecek kararlara tanıklık etmeye başlayacağız.

Cezaevlerinin kimler için boşaltıldığını görüyoruz elbette.

Sorunun sadece kapasitenin üzerinde hükümlü ve tutuklu bulunması olmadığı ortada.

Bu aflar, bu hoşgörü, hakiki suçlulara yönelik bu büyük şefkat boşuna değil.

Siyasetin bitmek bilmez koltuk tantanasından başını biraz olsun kaldıranlar, ne olup bittiğini açıkça görebilir.

Komplo teorilerinin peşinden koşmaya, olmadık senaryoları tartışmaya, akıl yürütmeye gerek yok.

Bu kritik davalarda yaşananlar, yolun bundan sonrasını açıkça gösteriyor.


Gökçer Tahincioğlu | Yüzleşme

@gtahincioglugokcertahincioglu@t24.com.tr