Rahmi Koç'un anlattığı fıkranın gerçek hikayesi ortaya çıktı
İş insanı Rahmi Koç hakkında geçen günlerde İzmir'de hastane açılışında anlattığı fıkra nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. Kürt kadınlarını aşağıladığı gerekçesiyle söz konusu fıkraya sosyal medyada tepki yağmıştı. Tepkilerin ardından Rahmi Koç'a başlatılan soruşturmanın gerekçesi 'Halkın Bir Kesimini Alenen Aşağılama' suçu olarak açıklanmıştı. Türkiye günlerdir fıkra olayını konuşurken söz konusu fıkranın gerçek hikayesi ortaya çıktı.
İş insanı Rahmi Koç hakkında geçen günlerde İzmir'de hastane açılışında anlattığı fıkra nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. Kürt kadınlarını aşağıladığı gerekçesiyle söz konusu fıkraya sosyal medyada tepki yağmıştı. Tepkilerin ardından Rahmi Koç'a başlatılan soruşturmanın gerekçesi 'Halkın Bir Kesimini Alenen Aşağılama” suçu olarak açıklanmıştı.
Soruşturmanın ardından Rahmi Koç, özür dileyerek bir açıklama yayımlamıştı.
'Rahmi Koç hangi fıkrayı anlattı?', 'Rahmi Koç'un söylediği fıkra ne anlatıyor?' soruları gündeme geldi.
Rahmi Koç'un anlattığı fıkranın gerçek hikayesi ortaya çıktı.
Araştırmacı yazar Hakan Kınay, sosyal medya hesabından Rahmi Koç'un anlattığı fıkranın gerçek hikayesini paylaştı. Söz konusu 'fıkra' aslında 1930-1940'lı yıllarda Kadıköy'de kadın doğum doktoru olan ünlü jinekolog Mahmut Ata'nın bir anısı.
Rahmi Koç'un anlattığı fıkranın asıl hikayesi şöyle;
Söz konusu kitabın sayfasında şu ifadeler yer aldı:
'Dr. Ata Bey zeki, çalışkan, sağlam yapılı, çok güzel ve esprili konuşan, otantik hikâyeler anlatan, hekimliği kadar sosyal tarafı da olan bir insandı. Hekim-hasta münasebetlerinin kritik yönlerini hemen yakalar, sırası gelince kendine has bir tarzda anlatırdı.
Keyifli bir gününde şöyle bir hikâye anlattı:
'Birgün siyah çarşaflı ve peçeli bir kadın, ayağı poturlu köylü kocasıyla muayene odama girdi. Kadın, kapının yanında ellerini çarşafın altına saklamış, ayakta duruyor, arkasında da kocası... Ben de, daha önce çıkan hastadan sonra ellerimi yıkamış, havlu ile kuruluyordum...
Kadına döndüm;
'Donunu çıkar, şu masaya yat!' dedim.
Kadında hareket yok. Kapkara bir heykel gibi duruyor. Aynı lafı bir daha tekrarladım. Kadın yine kımıldamıyor. O zaman kocasına döndüm,
'Eşin muayene olmak istiyorsa dışarı çık ve onu ikna et' dedim.
Köylü mahçup, çekingen karısını kolundan tutup dışarı çıkardı. Yarı açık kapıdan konuşmalar duyuluyor;
(Köylü) – Be kadın, doktorun dediğini niye yapmıyorsun?
(Kadın) – Ağam, bana 'soyun!' diyor.
(Köylü) – Elbette soyunacaksın!
(Kadın) – Bana 'donunu çıkar!' diyor.
(Köylü) – Onlar büyük adam. 'Çıkar!' dediyse çıkaracaksın
(Kadın) – Gayri ben karışmam. Günah benden gitti.
Muayene odasına girip, kapıyı kapattı. Peçesini açtı. Hafifçe kırıtarak karşımda durdu. O utangaç kadın gitmiş, gözlerimin içine bakan bir başka kadın gelmişti. Doğrusu şaşırdım.
– Muayeneye hazır mısınız? dedim.
Hafifçe gülerek 'evet' dedi.
– Tamam öyleyse soyun bakalım!
– 'Evvelâ sen soyun!' demesin mi?'
Dr. Ata Bey'in buna benzer gözlemleri oldukça genişti. Topluluklarda sırası geldikçe anlatır, herkese zevkle ve ilgiyle dinletirdi. Evin içinde ve dışından kalabalık bir personel kadrosu hizmet ederdi. Hudutsuz masrafı, onu karşılayacak yüksek kazancı vardı.'