Sıra "paralel devlet"e yardım ve yataklık edenlere gelmeden bitmez
(...) Fethullah Gülen cemaatinin, İçişleri Bakanlığı ve adliyede bir "paralel örgüt" kurduğu iddiaları yeni değil.
Ergenekon tutuklamaları hızla sürerken ve bu arada gazeteci Ahmet Şık da henüz yayınlanmamış bir kitabı nedeniyle "Kitap bombadan tehlikeli olabilir" denilerek tutuklandığında bu köşede şöyle bir yazı yazmıştım:
"Bugün Fethullah Gülen isminin etrafında dönen tartışmaya su taşıyan hususlardan biri ve en önemlisi bu organizasyonun niteliği. Said-i Nursi'yi anlatacak bir filmin çekimi sırasında yaşanan olayları Yeni Şafak'ta yayımlanan bir yazıdan yararlanarak sizlere daha önce aktarmıştım. Filmi çekmek isteyen kişi cemaate yakın önemli birisine ulaşmış ve filmin finansmanına destek istemişti. Sonrasını da onun gazetedeki yazısından öğrendik. Bir tür "mütevelli heyet" toplanmış, başka konularla birlikte bu konuyu da görüşmüş ve filmi desteklememeye karar vermişlerdi.
Yani ortada kendisine Fethullah Gülen'in izleyicileri sıfatını uygun görmüş bir grup var. Bu grubun gayriresmi bir yönetimi var. Bu grubun yönettiği, miktarı ve kaynağı belli olmayan bir bütçe de var. Muazzam bir parasal kaynak bu ve bu kaynakla değişik işler yapılıyor, gazeteler basılıyor, televizyonlar idare ediliyor. Bir adım ileri gidip bunun bu yönüyle bir "gizli örgüt" olduğunu bile iddia edebilmek mümkün. Üstelik kamuoyunda yaygın kanaat bu cemaatin devletin kurumları içinde kadrolaşma çabası içinde olduğu, bunu bazı kurumlarda büyük ölçüde başardığıdır."
Bu yazı 30 Mart 2011 tarihinde bu köşede yayımlandı.
O tarihte, bu cemaate "ne istedilerse veren" bir başbakan görev başındaydı.
Görevi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yazılıydı; Anayasa'yı, kanunları gözetmekti. Ama meğerse bunu yapmıyor, bir cemaatin devlet içinde devlet haline gelmesi için "ne istiyorlarsa" onlara veriyormuş. Makamsa makam, imkânsa imkân! Hatta Amerika'daki cemaat liderine de sesleniyordu: "Gel artık, bitsin bu hasret" diye!
Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili bu son operasyonlarda yine aklıma o günler geldi. "Bilmiyordum"diyemez, bakın işte ben bunun bir tür gizli örgüt olabileceğini 2011 yılında alenen yazmışım!
Bir fantezi dünyasında yaşıyor olsaydık ne ilginç iddianameler yazılıyor olurdu! Bizler de okur, hayretler içinde kalırdık. Ama burası Türkiye. Kim güçlüyse, onun borusu öter!
Mehmet Y. Yılmaz Hürriyet
*
Bombanın büyüğü "kozmik oda" dosyasında
...17-25 Aralık sürecinin sonrasında, süreç öncesinde yürütülen bazı adli dosyalarda 'kumpas' olup olmadığının araştırılmasına başlandı.
Yeni süreçte, İzmir'deki askeri casusluk davası da mercek altına alındı.
... elde edilen belgelerin gerçekte gizli belge olup olmadığının ortaya çıkarılması için bazı kurumlarda idari soruşturmalar başlatıldı.
... bunun ilk örneği İçişleri Bakanlığı'nda yaşandı. Askeri casusluk dosyasında yer alan mülki idare amirleri ve İçişleri Bakanlığı personeli hakkında inceleme yaparak yargılanma yolunu açan Mülkiye başmüfettişleri ile Teftiş Kurulu yöneticileri hakkında 'kumpas yapmak' iddiasıyla adli ve idari yargılamaların önü açıldı.
İşte bu sürecin bir ayağı da Genelkurmay Karargâhı'nda başlatıldı. (...) Bu noktada, karargâh içinde gözler Adli Müşavir Hakim Albay Muharrem Köse'ye döndü.
Köse'nin belgelerle ilgili verdiği resmi görüşlerde, bunların 'gizli askeri belgeler' olduğunu belirttiği anlaşıldı. (.) Bu yüzden Köse, 'zorunlu' olarak görevinden alındı.
... Davanın kumpas olduğu yönünde İzmir'de başlatılan yeni soruşturma sürecinde Merkez Bankası ve Milli Savunma Bakanlığı başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda da incelemeler başlatıldı ya da başlatılmak üzere. (...) Kumpasla bağlantılı olan bürokratlar ortaya çıkartılacak.
Tabii, bürokrasideki kumpas süreci askeri casusluk davasıyla sınırlı değil. Bombanın büyüğü, Kozmik Oda dosyası ile geliyor.
Tolga Şardan Milliyet
*
Üçüncü köprü zarar ederse pamuk eller cebe
Rejim; sizin, benim, hepimizin Hazinesi üzerinden, bu köprü için iki şirkete yüz milyonlarca doları taahhüt etti.
- 3. köprü ile otoyol inşaatı bittiğinde, araç başına 3 USD olmak üzere, her gün 135 bin aracın geçeceği garanti edildi.
Günde en az 405 bin dolar. Yılda 148 milyon dolar. İşletme süresi olan 10 yılda da yaklaşık 1.5 milyar.
- Yani, köprü bitip işletmeye açıldığında, eğer üzerinden her gün 135 bin araç geçmez ise aradaki farkı biz ödeyeceğiz. Yani önce Hazine, firmalara ödeyecek. Açık vereceği için de o paraları bizden zam ve vergi yoluyla geri alacak.
- Diyelim ki üç yıl sonra turizm zayıfladı, dış ticaret performansı düşük kaldı. O gün 3. köprüden, söz verildiği gibi 135 bin değil de örneğin 80 bin araç geçti. Aradaki 55 bin eksik aracın fark geliri olan 165 bin dolar bizim cebimizden çıkacak. Köprüden geçmeyen araçların bedeli olarak 500 bin TL'ye yakın parayı İçtaş ile Astaldi'nin kasasına aktaracağız. Bu eksiklik bir gün değil de bir sezon, birkaç ay sürerse, ödeyeceğimiz fatura artacak. (3 doların otomobil bedeli olduğunu, ağır vasıtalardan 15 dolar alınacağını not düşelim.)
Çiğdem Toker Cumhuriyet
*
Nasıl adam oluruz?
Ulus olarak, haksızlığa, zulme, üçkâğıtçılığa, hırsızlığa, ahlâksızlığa karşı çıkacaksın!
Ülkenin sömürülmesine, devletin soyulmasına göz yummayacaksın!
Yağmaya, talana, yoksulluğa direneceksin!
Haksızlığa boyun eğmeyecek, susmayıp doğruları haykıracaksın!
Her zaman dürüstlüğü, doğruluğu savunacak, despotlara asla boyun eğmeyeceksin!
Cumhuriyet ilkelerini, laikliği savunacaksın!
Irkçılığa, bölücülüğe, ayrımcılığa karşı çıkacak, insanlık tarafında yer alacaksın!
Halkın, haklının, alın terinin yanında duracak, sömürüyü kınayacaksın.
Her zaman mağdurun, mazlumun yanında olacaksın.
Ezenlere karşı çıkacak, ezilenleri koruyacak, güçsüzleri savunacaksın!
Bu ülkenin ekmeğini yedikleri halde terörü ve teröristleri savunan bölücülere ve kan akıtan hainlere lânet edeceksin.
İnsan haklarını, demokrasiyi, laik cumhuriyeti, Atatürk ilkelerini gözünün içi gibi koruyacaksın.
İşte o zaman kardeşim, adam olursun, adam oluruz!
Rahmi Turan Sözcü
*
Kıyıcı kayyum
Kayyum atamaya yetki veren kanunda çok açık yazılır. Kayyum dosttur. Destekçidir. Yapıcıdır. Kurtarıcıdır. Hak bilir. Hukuk gözetir. Bir şirket çalıştırdığı işçilerin hakkını yemeye, alacaklıların parasını gasp etmeye, devletten vergi kaçırmaya kalkarsa kayyum atanır. Kayyum, şirkete zarar vermez. Zaman Gazetesi'ne kayyum atandı. Daha ilk gün gazeteyi serseme çevirdi. İktidarı eleştiren Zaman'ı iktidar yağcısı yapıverdi. Okurunu kaçırdı. "Koruyucu Kayyum" olması gerekirdi. "Kıyıcı Kayyum" oldu.
Necati Doğru Sözcü