Soru ve cevaplarla yeni Varlık Barışı
Düzenleme, hem zamanlamayı hem de yatırım süresini doğrudan vergisel sonuç doğuran bir unsur haline getirerek, klasik 'bildir–vergiyi öde–koruma elde et' modelinden ziyade, zamana yayılan ve koşullu bir teşvik mimarisi kurmaktadır
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7582 sayılı Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Kanun’un büyük bölümü yayımı tarihinde yürürlüğe girerken bazı hükümler için özel yürürlük tarihleri öngörüldü.
Kamuoyunda daha çok Varlık Barışı Kanunu olarak anılan düzenleme, yalnızca kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasına ilişkin hükümler içermiyor. Kanun; kamu alacaklarının tecili, gelir ve kurumlar vergisi teşvikleri, İstanbul Finans Merkezi rejimi, teknogirişim şirketleri ve veraset vergisi gibi birçok alanda önemli değişiklikler getirdi.
Varlık barışına ilişkin düzenleme, 7582 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19’uncu madde ile getirildi.
Varlık Barışına yani KVK geçici m.19’a ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Genel Tebliğ taslağını da yayımladı.
Buna göre bu Tebliğin amacı, gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda getirilerek millî ekonomiye kazandırılması ve bu varlıkların gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defterlere kaydedilmesine ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Ayrıca, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunmakla birlikte kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bildirilmesi ve kayıt altına alınması da düzenleme kapsamındadır.
Bunun yanı sıra, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerce yurt içinde bulunan söz konusu varlıkların bildirilmesine ilişkin esaslar ile maddenin uygulanmasına dair diğer hususlar Tebliğ kapsamında açıklanmaktadır.
Varlık barışından kimler yararlanabilecek?
Tebliğ, varlık barışının kapsamını oldukça geniş tutmaktadır. Buna göre, yurt içinde veya yurt dışında para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına sahip olan tüm gerçek ve tüzel kişiler, herhangi bir mukimlik ayrımı olmaksızın düzenlemeden yararlanabilecektir. Ayrıca gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayan kişiler de Türkiye’de bulunan ancak kayıt dışı kalmış varlıklarını bildirmek suretiyle bu imkândan faydalanabilecektir.
Bunun yanında şahıs şirketleri ve adi ortaklıklar adına bildirim yapılabilmesi de mümkündür. Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri aracılığıyla da süreç işletilebilecek; böylece yalnızca doğrudan mülkiyet değil, fiili tasarruf ilişkileri de kapsam içine alınacaktır. Kısacası düzenleme hem bireyleri hem şirketleri hem de mükellefiyet statüsü bulunmayan kişileri kapsayacak şekilde tasarlanmış geniş bir katılım alanı öngörmektedir.
Hangi varlıklar varlık barışına girer?
Varlık barışı düzenlemesinde yurt dışında bulunan varlıkların bildirimi bakımından en önemli hususlardan biri süre ve bildirim usulüdür. 31 Temmuz 2027’ye kadar (bu tarih dâhil) gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirebilmektedir. Bildirim, ayrıca yetkili vekiller veya kanuni temsilciler aracılığıyla da yapılabilmektedir.
Sistem, tek bildirim esasına dayansa da her ayın ayrı bir vergilendirme dönemi olarak kabul edilmesi nedeniyle aynı süre içerisinde birden fazla bildirim yapılmasına da imkân tanınmaktadır. Bu çerçevede Kanun’un yayımlandığı 4 Haziran 2026 ile 31 Temmuz 2027 döneminde yapılacak bildirimler Tebliğ ekinde yer alan Ek-1 formu ile bankalara veya aracı kurumlara sunulmaktadır.
Bildirimlerin değiştirilmesi ise ayrı bir usule tabidir. Aynı ay içinde yapılan hataların düzeltilmesi veya varlık tutarında değişiklik yapılması hâlinde, ilk bildirimin düzeltilmesi gerekir ve bu durumda fazla ödenen vergi iade edilebilir. Buna karşılık sonraki aylarda yapılacak düzeltmeler de kural olarak önceki bildirimin düzeltilmesi yoluyla gerçekleştirilir. Ancak varlıkların artırılması halinde düzeltme değil, yeni bir bildirim yapılması esastır.
Örneğin Varlık barışı uygulamasında bildirimlerin değiştirilmesi, tutarın azaltılması veya artırılmasına göre farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. 2026/Temmuz ayında 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin aynı ay içerisinde bu tutarı 7.500.000 TL’ye düşürmek veya 22.500.000 TL’ye çıkarmak istemesi halinde, ilk bildirime ilişkin düzeltme bildirimi vermesi gerekecektir.
Buna karşılık, Temmuz ayındaki bildirimin ardından Ağustos veya Eylül aylarında tutarın 7.500.000 TL’ye düşürülmek istenmesi hâlinde de önceki Temmuz bildirimine ilişkin düzeltme yapılması zorunludur. Bu kapsamda, banka ve aracı kurumlar aracılığıyla Tebliğ ekinde yer alan Ek-3 beyanname üzerinden vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme işlemi gerçekleştirilir.
Öte yandan aynı Temmuz bildirimi sonrasında Ağustos veya Eylül ayında tutarın 22.500.000 TL’ye çıkarılmak istenmesi hâlinde ise durum farklıdır. Bu durumda önceki bildirimin düzeltilmesi değil, ilave tutar için yeni bir bildirim yapılması gerekir. Bu yeni bildirim, önceki bildirimden bağımsız olup onunla ilişkilendirilmez. Dolayısıyla sistem, azaltıcı işlemlerde düzeltme, artırıcı işlemlerde ise yeni bildirim esasına dayanmaktadır.
Varlık barışından yararlananlar hangi oranda vergi ödeyecek?
Varlık barışı kapsamında yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye bildirilmesi üzerine banka ve aracı kurumlar nezdinde yürütülen süreç hem şekli hem de vergisel sonuçları bakımından ayrıntılı bir usule tabidir. Gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını Tebliğ ekinde yer alan Ek-1 formu ile bankalara veya aracı kurumlara iki nüsha halinde bildirecekler. Formun bir nüshası banka veya aracı kurum tarafından gerekli işlemler yapıldıktan sonra ilgilisine iade edilecektir.
Bildirim işlemlerinde, vekil veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda yetki kontrolü bankalar ve aracı kurumlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte, bildirime konu varlıklara ilişkin olarak herhangi bir belge ibrazı zorunlu tutulmamış olup, sistem beyana dayalı bir yapı üzerine kurulmuştur.
Vergisel sonuç bakımından, bildirilen varlıkların değeri üzerinden kural olarak yüzde 5 oranında vergi, banka ve aracı kurumlar tarafından peşin olarak tahsil edilmekte ve bu tutar vergi sorumlusu sıfatıyla ilgili vergi dairesine beyan edilip ödenecektir.
Ancak sistem, yatırım teşvikini de içerecek şekilde kademeli bir indirim mekanizması öngörmektedir. Buna göre varlıkların belirli sürelerle vadeli hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulması halinde vergi oranı yüzde 0’dan yüzde 4’e kadar değişen oranlarda uygulanabilmektedir.
Buna göre;
En az 5 yıl tutulması halinde yüzde 0,
En az 4 yıl tutulması halinde yüzde 1,
En az 3 yıl tutulması halinde yüzde 2,
En az 2 yıl tutulması halinde yüzde 3,
En az 1 yıl tutulması halinde yüzde 4
oranında vergi uygulanacak.
Bu indirimli oranlardan yararlanılabilmesi için, Tebliğ ekinde bulunan Ek-2’de yer alan taahhütnamenin bildirim sırasında ibraz edilmesi zorunludur ve bu taahhütnameler damga vergisinden istisnadır.
Ayrıca indirimli oran uygulansa dahi bildirilen varlıklar Tebliğ ekinde bulunan Ek-3 beyanına dahil edilerek vergi dairesine bildirim yapılmaktadır.
Süre bakımından ise taahhüt edilen sürelerin başlangıcı, varlıkların ilgili finansal araçlara yatırıldığı tarih olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında 1 Ocak 2027–31 Temmuz 2027 döneminde yapılacak bildirimlerde vergi oranlarına yarım puan artırım uygulanmakta; yetki ile sürenin uzatılması halinde ise bu artış bir puana çıkarılmaktadır.
Özetle sistem, hem hızlı bir yurda dönüşü teşvik etmekte hem de uzun vadeli finansal araçlara yönlendirme yoluyla daha düşük vergi oranı imkânı sağlayan esnek ve kademeli bir vergileme yapısı öngörmektedir.
Örneğin gerçek kişi Sertuğ Bey, yurt dışında bulunan 10.000.000 TL karşılığı dövizi için 15 Eylül 2026 tarihinde bankaya bildirimde bulunmuştur. Bildirime konu edilen tutarın tamamının en az iki yıl süreyle vadeli hesapta değerlendirileceğine ilişkin Tebliğ ekinde bulunan Ek-2’de yer alan taahhütname de aynı tarihte bankaya ibraz edilmiştir. Bu durumda, taahhüt edilen süre dikkate alındığında uygulanacak vergi oranı yüzde 3’tür.
Buna göre banka tarafından 10.000.000 TL x %3 = 300.000 TL tutarında vergi, peşin olarak tahsil edilecek; söz konusu tutar bildirimi izleyen ayın 15’inci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla ilgili vergi dairesine beyan edilip ödenecektir.
Örneğin Batı A.Ş., yurt dışında bulunan 25.000.000 TL tutarındaki varlığını 20/11/2026 tarihinde bir aracı kuruma bildirmiş ve söz konusu tutarın en az beş yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin Tebliğ ekinde bulunan Ek-2’de yer alan taahhütnameyi bildirim sırasında ibraz etmiştir.
Bu durumda, taahhüt edilen süre dikkate alındığında bildirime konu varlık için uygulanacak vergi oranı yüzde 0 olup, herhangi bir vergi tahsilatı yapılmayacaktır. Bununla birlikte, söz konusu varlıklar indirimli oran (bu örnekte yüzde 0) uygulanmış olsa dahi banka veya aracı kurum tarafından düzenlenecek Tebliğ ekinde bulunan Ek-3 beyanına dahil edilerek vergi dairesine bildirilecektir.
Örneğin gerçek kişi Evrim Hanım, yurt dışında bulunan varlığına ilişkin olarak 5/2/2027 tarihinde banka nezdinde 8.000.000 TL tutarındaki varlığını bildirim konusu yapmış ve söz konusu varlığın en az bir yıl süreyle kira sertifikalarında değerlendirileceğine ilişkin Tebliğ ekinde bulunan Ek-2’de yer alan taahhütnameyi bildirim sırasında bankaya ibraz etmiştir.
1 Ocak 2027 tarihinden itibaren yapılan bildirimlerde vergi oranlarına yarım puan ilave edilmesi öngörüldüğünden, normal şartlarda yüzde 4 olarak uygulanması gereken oran bu bildirim bakımından yüzde 4,5 olarak dikkate alınacaktır.
Bu çerçevede hesaplanacak vergi tutarı 8.000.000 TL x %4,5 = 360.000 TL olup, söz konusu tutar banka tarafından peşin olarak tahsil edilecektir.
Varlık barışına konu varlıklar Türkiye’ye getirilecek mi?
Varlık barışı kapsamında bildirime konu edilen varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve sistem içine dahil edilmesi, belirli süre ve şekil şartlarına bağlanmıştır. Buna göre bildirime konu varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan hesaplara transfer edilmesi zorunludur.
Yurt dışından fiziki olarak getirilen varlıkların da aynı süre içinde bu hesaplara yatırılması gerekmektedir. Bu noktada, hesap sahibi ile transferi gerçekleştiren kişinin farklı olması, düzenlemeden yararlanma bakımından herhangi bir önem taşımamaktadır.
Öte yandan, kapsam dışında kalan bazı varlıkların (örneğin taşınmazların), 31 Temmuz 2027 tarihine kadar kapsama giren varlıklara dönüştürülerek Türkiye’ye getirilmesi mümkündür. Bu yönüyle düzenleme, sadece mevcut finansal varlıkları değil, bunların dönüştürülmesi suretiyle sisteme dahil edilmesini de teşvik etmektedir.
Türkiye’ye getirilen para, altın, döviz, menkul kıymet ve benzeri varlıkların banka veya aracı kurum hesaplarına yatırılması hâlinde, banka dekontları veya aracı kurum işlem sonuç formları, varlığın yurda getirildiğinin tevsiki bakımından geçerli belge niteliğindedir. Fiziki giriş halinde ise Gümrük İdaresi tarafından düzenlenen belgeler de aynı şekilde ispat aracı olarak kullanılmaktadır.
Bu süreçte Gümrük İdaresi, yapılan bildirim ve deklarasyonlara ilişkin bilgileri takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür. Böylece sistem hem bankacılık hem gümrük hem de vergi idaresi arasında entegre bir bilgi akışı üzerine kurulmuştur.
Türkiye’de bulunan varlıklar bildirilecek mi?
Varlık barışı düzenlemesi, Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmemiş varlıkların sisteme dahil edilmesine imkân tanımaktadır.
Bu kapsamda gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Tebliğ ekinde bulunan Ek-1 formu ile bankalara veya aracı kurumlara bildirilebilmektedir. Bu bildirim üzerine vergi dairelerine ayrıca herhangi bir beyanname verilmesi gerekmemektedir.
Düzenleme yalnızca mükellefleri değil, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişileri de kapsamaktadır. Bu kişiler de Türkiye’de bulunan söz konusu varlıklar için bildirimde bulunmak suretiyle varlık barışı hükümlerinden yararlanabilmekte; ancak varlıkların bildirim tarihine kadar banka veya aracı kurum hesaplarına yatırılması ve bunun tevsik edilmesi zorunlu tutulmaktadır.
Öte yandan şahıs şirketleri ve adi ortaklıklar bakımından özel bir durum söz konusudur. Bu yapılar gelir veya kurumlar vergisi mükellefi sayılmamakla birlikte, stopaj ve katma değer vergisi yönünden mükellefiyet tesis edilmektedir. Bu nedenle şahıs şirketleri ve adi ortaklıklar adına da bildirim yapılabilmekte; bildirilen varlıklar yönünden ortaklar açısından gelir veya kurumlar vergisi, işletme bakımından ise katma değer vergisi yönünden vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması imkânı sağlanmaktadır.
Bankalar ne yapacak?
Varlık barışı kapsamında bildirilen varlıklar üzerinden alınacak verginin tahsili ve beyanı, banka ve aracı kurumlara vergi sorumluluğu yükleyen özel bir mekanizma çerçevesinde düzenlenmiştir. Buna göre, banka ve aracı kurumlar kendilerine bildirilen varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında vergiyi peşin olarak tahsil etmekte; bu vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15’inci günü akşamına kadar Tebliğ ekinde bulunan Ek-3 beyannamesi ile bağlı bulundukları vergi dairesine vergi sorumlusu sıfatıyla beyan etmektedir.
Beyan edilen tutar üzerinden vergi dairelerince tarh edilen vergi, yine aynı süre içerisinde banka ve aracı kurumlar tarafından ödenmektedir. Bu yönüyle sistem, vergilemenin mükellef yerine finansal aracılar üzerinden yürütüldüğü bir stopaj benzeri yapı arz etmektedir.
Öte yandan, bildirime konu varlıkların belirli finansal enstrümanlarda değerlendirilmesi hâlinde vergi oranı değişebilmektedir. Nitekim varlıkların vadeli hesaplarda, 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ve kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulmasının taahhüt edilmesi durumunda, uygulanacak oran yukarıda belirtildiği üzere yüzde 0 ile yüzde 4 arasında öngörülen indirimli orana göre belirlenmektedir.
Şirket ortakları ile kanuni temsilcilerin durumu
Varlık barışı düzenlemesinde, şirketler ile ortaklara ait varlıkların hangi şartlarda bildirim konusu yapılabileceği hususu geniş bir esneklik içerisinde ele alınmıştır. Buna göre, şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları veya şirket ya da ortaklar adına hareket etmeye yetkili kişiler tarafından 4 Haziran 2026 tarihinden önce düzenlenmiş vekâlet veya temsil sözleşmesine dayanılarak yönetilen yurt dışı varlıkların, şirket adına bildirilmesi mümkündür. Bu varlıklar Türkiye’ye getirilerek veya Türkiye’de banka ya da aracı kurum hesaplarına transfer edilerek sistemden yararlandırılabilmektedir. Aynı şekilde, 4 Haziran 2026 tarihi itibarıyla şirketin kanuni defterlerinde yer almayan yurt içi varlıklar da şirket adına bildirim konusu yapılabilmektedir.
Bunun yanında, şirket veya ortaklara ait olmakla birlikte fiilen şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya yetkilileri dışında kişiler tarafından tasarruf edilen varlıklar da şirket adına bildirilerek varlık barışı hükümlerinden yararlanabilmektedir. Düzenleme, mülkiyet ile fiilî tasarrufun farklı kişilerde bulunduğu durumları da kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır.
Öte yandan, gerçek kişilere ait olmakla birlikte bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurt dışı şirketler tarafından tasarruf edilen varlıkların da ilgili gerçek kişiler adına bildirim konusu yapılması mümkündür. Ancak bu tür durumlarda, ileride yapılacak vergi incelemelerinde söz konusu varlıkların şirket veya gerçek kişiye ait olduğunun ispat edilmesi gerekmekte olup, ispat külfeti bakımından genel ispat kuralları geçerlidir.
Bildirilen varlıkların değeri hangi tarihe göre belirlenecek?
Varlık barışı kapsamında bildirime konu edilen varlıkların değerlemesi, bildirim tarihindeki ekonomik kıymet esas alınarak belirlenmektedir. Buna göre Türk lirası cinsinden para nominal değeriyle; altın rayiç bedeliyle; döviz ise bildirim tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden değerlendirilmektedir.
Menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarında ise kademeli bir değerleme sistemi benimsenmiştir. Pay senetleri ve borçlanma araçları öncelikle borsa rayiciyle, bu mümkün değilse rayiç bedelle, o da tespit edilemiyorsa sırasıyla alış bedeli veya itibari değerle dikkate alınmaktadır. Yatırım fonu katılma paylarında ilgili piyasadaki kapanış fiyatı esas alınırken, türev araçlarda da benzer şekilde borsa rayici, rayiç bedel, alış bedeli veya nominal değer sıralaması uygulanmaktadır.
Tebliğ, bildirimlerde esas alınacak değerin Türk lirası karşılığı olduğunu açıkça düzenlemekte; ayrıca rayiç bedelin, bildirimin yapıldığı tarihteki gerçek alım-satım değerini yansıtması gerektiğini vurgulamaktadır. Borsa rayicine tabi varlıklarda ise ilgili tarihte yurt içi veya yurt dışı borsalarda oluşan fiyatlar dikkate alınmaktadır.
Döviz cinsinden varlıkların Türk lirasına çevrilmesinde bildirim tarihindeki TCMB döviz alış kuru esas alınmakta; bildirim sonrasında yapılacak düzeltmelerde veya varlık azaltımlarında ise ilk bildirim tarihindeki değer korunmaktadır. Bu yönüyle sistem, değerlemede süreklilik ve hukuki güvenlik ilkesini esas almaktadır.
Bildirilen varlıklar kanuni defterlere kaydedilecek mi?
Varlık barışı kapsamında bildirilen varlıkların defterlere intikali ve muhasebeleştirilmesi, Vergi Usul Kanunu sistematiği içerisinde özel bir kayıt usulüne tabi tutulmuştur. Buna göre, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler, bildirime konu ettikleri varlıkları kanuni defterlerine kaydetmekle yükümlüdür. Şirket adına yapılan bildirimlerde ise bu varlıkların doğrudan şirketin kanuni defterlerine intikal ettirilmesi gerekmektedir.
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler bakımından, bildirilen kıymetler pasifte özel bir fon hesabında izlenmektedir. Bu fon hesabı, sermayenin bir unsuru olarak kabul edilmekte; bildirim tarihinden itibaren iki yıl süreyle işletmeden çekilememekte ve yalnızca sermayeye ilave amacıyla kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, işletmenin tasfiyesi halinde söz konusu tutarlar vergilendirme dışı bırakılmakta; ayrıca devir ve bölünme hallerinde de herhangi bir vergilendirme söz konusu olmamaktadır.
Avukatlar gibi serbest meslek erbaplarının tuttuğu serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ise bildirilen kıymetleri defterlerinde ayrıca göstermek suretiyle kayıt altına almaktadır. Bu yönüyle düzenleme, defter türüne göre farklı muhasebeleştirme teknikleri öngörmektedir.
Öte yandan, bildirilen varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeye dahil edilmekte ve belirli süre koşuluyla işletmeden çekilebilmesi mümkün olmaktadır. İki yıllık sürenin dolması halinde bu tutarlar, vergiye tabi kazanç ile kurumlar bakımından dağıtılabilir kazanç hesabına dahil edilmeden işletmeden çekilebilmektedir.
Son olarak, Türkiye’de bulunan varlıkların bildirildiği tarih itibarıyla belirlenen Türk lirası karşılığı değerleri üzerinden defterlere kaydedilmesi esastır. Bu bedel, ileride yapılacak satış işlemlerinde maliyet unsuru olarak dikkate alınmakta ve satış kazancının tespitinde belirleyici rol oynamaktadır.
Varlık süreçte elden çıkarılırsa zarar, gider yazılabilir mi?
Varlık barışı kapsamında bildirime konu edilerek kanuni defterlere intikal ettirilen varlıkların sonraki vergisel sonuçları, kazanç ve gider tespiti bakımından özel bir usule tabidir. Buna göre, söz konusu varlıkların daha sonra elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya indirim olarak dikkate alınmamaktadır. Buna karşılık, bu varlıkların elde tutulmasından veya elden çıkarılmasından doğan kazanç ve iratlar ise genel hükümler çerçevesinde vergilendirilmeye devam etmektedir.
Öte yandan, varlık barışı kapsamında ödenen vergiler de özel bir koruma rejimine tabidir. Bu vergilerin hiçbir suretle gider olarak yazılması veya başka bir vergiye mahsup edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Böylece düzenleme, hem zararların indirim konusu yapılmasını engellemekte hem de ödenen verginin maliyet unsuru haline getirilmesini önlemektedir.
İncelemeye alınacak mıyım?
Varlık barışı kapsamında getirilen en önemli koruma hükümlerinden biri, bildirime konu edilen varlıklar bakımından vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasıdır. Ancak bu korumadan yararlanılabilmesi hem yurt dışı hem de yurt içi varlıklar bakımından belirli şartların eksiksiz yerine getirilmesine bağlanmıştır.
Yurt dışında bulunan varlıklar açısından; bildirimden itibaren iki ay içinde varlıkların Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki hesaplara transfer edilmesi, ayrıca bildirilen tutara ilişkin verginin süresinde ödenmesi ve varsa taahhüt şartlarına uyulması gerekmektedir.
Bunun yanında, söz konusu varlıkların defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi ve pasifte özel fon hesabı açılması, bu fonun iki yıl süreyle işletmeden çekilmemesi ve sermayeye ilave dışında kullanılmaması zorunludur.
Türkiye’de bulunan varlıklar bakımından ise, defter tutan mükellefler yönünden aynı şekilde defterlere kayıt ve fon hesabı şartı aranmakta; mükellef olmayanlar açısından ise varlıkların banka veya aracı kurum hesaplarına yatırıldığının tevsiki yeterli kabul edilmektedir. Ayrıca bu varlıklar yönünden de verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt şartlarına uyulması gerekmektedir.
Bununla birlikte, varlık barışı kapsamındaki koruma yalnızca bildirilen varlıklarla sınırlıdır. Bildirim dışındaki nedenlerle başlatılan vergi incelemeleri veya takdire sevk işlemleri sonucunda matrah farkı tespit edilmesi hâlinde, söz konusu farkın bildirilen varlıklardan kaynaklandığının anlaşılması ve bildirilen tutarın bu farkı karşılaması durumunda, gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden ayrıca tarhiyat yapılmayacaktır. Bu yönüyle düzenleme, belirli şartlar altında güçlü bir tarhiyat koruması sağlamaktadır.
Örneğin Batı A.Ş., varlık barışı düzenlemesi kapsamında Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıkları için 15 Haziran 2026 tarihinde bankaya 10.000.000 TL tutarında bildirimde bulunmuştur. Mükellef kurum, madde kapsamında öngörülen diğer şartları da yerine getirmiştir.
Bu mükellef, daha sonra 2024 hesap dönemine ilişkin olarak yürütülen sektör incelemesi kapsamında vergi incelemesine sevk edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda 5.000.000 TL tutarında kayıt dışı satışa ilişkin matrah farkı tespit edilmekle birlikte, mükellef söz konusu farkın varlık barışı kapsamında bildirilen tutarlardan kaynaklandığını ileri sürmüştür.
Vergi inceleme elemanı tarafından yapılan değerlendirmede, matrah farkının bildirime konu edilen varlıklardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bildirilen varlık tutarının da söz konusu matrah farkını karşılayacak düzeyde olması nedeniyle, varlık barışı düzenlemesinin sağladığı koruma kapsamında mükellef hakkında gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden herhangi bir tarhiyat yapılmayacaktır.
Matrah farkı çıkarsa ne olacak?
Bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıkan matrah farkının tespiti hâlinde, koruma hükmünün kapsamı farkın büyüklüğüne göre değişmektedir. Buna göre, yapılan inceleme sonucunda bulunan matrah farkının bildirilen varlıklar ile bağlantılı olduğunun anlaşılması durumunda, ancak bu farkın bildirilen tutarı aşması halinde kısmi tarhiyat imkânı doğmaktadır.
Bu çerçevede, matrah farkının bildirilen varlık tutarını aşan kısmı yönünden gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi tarhiyatı yapılacak; bildirilen varlık tutarı kadar olan kısım ise varlık barışı kapsamında koruma altında kalmaya devam edecektir. Böylece düzenleme, bildirilen tutar ölçüsünde tam bir vergi güvenliği sağlarken, aşan kısım bakımından ise genel vergi hukukuna göre tarhiyat yapılmasına imkân tanımaktadır.
Örneğin Balcı Ltd. Şti., varlık barışı kapsamında yurt dışında sahip olduğu madde kapsamına giren varlıkları için 50.000.000 TL tutarında bildirimde bulunmuştur. Mükellef kurum, düzenlemede öngörülen tüm şartları yerine getirmiş olup, daha sonra yapılan ihbar üzerine 2023 hesap dönemi bakımından vergi incelemesine sevk edilmiştir.
Yapılan inceleme sonucunda toplam 75.000.000 TL tutarında matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef, bu farkın 50.000.000 TL’lik kısmının bildirilen varlıklardan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Vergi inceleme elemanı tarafından yapılan değerlendirmede ise, söz konusu farkın yalnızca 40.000.000 TL’lik kısmının bildirime konu edilen varlıklarla ilişkili olduğu, kalan 35.000.000 TL’lik kısmın ise hatalı amortisman ayırma, gider ve indirimlerin yanlış hesaplanması ile istisna uygulamalarındaki hatalardan kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Bu durumda, varlık barışı düzenlemesinin sağladığı koruma yalnızca bildirilen varlıklarla bağlantılı 40.000.000 TL’lik kısım için geçerli olacaktır. Dolayısıyla bu tutar bakımından gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden herhangi bir tarhiyat yapılmayacak; bildirime konu varlıklarla ilgisi bulunmayan 35.000.000 TL’lik matrah farkı üzerinden ise genel hükümler çerçevesinde vergi tarhiyatı gerçekleştirilecektir.
İncelemeye başlanılmasından sonra varlık barışından yararlanacaklar için
Varlık barışı düzenlemesinde koruma hükümlerinin sınırları, özellikle zamanlama ve şartlara uyum bakımından açık şekilde belirlenmiştir. Buna göre, vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdir komisyonuna sevk işlemi gerçekleştikten sonra bu madde kapsamında bildirimde bulunulmuş olması, yapılan inceleme veya takdir işlemleri sonucunda tespit edilen matrah farkları üzerinden vergi tarhiyatı yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Bu durumda bildirilen tutarların, inceleme sonucu bulunan matrah farklarından mahsup edilmesi de mümkün değildir.
Öte yandan, varlık barışı kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması imkânı, ancak kanunda öngörülen tüm şartların eksiksiz yerine getirilmesi hâlinde geçerlilik kazanmaktadır. Bu çerçevede bildirilen varlıkların iki ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurum hesaplarına yatırılması, vergilerin süresinde ödenmesi, taahhütlere uyulması ve diğer yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde, söz konusu koruma hükümlerinden yararlanılması mümkün olmayacaktır. Böylece düzenleme hem zamansal hem de maddi şartlara sıkı bir uyum şartı öngörmektedir.
Örneğin Eylül A.Ş., yurt dışında bulunan 30.000.000 TL tutarındaki varlığı için, söz konusu tutarın en az dört yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütte bulunmuş ve bu kapsamda %1 oranında indirimli vergi uygulanmak suretiyle bildirimde bulunmuştur.
Ancak yapılan tespit sonucunda, bildirime konu edilen varlıkların vadeli hesaplarda bulundurulmasına ilişkin taahhüt şartının iki yıl sonra ihlal edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, indirimli oran uygulamasına dayanak teşkil eden taahhüt şartı ihlal edilmiş sayılmakta; dolayısıyla mükellefin varlık barışı kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasına ilişkin koruma hükümlerinden yararlanma imkânı ortadan kalkmaktadır.
Varlıklara dönüştürme süresi
Varlık barışı kapsamında taahhütte bulunan mükellefler bakımından, bildirilen tutarların belirli finansal varlıklara dönüştürülmesine ilişkin süre ve yaptırım usulü özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye transfer edildiği veya yatırıldığı tarihten, Türkiye’de bulunan varlıkların ise bildirim tarihinden itibaren 10 gün içinde, bildirilen tutarların taahhüt edilen varlıklara dönüştürülmesi zorunludur.
Bu süreye uyulmaması hâlinde, söz konusu varlıkların bulunduğu banka veya aracı kurum tarafından, bildirim tutarı esas alınarak zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergi tespit edilecek ve bu vergiye ilişkin gecikme faiziyle birlikte kesinti yoluyla tahsilat yapılacaktır. Tahsil edilen tutar, tahsil edildiği ayı izleyen ayın 15’inci günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine aktarılacaktır.
Bununla birlikte, taahhüt şartlarının ihlali durumunda dahi, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler bakımından vergi ziyaı cezası uygulanmayacak olup, yaptırım yalnızca vergi ve gecikme faizi ile sınırlı tutulmuştur. Bu yönüyle düzenleme, cezai yaptırım yerine mali nitelikte bir telafi mekanizması öngörmektedir.
Özetle
Yeni varlık barışı rejimi, 31 Temmuz 2027’ye kadar uzanan uzun bir başvuru ve bildirim süreci öngörürken, vergisel avantajı esas olarak bildirim anına değil, bildirimin ne zaman yapıldığına, varlığın hangi finansal araçta ne kadar süreyle tutulduğuna ve taahhüt şartlarına bağlı kılmaktadır. Sürelerin kritik eşiği 2 ay içinde Türkiye’ye transfer, 10 gün içinde taahhütlü dönüşüm ve 31 Temmuz 2027’ye kadar bildirim sınırları etrafında şekillenmekte; ayrıca 1 Ocak 2027 sonrası bildirimlerde oran artışı ve uzatma halinde ek puan yükü getirilmektedir. Bu yönüyle düzenleme hem zamanlamayı hem de yatırım süresini doğrudan vergisel sonuç doğuran bir unsur haline getirerek, klasik “bildir–vergiyi öde–koruma elde et” modelinden ziyade, zamana yayılan ve koşullu bir teşvik mimarisi kurmaktadır.
varlık barışı murat batı vergi düzenlemesi