Televizyon Dünyasında Çürüme Derinleşiyor...
Televizyon dünyasında vitrin hâlâ ışıl ışıl ama perde arkasında tam anlamıyla çöküş yaşanıyor. Ekran Kedisi, tükenen senaryolardan reyting hezimetine, Bi Kanal ve Sıfır TV'de patlayan maaş krizinden medya kulislerindeki büyük çürümeye kadar sektörün üzeri örtülen gerçeklerini sert sözlerle yazdı.
Televizyon dünyasının parıltılı ışıkları altında bir "Bahar Temizliği" değil, adeta bir "Kıyamet Senaryosu" yaşanıyor. Ekrana büyük umutlarla sürülen, dev bütçeli gemiler birer birer karaya oturuyor. Peki, bu bir kaza mı yoksa kaptanların bile isteye rotayı kayalıklara kırması mı?
İşte, iğneyi kendine batırmaktan imtina eden dizi sektörünün o şaşaalı yapımcılarına ve kaleminden kan damlayan senaristlerine, vicdan aynası niyetine sunduğum naçizane serzenişim... Öte yandan, kapanışı yapmadan evvel; ‘Bi Kanal’ ve ‘Sıfır TV’ özelinde gelişen, sektörün röntgenini çekecek o can alıcı havadisleri, bir 'vefa borcu' ve 'mesleki takip' nişanesi olarak yazının sonuna, yani zembereğin boşaldığı yere bırakıyorum.
EKRANDA "SIR" PERDESİ YIRTILDI: REYTİNG CANAVARI MI, SENARYO KISIRLIĞI MI?
Türk televizyonculuğu bugünlerde ekonomik krizin soğuk nefesini ensesinde hissediyor olabilir; ancak asıl kriz cüzdanlarda değil, zihinlerde yaşanıyor. Reklam gelirlerinin erimesini bir kalkan gibi kullanan sektör paydaşları, asıl suçluyu halının altına süpürüyor: Yaratıcılık felci.
Kağıttan Şatolar Yıkılıyor…
Eskiden diziler birer "destan" gibi izlenirdi; şimdiyse adeta birer "fast-food" ürününe dönüştüler. NOW TV’nin ‘Sahtekarlar’ dizisinde Tamer Levent’in sitem dolu paylaşımı ve Burak Deniz’in bu siteme verdiği sessiz onay, aslında sektörün içeriden çürümeye başladığının en somut kanıtı. Senaristin gemiyi ilk terk eden olması, kanalın ise "bitse de gitsek" tavrı, izleyiciye sunulan emeğin ne kadar sahipsiz kaldığını gösteriyor. 22 bölümlük bir serüvenin ardından kalan; kırgın oyuncular ve kandırılmış bir kitle.
Sakız Gibi Uzayan Sırlar, Bayatlayan Hikayeler
TRT’nin ‘Taşacak Bu Deniz’ dizisindeki o meşhur "herkesin bildiği ama bir kişinin (Adil Koçari) bilmediği sır", aslında tüm sektörün özeti. İzleyici artık aptal yerine konulmaktan yoruldu. Bir sırrın 50 bölüm boyunca sakız gibi uzatılması, hikayeyi zenginleştirmiyor; aksine izleyicinin sabrını törpülüyor. Kanal D’nin ‘İnci Taneleri’ gibi dev bir yapımın, Yılmaz Erdoğan gibi bir kaleme rağmen 51. bölümde havlu atması, reyting zirvelerinin bile artık "hikaye yorgunluğunu" tedavi edemediğini kanıtlıyor.
Veliaht’ın Kars Soğuğunda Donan Umutları
Show TV’nin ‘Veliaht’ dizisi, Anadolu’nun mistik atmosferini (Kars) arkasına alsa da, senaryonun o bildik "kısırdöngü" tuzağına düşmekten kurtulamadı. Beklenen o büyük reyting sıçraması gelmedi çünkü izleyici artık sadece güzel mekanlar değil, ruhu olan, şaşırtan ve dürüst bir kurgu istiyor.
Sektöre Sert Eleştiriler: Şapkayı Öne Koyma Vakti
Kopyala-Yapıştır Dönemi: Bir dizi tutunca, tüm kanalların aynı temanın "lacivertini" çekmesi, yaratıcılığı öldüren en büyük zehirdir.
İzleyiciyi Hafife Almak: "Nasıl olsa izliyorlar" mantığıyla çekilen mantık hatalarıyla dolu sahneler, dijital platformların sunduğu alternatifler karşısında artık tutunamıyor.
Ekonomik Kriz mi, Vizyon Krizi mi?: Evet, reklam gelirleri düşük; ancak gerçekten kaliteli ve özgün bir iş, her zaman kendi finansmanını ve sadık izleyicisini yaratır.
Sonuç olarak; dizi sektörü bugün bir yol ayrımında. Ya birbirinin kopyası sırlar ve bitmek bilmeyen entrikalarla uçurumdan aşağı yuvarlanacak ya da "izleyici ne yese gider" küstahlığından vazgeçip öze dönecek. Sayın yapımcılar ve senaristler; o şapka artık önünüze konmalı. Çünkü izleyici artık kumandayı değil, kalemi eline aldı ve kendi finalini yazıyor: Kapatma tuşu.
Medyanın Cam Kırıkları: Bi Kanal, Sıfır TV…
Medya sektörü, uzun zamandır can çekişen bir devin son nefesleri gibi sarsılıyor. Sermaye gücünü değil, etik ve finansal sağlamlığını yitirmiş yayın grupları, bu enkazın altında ilk kalanlar oluyor. Her fırsatta dile getirdiğim bir gerçek var: Yüzlerce emekçinin evine ekmek götürdüğü bu kalelerin ayakta kalması en büyük temennimdir. Ancak kum üzerine inşa edilen yayıncılık anlayışları ve rüzgâra göre yön değiştiren finansal yapılar, ne yazık ki hüsranla mühürlenmiş sonlar doğuruyor.
Bayram Öncesi "Vefa" Sessizliği…
Sektörün röntgenini çektiğimde karşıma çıkan tablo içler acısı dostlar...
Bi Kanal ve Sıfır TV koridorlarında yankılanan ses, habercilik heyecanı değil; yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi büyüyen bir endişenin çığlığı. Burada çalışan emekçi kardeşlerimin iki aylık alın teri içeride hapsedilmiş durumda. İnsanlar bayram sabahına sofrasız girme korkusuyla baş başayken, yönetimin "finansal takvim değişikliği" masalları artık kimseyi uyutmuyor..!
Verilen sözler, yazılan karşılıksız çekler ve havada uçuşan vaatler; hepsi birer hayal kırıklığı anıtı gibi ortada duruyor.
Sahada Mağlubiyet, Masada İcra!
Krizin boyutları sadece maaşlarla sınırlı değil. TFF ile yapılan 2. ve 3. Lig yayın anlaşmaları, teknik imkansızlıklar ve yayıncı firmalarla gidilen mahkemelik süreçler nedeniyle adeta birer prangaya dönüşmüş durumda.
Maçlar yayınlanamıyor, iş ortakları icra kapılarını aşındırıyor. Tüm bu fırtınanın ortasında, Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Kalyoncu’nun çalışanlarına karşı sergilediği "muhatap olmama" tavrı ve "Giden gitsin" vurdumduymazlığı, mesleki ahlakın neresine sığar? İnsanlar hakkını alabilse zaten gidecek; ama hem ekmeksiz bırakılıp hem de kapı dışı edilmek istenmeleri tam bir dramdır. AYIP!
En büyük arzum ve kalbi temennim odur ki; Bi Kanal ve Sıfır TV bünyesinde gece gündüz demeden ter döken emekçi kardeşlerimin haklı feryadı duyulsun. Mübarek Ramazan Bayramı’nın eşiğinde, aylardır beklenen o helal alın terinin karşılığı olan maaşlar bir an evvel ödensin; her evin sofrasına bayram neşesi, her işçinin cebine emeğinin huzuru girsin. Dilerim ki bu düğüm bayram sabahından önce çözülür ve adalet yerini bulur.
TELE1 ve Reklamdaki "Kayyum" İronisi…
Bu kaosun içinde bir başka tuhaflık ise havaalanlarında boy gösteriyor. Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasının ardından kayyum atanan Tele1’in şatafatlı reklamları, lüks panoları süslüyor.
Ekranlarda "habercilik destanı" yazdığını iddia eden, ancak TMSF yönetiminde hiçbir iddiası kalmamış bir kanalın, bu devasa reklam bütçelerini hangi kaynakla, kimin parasıyla karşıladığı büyük bir soru işaretidir.
Hiçbir iddiası olmayan kayyum yönetimindeki Tele 1’in reklam panolarında adeta bir gövde gösterisine soyunması, izahı güç bir tezat oluşturuyor. NOKTA!
‘Ekran Kedisi’ne ulaşmak için: medyaradar@gmail.com
EKRAN KEDİSİeditor@medyaradar.com