Türkiye, riskleri artan Rusya-Batı savaşından uzak durmalı

Sayılara dönüşen ölüler artık insan değil, yalnızca birer istatistik ögesi… Maç kaç kaç oldu usta? Kimin ölüsü kimin ölüsünü yendi?

 

Rusya Devlet Başkanı Putin bazen gergin bir yüz ifadesiyle, bazen nefretle, sık sık da alaycı bir tarzda konuşuyor."Rusya’yı yenmeleri mümkün değil, bütün Batı birleşse de bizi yenemez" diyor. Sesinde gergin bir ton var.

 

Ukrayna lideri Zelenski’den nefretle söz ediyor:

"Yahudi olmaktan çok, Yahudilerin utanç kaynağı. Benim birçok Yahudi arkadaşım var. Onlar da böyle söylüyor."

Savaştan (Rusya’da hâlâ savaşa savaş demek yasak, "özel askerî operasyon" deniyor) söz ederken alaycı bir tavır takınıyor:

"Ukrayna silahlı kuvvetleri Rusya ordusu karşısında duramıyor. Batı’dan türlü yardımlar alsalar da duramıyorlar. Evet, son zamanlarda taarruz başlattılar ve bize bazı kayıplar verdirdiler. Ama onların kayıpları 10 kat daha fazla."

Bu son cümle bana bir yerlerden tanıdık geliyor. "Kayıp versek de, önemli olan karşı tarafın çok daha fazla kayıp vermesi…"

"10 kat" demeden önce ne kadar düşündü, bilmiyorum. Rusya Savunma Bakanı Şoygu bir ara "35 kat" demişti.

 

Neden "50 kat" veya "100 kat" denmiyor ki? Aksini kim kanıtlayabilir?

Zelenski ve diğer Ukraynalı yöneticiler de bazı sayılar veriyor. Kendi kayıplarıyla ilgili değil tabii. Karşı tarafın "devasa kayıpları" üzerine…

Savaşta hep ilk ölenlerden biri gerçek oluyor çünkü.

Ve her savaş, çarpışan tarafların yalan propagandalarının çatışma alanı oluyor aynı zamanda.

Rusya, Ukrayna ve Batı kaynakları, 16 aylık savaşta ölenlerin sayısıyla ilgili farklı veriler ileri sürüyor. 100 bin civarından başlıyor, yarım milyona kadar tırmanıyor.

Yaralananlar, kollarını ve bacaklarını kaybedenler ondan birkaç kat daha fazla.

Evini yurdunu terk etmek zorunda kalanlar onlarca kat fazla…

***

Buraya kadar yazdıklarıma bir baktım.

Kanlı savaşların insanlara verdiği zarara dikkat çekmek isterken düşülen en yaygın hataya kaptırdım kendimi.

"Bakın, savaş yüzünden ne çok insan öldü" demeye çalışırken bir dizi sayı ileri sürdüm.

Zaten hep böyle oluyor. Ölenler birer sayıya dönüşüp anlamını yitiriyor. Bu yüzden bir süre sonra savaş haberlerine göz ucuyla bile bakmıyoruz.

"Hangi toprak parçası kimin eline geçmiş, o sırada kaç kişi hayatını kaybetmiş?"

Ertesi gün yine aynı sorular…

Sayılara dönüşen ölüler artık insan değil. Onların kişiliği, hayatı, amaçları, heyecanları, özlemleri hiç yoktu sanki. Sevdikleri, akrabaları, dostları yoktu… Her biri birer "1". Savaşta ölen 100 bin (veya 500 bin) kişiden sadece "1"i…

Yalnızca bir istatistik ögesi…

"Kayıp versek de, önemli olan karşı tarafın çok daha fazla kayıp vermesi…"

Maç kaç kaç oldu usta? Kimin ölüsü kimin ölüsünü yendi?

Savaşta Ukrayna’ya büyük yardımlar yapan Amerikalılar son aylarda ses tonlarını "fırça ayarına" çevirdiler. "Kiev’in taarruz yapması için artık her türlü koşul mevcut" diyorlar.

Dediklerinin tercümesini yapayım:

"16 ay boyunca Rusya’ya karşı direnmeniz ve sonra da onu yenmeniz, bizi Putin’den kurtarmanız için size on milyarlarca dolar yardım yaptık. Hâlâ bize ‘hazır değiliz, daha fazla silah verin’ diyorsunuz. Haydi, saldırın ve size yaptığımız yatırımların karşılığını verin!"

Yaklaşımın özü böyle. Batı’nın ölen Ukraynalılar için mateme gireceğini sanan yok herhalde. Onlar verilen kayıplara bakmıyor, karşı tarafın kayıplarını sayıyor. Sonuçta aynı kapıya çıkıyoruz:

"Kayıp versek de, önemli olan karşı tarafın çok daha fazla kayıp vermesi…"

Hatta daha beteri! "Kayıp versek de" değil, "Ukrayna kayıp verse de". Çünkü Batı sadece cüzdanından kayıp veriyor. Hepsi bu!

***

Ukrayna taarruzunda ilerleme sağlamakta çok zorlanıyor. Rusya da mevzilerini korumakta zorlanıyor. Zaten epeydir ilerleyemiyordu da. Bu fiili "pat hali", sınırların fazla değişmediği ama savaşın iyice şiddetlendiği şartlarda tek bir anlama geliyor: İki taraf da çok fazla kayıp veriyor.

Rusya, kısa sürede bitirmeyi amaçladığı savaşa, Batılı devletlerin hiç ummadığı bir şekilde Ukrayna’nın arkasında durmaya başladığı anlardan itibaren defalarca aynı tehdidi savurmuştu:

"Gerekirse nükleer silaha başvururuz."

ABD yönetimi Putin’i böyle bir hamle yapması halinde "çok kötü şeylerin olacağı" konusunda uyarmıştı. Ve epeydir bu tehdit pek duyulmuyordu.

Son haftalarda Moskova’da "nükleer saldırı" ihtimali tekrar dile getirilmeye başlandı. Dahası nükleer silahların bir kısmı Belarus’a kaydırıldı.

Putin’in bir ara "Rusya’nın olmayacağı bir dünya hiç olmasın daha iyi" türünden bir açıklama yaptığı hatırlarda.

Putin’in en koyu yandaşlarından Duma Başkanı Volodin de şöyle demişti:

"Putin varsa Rusya vardır. Putin yoksa Rusya yoktur."

Bu iki formülü birleştirmeye cesaretim yok.

Bana son günlerde yine sıkça sorulan "Ne dersin, Rusya nükleer bombaya başvurabilir mi?" sorusuna cevap vermekte de zorlanıyorum.

Pek sanmıyorum ama belli de olmaz. Savaşlar sadece kanlı kayıplar değil, aynı zamanda çılgınlıklar sahnesidir…

***

Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında Türkiye kendine özel bir yer açmayı başardı. İki ülke arasında, daha çok da Rusya ile Batı arasında bir "pencere" hatta zaman zaman "tek arabulucu" konumuna geldi.

Tarafların temsilcileri arasında ülkemizde yapılan görüşmeler, Tahıl Anlaşması imzalanması ve uzatılması, Kahovka Barajı konusunda Ankara’nın ortak komisyon kurulması önerisi…

Bunlar Erdoğan iktidarının diplomatik başarılarıdır.

Ancak Türkiye’nin Batı ile Rusya arasındaki dansının şimdi nasıl bir seyir izleyeceği belli değil.

Bir de bizim "bir koyup beş alma" geleneğimiz, daha doğrusu gelenekten ziyade uyanıklığımız vardır.

Bu şartlarda Ankara adımlarını çok dikkatli atmalıdır.

"Moskova-Kiev-Batı" üçgeninde bugünkü kıvılcımlardan büyük bir yangın çıkabilir. Kremlin "gerekirse" benzin dökebilir. Savaş hattının epeyce dışında bulunan "Batı’nın patronu" ABD de uzaktan seyir moduna girebilir.

Ama biz hem coğrafi olarak çok yakınız, hem de "hiperaktif davranmaya" ve kıvrak taksici kıvamında "aradan sıyrılma hamlesi" yaparak "bölge/dünya lideri" olma fikrine pek bir hayranız.

Ateşle oynamamakta yarar var. Tepemizde giderek tehlikeli bir hale gelen savaş, bizi de yakabilir.


Hakan Aksay

@AksayHakanaksayhakan@gmail.com