Üçüncü Dünya Savaşı'nın tam ortasında olduğumuza ne zaman ikna oluruz?

İnsan, endişe ve hayretten sıyrıldığında şunu düşünürken buluyor kendini: Aslında tam da Dünya Savaşı'nın ortasındayız…

Bir süre önce başladı ve bu yüzyıla uygun biçimde sürüyor. Maalesef göreceklerimizin henüz başındayız…

ABD Başkanı Donald Trump

2017 yılında Trump’ın ilk kez başkan seçildiği döneme yakın, o yılın defterini açıp “neler not almışım” diye baktım.

Trump’a dair yazdığım ilk not şuydu:

Amerika, tesadüfen başkan seçen bir ülke değil. Biri başkan oluyorsa, bunun mutlaka derin nedenleri vardır. Ayrıca Amerika bu paketleyip sunma işini çok iyi bilir. Barack Obama’yı nasıl tüm dünyaya desteklettiklerini, nasıl demokrat bir persona sunduklarını hatırla.

Trump’ı da oraya oturttular ve olduğu gibi bıraktılar: Çam deviren, pervasız, açgözlü, beyaz ve güçlüye âşık, fakirden ve zayıftan nefret eden, yarı şovmen, sınır tanımayan, küstah kimliğine dokunmadılar.

Aksine, bu yönlerini parlattılar.

İkinci notum ise şuydu:

Genel kanı, hiç kimsenin altında imzası olmasını istemeyeceği kadar saygınlıktan uzak, korkunç, hatta delice eylemleri bu adama yaptıracakları yönünde. Bir deliye ihtiyaç duymuş olmalılar. Trump dönemi, dünyayı çok acayip şeylerin beklediği bir dönem olabilir…

Evet, belki ilk seçildiğinde değil ama ikinci kez seçildiğinde, hakkında tahmin edilenleri hayata geçirmeye başladı.

Düşünsene; bir başka ülkenin başkanını yatağından alıp ülkesinden kaçırdı. Yolda adama ve karısına ne tür ilaçlar zerk ettilerse, o hâllerini de servis ederek insanlık onurunu ayaklar altına aldılar. Adamın diktatör olması, başka bir ülkenin egemenliğini ihlal etmenin, o ülkenin onurunu çiğnemenin gerekçesi olabilir mi! Üstelik, Devlet Başkanı’nı kaçırmanın hemen ardından “Venezula petrolü için Amerikan şirketlerinin ülkeye geleceğini” ilan ederek…

Adamı, arka kapısını açık bıraktıkları bir minibüsün arkasına yerleştirip tüm New York şehrinde dolaştırarak sergilediler; tüm insanlığa ve muhatap ülkelere “bir sabah ansızın gelebiliriz” mesajını, bu akıl almaz yöntemle pekiştirdiler.

Ve bunu Trump döneminde yaptılar, yapabildiler.

“Yaptılar, yaptılar” deyip duruyoruz; elbette Trump bu kararları tek başına vermiyor. Tek adam deliliği, asla tek bir adamın deliliği değildir; hele ki Amerika söz konusuysa.

Bu işlerde İsrail ve lobisinin etkisi tartışılamaz. Yani derin ABD!

Hak, hukuk, kanun tanımayan bir tarzla Trump, kendisinden isteneni fazlasıyla şova bulayıp yerine getiriyor. Görev verenleri memnun olmalı.

Üstelik sıradaki ülkeleri de bir avazda sayıyor, “Yarın da sizdeyim” diyor.

Bir yandan çok acayip; çünkü gözle görünür. Bir yandan çok sıradan; çünkü tarih boyunca hep yaptıkları şeyler. En azından bizim baktığımız yerden, tecrübelerimiz öyle.

Sadece Ortadoğu’da yatağından aldıkları liderleri hatırlamak bile, konunun sıradanlığını anlamaya yeter aslında. Bu defa sıra, bir kez daha Amerika’nın Ortadoğu’su olan Latin Amerika’ya gelmiş gibi görünüyor.

Aslında uzun zamandır hayal edilen ama asla cesaret edilemeyeceği düşünülen bir hamle. Adeta İsrail ve Amerika, dünyada ‘siyah’ gördüklerine karşı savaş açmış gibi de görünüyor. Ortadoğu’da yürütülen ‘temizlik’ çalışmaları; dış müdahale, ardından gelen çürütme, yozlaştırma, kimliksizleştirme ve kendine köleleştirme… Son derece iyi bildikleri bir yöntem. Hatta gerek görülen yerlerde, Gazze gibi, tümden bir ‘temizlik’ de isteyebilirler. İtiraz edenleri de yok gibi görünüyor; en azından şimdilik.

Grönland mesela!

Hadi bakalım, kolaysa vermesinler…

Ama özetle insan, endişe ve hayretten sıyrıldığında şunu düşünürken buluyor kendini: Aslında tam da Üçüncü Dünya Savaşı’nın ortasındayız… Bir süre önce başladı ve bu yüzyıla uygun biçimde sürüyor.

İsrail ve Amerika söz konusu olduğunda, fazlasıyla tepkisizlikleriyle bilinen Avrupa ve İngiltere de daha gözle görülür bir sessizliğe bürünüyor.

Evet, sadece Türkiye için değil, dünya tarihi için de önemli bir dönemece denk gelmişiz. Maalesef göreceklerimizin henüz başındayız.

Biz insanlar, içinden geçtiğimiz felaketleri inkâr etmeye meyilliyizdir. Baksanıza, Türkiye’nin rejim değişikliğini kabul etmesi için kaç yıla ihtiyaç duyuldu.

Üçüncü Dünya Savaşı’nda olduğumuzun kabulü için de birkaç yıl ve en az devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yatağından alınması gibi çarpıcı örneklere ihtiyaç olacak gibi görünüyor.
 

Tuğçe Tatari

tugcetatari@gmail.com