Yatak odasında değil, sinir sisteminde başlar: Cinselliğin unutulan biyolojisi

İnsan yalnızca kalbi durduğunda ölmez. Dokunmayı unuttuğunda, merak etmeyi bıraktığında ve sevilme cesaretini kaybettiğinde de yavaş yavaş yaşlanmaya başlar. Yaş almak doğanın kanunudur. Ama yaşlanmak, çoğu zaman bedenin değil; ruhun, sinir sisteminin ve ilişkilerin hikayesidir.

Bugün ortalama yaşam süresi uzuyor. Daha uzun yaşıyoruz ama daha canlı, daha üretken ve daha mutlu yaşıyor muyuz?

İşte bu sorunun cevabı, sandığımızdan çok daha fazla cinsellikle ilgilidir. Fakat burada sözünü ettiğim cinsellik; yalnızca cinsel birleşme değildir. Cinsellik, insanın yaşamla kurduğu en derin temas biçimlerinden biridir.

Bir bakış… Bir gülümseme… Bir elin diğer ele dokunması… Birlikte yürümek… Flört etmek… Özlemek… Merak etmek… Birlikte susabilmek… Aslında bunların tamamı sağlıklı cinselliğin parçalarıdır.

Çünkü cinsellik yalnızca iki bedenin değil; iki sinir sisteminin, iki duygunun ve iki yaşam öyküsünün birbirine temas etmesidir.

BEYİN ÖNCE GÜVEN ARAR

Regülasyon tıbbında cinsellik yalnızca hormonlarla açıklanmaz. Her şeyden önce otonom sinir sisteminin dengesine bakılır. İnsan bedeni önce güvenmek ister. Sürekli alarm halindeki bir sinir sistemi ne yeterince gevşeyebilir ne de gerçek anlamda haz duyabilir.

Modern yaşam bizi sürekli sempatik sinir sisteminde yaşamaya zorluyor. Bitmeyen telefonlar… E-postalar… Ekonomik kaygılar… Trafik… Uykusuzluk… Ve hiç dinlenmeyen bir zihin…

Böyle bir organizmanın sağlıklı bir cinsel yaşam sürdürmesini beklemek çoğu zaman gerçekçi değildir. Çünkü kaliteli cinsellik performansla değil, parasempatik sistemin hâkim olduğu güven duygusuyla başlar.

DOKUNMANIN BİYOLOJİSİ

Bir insana sevgiyle dokunmak romantik olduğu kadar biyolojiktir. Derimiz milyonlarca duyu reseptörüyle çevrilidir. Sevgi dolu bir temas yalnızca ruhu değil, beyni de değiştirir. Oksitosin salgılanır. Kortizol azalır. Vagus siniri aktive olur. Kalp atım değişkenliği artar. Kaslar gevşer. Bağışıklık sistemi daha dengeli çalışmaya başlar.

Belki de bu yüzden bazen samimi bir sarılma, en pahalı ilacın sağlayamadığı iyileşme sürecini başlatabilir. Çünkü insan yalnızca konuşarak değil, dokunarak da iyileşir.

FLÖRT: BEYNİN GENÇLİK EGZERSİZİ

Toplumda flört çoğu zaman yalnızca gençlere ait bir davranış gibi görülüyor. Oysa nörobilim bunun tam tersini söylüyor. Merak etmek… Heyecan duymak… Birini beklemek… Onunla yeniden buluşmayı istemek… Bütün bunlar beynin ödül sistemini canlı tutar. Dopamin artar. Serotonin dengelenir. Endorfinler salgılanır. Hayata karşı ilgi yeniden canlanır. Bu nedenle flört, yalnızca romantik bir davranış değildir. Yaşamı hala merak ettiğinin biyolojik göstergesidir.

YAŞ ALMAK BAŞKA, YAŞLANMAK BAŞKADIR

Muayenehanemde seksenli yaşlarında birbirine sevgiyle bakan çiftler görüyorum. El ele yürürken yüzleri aydınlanıyor. Birbirlerini dikkatle dinliyorlar. Birbirlerine dokunmaktan çekinmiyorlar. Bedenleri yaş almış olabilir. Ama sinir sistemleri hâlâ yaşamla ilişki kurabiliyor. Buna karşılık kırklı yaşlarında, aynı evde iki yabancı gibi yaşayan insanlar da görüyorum. Takvim gençtir. Ama ilişkileri yaşlanmıştır. Çünkü insanı yaşlandıran çoğu zaman yıllar değil; heyecanını kaybetmesidir.

NÖRALTERAPİ VE REGÜLASYONUN SESSİZ GÜCÜ

Kronik stres… Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma… Uyku düzensizlikleri… Sessiz inflamasyon… Bozucu alanlar… Hormonal dengesizlikler… Bunların tamamı otonom sinir sisteminde sürekli bir yük oluşturabilir. Nöralterapi yalnızca ağrıyı azaltan bir tedavi değildir.

Amaç, bozulan sinir sistemi iletişimini yeniden düzenlemek, organizmanın kendi iyileşme kapasitesini desteklemek ve bedenin yeniden regüle olmasına katkı sağlamaktır. Çünkü regüle olamayan bir beden, çoğu zaman sağlıklı duygular da üretemez.

ASIL GENÇLİK NEREDE SAKLI

Bugün kozmetik endüstrisi genç görünmeyi satıyor. Oysa gençlik aynada değil, sinir sistemindedir. Kaslarda değil, yaşam sevincindedir. Yüzde değil, kalpte taşınır. İnsan yalnızca sevildiğinde değişmez. Sevdiğinde de değişir. Çünkü sevgi, beyinde başlayan ama bütün bedene yayılan biyolojik bir olaydır. Oksitosin yalnızca bir hormon değildir; güvenin kimyasal karşılığıdır. Dopamin yalnızca haz değildir; yaşamı yeniden isteme cesaretidir. Vagus siniri yalnızca bir sinir değildir; insanın kendisiyle ve karşısındakiyle kurduğu görünmez köprüdür.

Otuz yılı aşkın hekimlik yaşamım bana şunu öğretti: İnsan, merak etmeyi bıraktığında yaşlanır. Dokunmaktan korktuğunda yaşlanır. Konuşmayı bıraktığında yaşlanır. Sevilmeyi hak etmediğine inandığında yaşlanır. Belki de uzun yaşamın gerçek sırrı, yıllara daha fazla gün eklemek değildir.

Günlere daha fazla sevgi… Daha fazla temas… Daha fazla kahkaha… Daha fazla anlam katabilmektir. Çünkü beden, sevginin biyolojisini hiçbir zaman unutmaz.

Ve sevmekten vazgeçmeyen insan, yaş alır. Ama kolay kolay yaşlanmaz.

Nöralterapi ve Hüseyin Nazlıkul’un diğer tedavi yöntemlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Buradan; https://www.huseyinnazlikul.com/icerik/noralterapi-tedavisi-213

Odatv.com

Dr. Hüseyin Nazlıkul, M.D. PhD.