Zorbalığının görünmeyen yüzünü anlattı: Artık bir "Gizli salgın"
Son yıllarda gündemde olan akran zorbalığına dair Klinik Psikolog Özge Dinçbaş, zorbalığın neden artığına ve yetişkinlik döneminde insanlara etkisine dair önemli açıklamalarda bulundu.
Son dönemde okullardan iş yerlerine, dijital platformlardan sosyal çevrelere kadar her alanda artış gösteren akran zorbalığı, toplumun ruh sağlığını tehdit eden bir "gizli salgın" haline geldi. Zorbalığın sadece bir davranış bozukluğu değil, derin bir psikolojik süreç olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Özge Dinçbaş, YENİÇAĞ’a önemli açıklamalarda bulundu.
Zorbalık, insanlık tarihi kadar eski bir olgu olsa da günümüzde hem biçimi hem de etkisi açısından önemli bir dönüşüm geçiriyor. Klinik Psikolog Özge Dinçbaş ile yaptığımız röportajda, zorbalığın neden daha görünür hale geldiği, hangi türlerde ortaya çıktığı ve bireyler üzerindeki etkilerini ele aldık.
Dinçbaş, zorbalığın yeni bir durum olmadığını ancak günümüzde farklı bir boyuta taşındığını belirterek, “İnsan ilişkilerinin olduğu her yerde, güç dengesizliğinin bulunduğu her ortamda zorbalık hep vardı. Ancak bugün zorbalığın hem biçimi hem de etkisi değişmiş durumda” dedi.
“ARTIK MEKÂNLA SINIRLI DEĞİL”
Zorbalığın en dikkat çekici değişimlerinden biri, belirli bir alanla sınırlı olmaktan çıkması. Dijitalleşmeyle birlikte zorbalık, süreklilik kazanan bir deneyime dönüşmüş durumda.
Dinçbaş bu durumu, “Eskiden okul ya da iş yeriyle sınırlı kalabilen zorbalık, bugün dijital alanlar sayesinde süreklilik kazandı. Kişi bulunduğu ortamdan ayrılsa bile zorbalık sona ermiyor” sözleriyle açıklıyor.
Toplumsal düzeyde artan stres ve belirsizlik de bu süreci besleyen unsurlar arasında. Dinçbaş’a göre duygusal regülasyon becerilerindeki zayıflama, öfkenin daha kolay dışa vurulmasına neden oluyor: Hem çocuklar hem yetişkinler, yoğun stres ve rekabet içinde duygularını düzenlemekte zorlanıyor. Bu da güç kurma davranışlarını artırıyor.
EN YAYGIN ZORBALIK: PSİKOLOJİK VE SOSYAL DIŞLAMA
Zorbalık türleri yaşa göre farklılık gösterse de özellikle ergenlik ve yetişkinlik döneminde psikolojik ve ilişkisel zorbalık öne çıkıyor. Alay etme, küçümseme ve dışlama gibi davranışlar en sık karşılaşılan örnekler arasında yer alıyor.
Son yıllarda ise siber zorbalık ciddi bir artış göstermiş durumda. Dijital platformlar üzerinden yapılan saldırılar, zorbalığın etkisini daha kalıcı hale getiriyor.
Dinçbaş, fiziksel zorbalığın daha görünür olduğunu ancak ilişkisel zorbalığın daha derin izler bıraktığını vurgulayarak, “İlişkisel zorbalık, kişinin kendi algısını sorgulamasına neden olur ve bu yüzden daha derin bir etki bırakır” ifadelerini kullandı.
ZORBALIĞIN ALTINDA YATAN NEDENLER
Zorbalık yapan bireylerin yalnızca davranışlarıyla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Dinçbaş, bu davranışların çoğu zaman psikolojik kırılganlıklardan beslendiğini belirtiyor.
“Zorbalık çoğu zaman bir güç göstergesi değil, kırılgan bir benliğin savunma biçimidir” diyen Dinçbaş, değersizlik hissi, ihmal, yetersizlik duygusu ve kontrol ihtiyacının bu davranışların temelinde yer aldığını ifade etti.
ZORBALIK BENLİK ALGISINI ZEDELİYOR
Zorbalık, birey üzerinde yalnızca anlık değil, uzun vadeli etkiler de bırakıyor. Özellikle çocuklarda bu durum fiziksel şikâyetler ve davranış değişiklikleriyle kendini gösterebiliyor.
Dinçbaş, çocukların yaşadıklarını her zaman doğrudan ifade edemediğini belirterek, “Bir çocuk ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diyemeyebilir. Bunun yerine okula gitmek istemeyebilir, karın ağrısı yaşayabilir ya da içine kapanabilir” dedi.
Yetişkinlerde ise süreç daha çok içsel bir sarsılma olarak ortaya çıkıyor. “Kişi zamanla ‘Ben yetersizim’ ya da ‘Bunu hak ediyorum’ gibi inançlar geliştirebilir. Bu noktada zorbalık, dışsal bir olay olmaktan çıkar ve kişinin iç dünyasının bir parçası haline gelir” sözleriyle durumun ciddiyetine dikkat çekti.
“EN KRİTİK DESTEK: ANLAŞILMAK”
Zorbalığa maruz kalan bireylere yaklaşımda en önemli unsurun hızlı çözüm üretmek değil, anlamak olduğunu belirten Dinçbaş, ailelerin ve yakın çevrenin tutumuna da değindi.
“‘Boşver’, ‘takma’ gibi ifadeler iyi niyetli olsa da kişiye ‘hislerin önemli değil’ mesajı verir. Bu da ikinci bir yalnızlaşmaya neden olur” diyen Dinçbaş, en etkili yaklaşımı şu sözlerle özetledi:
Bazen en güçlü destek, ‘Bunun seni ne kadar yaraladığını görebiliyorum’ diyebilmektir.
TERAPİ SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?
Zorbalığın etkilerinin onarılmasında terapi sürecinin önemli bir rol oynadığını belirten Dinçbaş, bu sürecin yalnızca konuşmaktan ibaret olmadığını vurguladı.
Terapi sayesinde bireyin yaşadığı deneyimi anlamlandırdığını ve kendine yüklediği olumsuz inançları dönüştürdüğünü ifade eden Dinçbaş, “Kişi zamanla şunu fark eder: ‘Bu benim kim olduğumla değil, maruz kaldığım ilişkiyle ilgili’” dedi.
Dinçbaş’a göre terapinin en güçlü etkisi ise bireyin ilk kez yargılanmadan dinlenmesi: Kişi, yaşadığı duygularla birlikte bir başkası tarafından taşındığını deneyimler. Bu da zorbalığın yarattığı yalnızlık hissini onarmaya başlar.
Özge Dinçbaş