Kurban kes demek değildir hedy, behimetu'l-en'am ...


İslam’da Kurban Bayramı, gariplere, yetimlere, yoksullara, kimsesizlere armağan edilmiştir. Kurban Bayramı günleri onların günleridir. Gariplerin, yoksulların ve kimsesizlerin aranıp bulunması, onların garipliklerinin ve kimsesizliklerinin giderilmesi gerekir.

Gelecek bayrama kadar; garip, kimsesiz, muhtaç, yoksul hiç kimsenin bırakılmaması için bu bayram onlara armağan edilmiştir.

Peygamber de Bayram sabahı kalktığında ilk olarak; gariplerin, kimsesizlerin, evsizlerin kaldığı, Ashabı Suffa denilen yere gidermiş. Kendi ailesinden önce, onlarla kahvaltı eder ve bütün Bayramı onlarla geçirirmiş.

Şu halde; İslam’da Bayram vardır ama bu bayram garipler, kimsesizler, yoksullar, muhtaçlar için adanmış bir bayramdır.

İnsanların hem bunlara, hem de birbirlerine yakınlaşması, ailelerin birbirlerini ziyaret etmesi, arkadaşların birbirlerini arayıp sorması, küslerin barışması için var olan bir bayramdır.

İslam’da bayram vardır ama hayvan kesmek, bayramda kurban kesmek yoktur, olmak zorunda da değildir. Allah’ın böyle bir emri de yoktur. İnsanlar eğer kestikleri hayvanı Kurban’da Allah’ın emridir diye kesiyorlarsa bilsinler ki; Allah’ın Kur’an’da böyle bir emri yok.

Peki var olduğunu iddia edenler, neye dayanıyor? On bir yerdeki geçen kelimelerin ve kavramların çarptırılmasına, tevir edilmesine ve yorumlanmasına dayanıyor.

Mesela bunlardan birkaç örnek vereyim: Kevser Suresi, bu on bir yerden bir tanesi.

Orada deniyor ki; İnnâ a’taynâkel-kevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel ebter. Biz sana muhakkak ki kevseri verdik, şu halde salat et, nahr yap. Muhakkak ki asıl kökü kuruyacak olan sana kin besleyendir.

Ayet bu, sure bu. Buradaki -salat et ve nahr yap- ifadelerini -namaz kıl ve kurban kes- diye çeviriyorlar.

Bu yanlış. Salat et ve nahr yap demek; yardımlaşma ve dayanışma içerisinde ol, Allah’tan destek ve yardım iste ve bu esnada karşılaşmış olduğun güçlüklere göğüs ger, sabret, diren, diyor. Bunu; kurban kes, namaz kıl, diye çeviriyorlar.

Halbuki Kevser Suresi, Mekke döneminin 2. yılında gelmiş bir süredir. Henüz daha kurban kesmek diye bir şey yoktur. Henüz daha açıktan açığa namaz kılmak diye bir şey yoktur. Bu Kevser suresinde geçen salat’ın ve nahr’ın, namaz kılmak ve kurban kesmek ile alakası yoktur ve burada o anlamda kullanılmamaktadır.

Bu hususta bir sürü bu görüşte olan sahabe vardır. Tefsir kitaplarında bunları uzun uzun okuyabilirsiniz.

Arapçada nahr; deveyi keserken, devenin göğsünü ileri doğru çıkarması anlamına geliyor. Nahr, devenin kesilmesi değil; kesilirken devenin direnmesi anlamına geliyor. Nahr yap; seni kesmek isteyenlere karşı, yani seni öldürmek, baskı altına almak, yolundan çevirmek ve durdurmak isteyenlere karşı göğsünü ger, diren, sabret, dirençli ol, bunu sana yapmalarına izin verme, anlamındadır. Direnmek anlamındadır.

İkinci bir örnek: Herkes çocukluğundan hatırlayacaktır belkide. İbrahim’in oğlunu kurban etme sahnesi. Genellikle böyle bir sahne resmedilir. Bu Tevrat’ta da geçer, Kur’an’da da geçer.

Yaygın kanaate göre; İbrahim rüyasında oğlunu kestiğini görmüş ve bunu hayata geçirmek istemiştir. Oğlunu yan yatırıp, bıçağı eline alıp, oğlunun tam boğazına vuracağı sırada, Allah onu durdurmuş ve ona bir koç göndermiş ve oda koçu kesmiş.

O gün bugündür, insanlar kesilmekten kurtulmuş, onun yerine koç kesimi başlamış. Bu nedenle biz de koç, sığır, koyun gibi şeyler kesiyoruz derler. Yaygın kanaat ve inanç budur. Bu doğru değildir.

Doğrusu şudur: İbrahim rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmüştür. Bu doğru ve onu kurban etmeye kalkmıştır. Çünkü, İbrahim döneminde insan kurbanları vardı. Hz. İbrahim’de bunun etkisi altında kalmış ve rüyasında bunu görmüştü. O rüyasını da, Allah’ın emri olduğunu sanarak; tatbik etmeye, hayata geçirmeye çalışmıştı.

Allah, bu vesile ile kurban işine bir son vermek ve İbrahim üzerinden; hem insan kurbanlarını, hem hayvan kurbanlarını insanlıktan kaldırmak ve Tanrı için kurban kesmeyi ortadan kaldırmak için ona seslendi.

Dedi ki; Sen rüyana sadık kaldın ve bunu gerçekleştirmeye çalıştın. Ama ben bunu yapmanı istemiyorum, diyerek onu büyük bir hatadan kurtardık, der.

Ayette geçen ‘zibh-i azim’ diye bir kelime var. Kişinin büyük bir hatadan dönmesi, kurtulması anlamına geliyor. Zıbh kelimesi; hata yapmak, kazaya uğramak, başına bir kaza gelmek anlamına geliyor. İşte bunu kurban kesmek, koç diye çeviriyorlar.

İbrahim’e oğlu yerine bir koç verdik diye çevriliyor. O zaman insanın yerine koç kesilmesi gerekiyor. Halbuki doğrusu; oğlunu kesecek iken Cenab-ı Hak ona diyor ki; bunu yapma, biz onu büyük bir hata yapmaktan kurtardık.

Biz onu büyük bir hata yapmaktan, kazaya uğramaktan, oğlunu kesmekten kurtardık, diyor. Herhangi bir koç verdik, falan demiyor. Ama diğer çevirilerde, biz ona oğlunun yerine koç verdik, diye çeviriyorlar. Dolayısıyla burada da herhangi bir şekilde kurban kesmek geçmiyor, kurban kesmekte emir edilmiyor, İbrahim de koç falan kesmemiştir. Oğlunu kesmeye kalkışınca; Cenab-ı Hak tarafından durdurulmuş ve oğlunun başına bir kaza gelmekten onlar kurtarılmıştır. Herhangi bir şekilde kurban kesilmesi de istenilmemiştir.

Peygamberimiz zamanında da hacılar kurban kesiyorlardı. Kabe’nin etrafına gelip; dizi dizi kesiyorlardı ve hala da kesiyorlar.

Kur’an onlara dedi ki; kestiğiniz bu kurbanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz.

Allah’a ulaşacak olan sizdeki takvadır.

Mesela; Kur’an-ı Kerim’de ‘mensek’ kelimesi geçiyor. Kurban kesmek diyorlar. ‘Hedy’ kelimesi geçiyor, kurban kesmek diyorlar. “behimetu’l-en’am” kelimesi geçiyor kurbanlık hayvanlar diye çeviriyorlar. ‘zibh-i azim’ geçiyor koç vermek diye çeviriyorlar. ‘venhar’ kelimesi geçiyor kurban kes diye çeviriyorlar.

Bakın bunların hiçbirisinde kurban kelimesi yok. Nahr, zibh-i azim, behimetu’l-en’am, mensek, hedy bunların hiçbiri kurban kelimesi değil. Şu anki çevirilerin birçoğunda kurban kelimesi hep Türkçe meal de bu saydığım kelimelerin yanında parantez içinde dışarıdan sokuşturularak kurban yazılıyor.

Halbuki bunların hiçbiri, kurban, bildiğimiz hayvanın kesilmesi anlamına gelmiyor. Tam tersi bir çoğu; ”hedy, behimetu’l-en’am” gibi canlı hayvanların Kabe’ye getirilerek, yoksullara verilmesi anlamına geliyor.

Çünkü o zaman tarım toplumu olduğu için İnfak ve dayanışma ve destekleşme, hayvanların, meyvelerin verilmesi, takas yoluyla daha çok olduğu için, olanların olmayanlara, hayvanları, meyveleri, altını, gümüşü elinde ne varsa onu vermesi ve infak etmesi gerekiyor. O da onu bir başka ihtiyaç sahibine vermesi gerekiyor ..


Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, yürüyen insanlar ve açık hava