Hüseyin Macit Yusuf

Hüseyin Macit Yusuf

DOSYA
[email protected]

Güney Kıbrıs lideri Hristodulidis, iki yüzlü

19 Şubat 2026 - 10:39

Kıbrıs meselesinde yıllardır değişmeyen bir tablo var: Söylem başka, uygulama başka. Güney Kıbrıs lideri faşist Eokacı/Enosisçi Nikos Hristodulidis bir kez daha gösterdi ki, Rum yönetimi için esas olan çözüm değil, statükonun korunmasıdır. Federasyon vurgusu uluslararası topluma sunulan diplomatik bir vitrin; sahadaki gerçeklik ise kapalı kapılar, tutulmayan sözler ve zamana oynayan bir siyasettir.

Son haftalarda yaşanan gelişmeler bu gerçeği çıplak biçimde ortaya koymuştur. Rum tarafının Metehan geçiş kapısında üzerine düşen çalışmaları tamamlamaması, 31 Ocak’ta başlayacağı açıklanan Derinya ve Bostancı’daki seyrüsefer düzenlemelerinin hayata geçirilmemesi, hellim konusunda Bureau Veritas Paris’in yetkilendirilmemesi ve yeni teknik komitenin kurulmaması; Hristodulidis’in verdiği taahhütlerin havada kaldığını göstermektedir. En basit güven artırıcı önlemlerin dahi uygulanmadığı bir zeminde kapsamlı çözüm nutukları atmanın hiçbir inandırıcılığı yoktur.

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, süreci doğrudan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile paylaşarak takvimli ve sonuç odaklı metodolojisini ortaya koydu. Hemen ardından Guterres’in Kıbrıs Özel Danışmanı Maria Holguin Cuellar’ın kaleme aldığı makale ise Güney’deki seçim takvimine ve AB dönem başkanlığına dikkat çekti; Temmuz ayını işaret ederek “yeni bir hayal kırıklığı yaşanmaması için hazırlık sürecinin iyi değerlendirilmesi” gerektiğini vurguladı. Bu satırlar, diplomatik bir dille de olsa, sürecin ciddiyetle ele alınmadığına işaret ediyordu.

Rum tarafının tepkisi ise çözüm üretmek değil, suçlama siyasetini devreye sokmak oldu. Hristodulidis seçimlerin engel olmadığını savunurken, Rum müzakereci Menelaos Menelaou “Erhürman da Tatar’dan farksız” diyerek Türk tarafını hedef aldı. Oysa bu sözler, aslında başka bir gerçeğin itirafıdır: Türk tarafında lider kim olursa olsun, egemen eşitlik ve siyasi eşitlik talebi değişmeyecektir. Çünkü mesele kişiler değil, halkın iradesidir; Türkiye’nin tutumudur.

Rum yönetimi egemenliği paylaşmak istememektedir. “Federasyon” söylemi altında üniter devlet hedefini diri tutmakta, Türk tarafını azınlık statüsüne itebilecek bir düzeni zorlamaktadır. Bu nedenle her somut adım ya ertelenmekte ya da anlamsız gerekçelerle askıya alınmaktadır. Kapılar açılmıyor, komiteler kurulmuyor, imzalar atılmıyor. Sonra da Türk tarafı “süreçleri yavaşlatmakla” itham ediliyor. Bu, klasik bir algı operasyonudur.

Kıbrıs Türk halkı artık bu oyunu görmektedir. Yıllarca “çözüm isteyen taraf” olarak iyi niyetini ortaya koymuş, referandumlarda iradesini göstermiştir. Buna rağmen karşılığında izolasyonların kalktığını değil, daha da derinleştiğini görmüştür. Bugün gelinen noktada, statükoyu koruyan tarafın kim olduğu nettir. Federasyon maskesi bir kez daha düşmüştür.

Gerçekçi siyaset, hayal tacirliği değil; sahadaki güç dengelerini, halkın iradesini ve bölgesel gerçekleri dikkate alan siyasettir. KKTC’nin geleceği, Türkiye’nin güçlü desteğiyle 5.Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ortaya koyduğu egemen eşitlik ve iki devlet temelinde şekillenmelidir. Masada sonsuz müzakere döngüsüne hapsolmak yerine, sahada kurumsallaşmayı güçlendirmek, ekonomik ve diplomatik açılımları artırmak daha rasyonel bir yoldur. Elbette diyalog kapısı bütünüyle kapanmamalıdır. Ancak diyalog, samimiyet ve karşılıklılık gerektirir. Sürekli söz verip tutmayan, her adımı iç siyasi hesaplara göre erteleyen bir anlayışla sağlıklı bir müzakere zemini kurulamaz. Holguin’in uyarısı da tam olarak budur: Hazırlık yapılmazsa yeni bir hayal kırıklığı kaçınılmazdır.

Bu nedenle mesele artık kimin ne dediği değil, kimin ne yaptığıdır. Söylemler değil, icraatlar belirleyicidir. Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis gerçekten çözüm istiyorsa, en basit güven artırıcı önlemleri dahi hayata geçirmekten kaçınmamalıdır. Aksi halde statükonun mimarı olarak tarihe geçecektir. Kıbrıs Türk halkı için tek gerçekçi yol; kendi devletine sahip çıkarak, egemen eşitlik zemininde kararlı biçimde yürümektir. Oyalama değil netlik, suçlama değil samimiyet zamanıdır. Bu zihniyet değişmediği sürece, aynı masada oturmak çözüm değil, sadece yeni bir zaman kaybı olacaktır.
Hüseyin Macit YUSUF[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum