Hüseyin Macit Yusuf

Hüseyin Macit Yusuf

DOSYA
[email protected]

Kıbrıs, Ateş Hattında Fırtına KKTC'ye ulaşmadan tedbir şart

12 Mart 2026 - 08:50

Orta Doğu’da başlayan yeni savaş dalgası yalnızca İran’ı değil, Doğu Akdeniz’in tamamını etkileyen büyük bir jeopolitik kırılmaya dönüşüyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, sivillerin de hedef olduğu ağır bombardımanlar ve buna karşı verilen tepkiler bölgedeki gerilimi hızla tırmandırıyor. Bu çatışmanın doğrudan tarafı olmayan ülkeleri bile etkileyen bir güvenlik krizine dönüşmesi artık ihtimal değil, ciddi bir risk. Bu nedenle Kıbrıs adası bugün her zamankinden daha hassas bir jeopolitik hattın üzerinde bulunuyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uzun süredir Batılı askeri güçlere açtığı üsler, özellikle Papandreu Hava Üssü ve adadaki İngiliz egemen üs bölgeleri artık bölgesel askeri operasyonların lojistik merkezlerinden biri olarak görülüyor. Rum lider faşist Eokacı/Enosisçi Nikos Hristodulidis’in çağrısı üzerine ABD, Fransa, Almanya, İspanya, Hollanda ve İtalya’nın bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi, Doğu Akdeniz’i adeta bir askeri yığınak alanına çevirdi.

Bu tablo kaçınılmaz olarak, Eğer savaş genişlerse Kıbrıs da doğrudan hedef haline gelir mi? sorusunu gündeme getiriyor. Bu sorunun cevabı ne yazık ki ihtimal dışı değildir.

Çünkü İran’ın ya da İran’a yakın örneğin Hizbullah’ın bakış açısından mesele oldukça nettir; İran’a yönelik saldırıların planlandığı, uçakların kalktığı veya destek aldığı üsler meşru askeri hedef olarak görülebilir. Bu durum Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üslerini ve ABD’nin kullandığı askeri tesisleri potansiyel hedef listesine sokmaktadır.

Ancak Kıbrıs’ta yaşanacak herhangi bir askeri gerilim yalnızca Güney’i etkilemeyecektir. Ada küçük, mesafeler kısa ve tehditler ortaktır. Dolayısıyla olası bir çatışmanın dalgaları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de kaçınılmaz şekilde etkiler.

Garantör Türkiye’nin son günlerde aldığı askeri tedbirler bu riskin farkında olunduğunu gösteriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin F-16 savaş uçaklarını KKTC’ye konuşlandırması ve hava savunma unsurlarını güçlendirmesi yalnızca askeri bir önlem değil, aynı zamanda güçlü bir caydırıcılık mesajıdır. Çünkü Kıbrıs’ın güvenliği Anavatan Türkiye’nin ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

7 Mart’ta İstanbul’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi gayriresmi toplantısının ardından Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamalar da bu çerçevede dikkat çekicidir. Fidan, Kıbrıs meselesine değinirken şu ifadeleri kullandı: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2022 yılından bu yana TDT’nin gözlemci üyesidir. Bu durum aile meclisimizin birlik ve bütünlüğünün en güzel örneklerinden biridir. Türk dünyasının ayrılmaz parçası olan Kıbrıslı Türklerin on yıllardır karşılaştıkları haksız ve insanlık dışı izolasyonlara son verilmesi elzemdir.”

Bu sözler yalnızca diplomatik bir dayanışma mesajı değildir. Aynı zamanda Türk dünyasının Kıbrıs Türk halkını yalnız bırakmayacağını ortaya koyan stratejik bir duruşun ifadesidir. Çünkü bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeleri doğru okumak için daha geniş bir perspektife bakmak gerekiyor.

Bölgede yalnızca İran ile İsrail veya ABD arasındaki bir çatışma yoktur. Aynı zamanda enerji yolları, deniz yetki alanları, askeri üsler ve ticaret koridorları üzerinde küresel bir rekabet yaşanmaktadır.

Doğu Akdeniz’in kontrolü; Avrupa’nın enerji güvenliği, Orta Doğu’nun siyasi dengeleri ve Asya-Avrupa ticaret hatları açısından stratejik önem taşımaktadır. Bu nedenle “yedi düvel” diye ifade edilen küresel güçlerin bölgeye yoğunlaşması tesadüf değildir. Güney Kıbrıs adayı büyük güçlerin askeri operasyon üssüne dönüştürürken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği doğrudan Türkiye’nin caydırıcı gücüne bağlıdır. Bu nedenle yapılması gerekenler açık ve nettir. Birincisi, KKTC’de hava savunma altyapısı daha da güçlendirilmelidir. İkincisi, Türkiye ile KKTC arasındaki askeri koordinasyon artırılmalıdır. Üçüncüsü ise diplomasi alanında Türk dünyasının ve dost ülkelerin desteği daha güçlü şekilde devreye sokulmalıdır. Unutulmamalıdır ki Kıbrıs sadece bir ada değildir. Doğu Akdeniz’in kilididir.

Bugün Orta Doğu’da patlayan savaşın rüzgârı henüz adaya tam olarak ulaşmamış olabilir. Ancak jeopolitik fırtınaların yönü değiştiğinde Kıbrıs’ın bu dalgadan etkilenmemesi mümkün değildir. Bu nedenle en doğru strateji krizin büyümesini beklemek değil; güvenlik, diplomasi ve caydırıcılığı birlikte güçlendirmektir. Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir ki Kıbrıs’ta güç boşluğu oluştuğunda bunu mutlaka başkaları doldurmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum