141 bin kilometrekarelik hırsızlık

Emekli Tümamiral Semih Çetin, Cumhuriyet'e konuştu: Son NAVTEX olayı kötü planlanmış, bir o kadar da zamanlaması yanlış atılmış bir adımın kötü sonlanmasından başka bir şey değildir.”

141 bin kilometrekarelik hırsızlık

Emekli Tümamiral Semih Çetin, Cumhuriyet'e konuştu: Son NAVTEX olayı kötü planlanmış, bir o kadar da zamanlaması yanlış atılmış bir adımın kötü sonlanmasından başka bir şey değildir.”

141 bin kilometrekarelik hırsızlık
03 Ağustos 2020 - 11:42

Emekli Tümamiral Semih Çetin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikaları üzerine gazetemiz Cumhuriyet’e “Doğru politikalarla bu noktaya getirilmiş bir uluslararası meselede karşı tarafa koz verdik. Çok net söylüyorum; sonuna kadar haklı olduğu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesini savunamayan Türkiye, hiçbir meselesini savunamaz. Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcılığını tartışmalı hale getirmek bu coğrafyada yapılabilecek en büyük hata olur. Lozan’a aykırı olarak silahlandırılan bölgelerde ilk askeri faaliyetin tespit edilmesi ile birlikte çok kuvvetli reaksiyon göstermeliydik. Türkiye bu safhada süreli ültimatom vermiş olsa, Yunanistan’ın faaliyeti durdurması işten bile değildi. Sadece lafta kalan itirazlar, ne yazık ki günümüzde fazla prim yapmıyor. Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ile ilgili olarak, Türkiye’ye olması gerekenden 141 bin kilometrekare daha az bir deniz sahasını kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu hırsızlık.” açıklamalarında bulundu.
- Oruç Reis araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’de Meis Adası’nın 180 kilometre açığında yapacağı arama faaliyetleri askıya alındı, nasıl okumak gerekiyor?
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin öyle kuvvetli argümanları var ki, Kıbrıs meselesini de dahil edersek, bölgedeki deniz yetki alanlarının ve Kıbrıs’ın geleceğinin belirlenmesinde bizim istemediğimiz hiçbir şey yapılamaz. Eğer Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı bir durum gelişirse, bunun sorumlusu o dönemde ülkeyi yöneten iktidar olur. Deniz yetki alanları çok önemli bir konu. Son NAVTEX olayı kötü planlanmış, bir o kadar da zamanlaması yanlış atılmış bir adımın kötü sonlanmasından başka bir şey değildir.
- Neden böyle düşünüyorsunuz?
Doğu Akdeniz’de durum üstünlüğünü ele geçirmişsiniz, karşı taraf panik halinde, böyle bir devlet uygulamasına ihtiyacınız yok, istediğiniz zaman yaparsınız. Neden şimdi? Anlamakta güçlük çekiyorum. Diyelim bizim bilmediğimiz bir şey var. Yapılması gerekiyordu! O zaman madem bu adımı attınız, sonuna kadar gideceksiniz. Bazı durumlarda evdeki hesap çarşıya uymaz, planladığınızdan farklı şeylerle karşılaştınız için planı değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Burada öyle bir şey de yok. Karar vermeden önce hesaba katmadığınız hangi gelişme oldu da geri adım atıyorsunuz! Böyle bir adım atıyorsanız sonuna kadar gideceksiniz.
Doğru politikalarla bu noktaya getirilmiş bir uluslararası meselede karşı tarafa koz verdik.
- Nasıl bir koz?
Şeytanın avukatlığını yapıyorum, Türkiye falanca tarihte, filanca bölgede araştırma yapmak üzere sismik araştırma gemisi görevlendirdi, Yunanistan’ın şiddetli itirazı ve bölgeye büyük çaplı kuvvet göndermesi nedeniyle vazgeçmek zorunda kaldı. Buyrun cevap verin!
- Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı’nın “Biz yapıcı olalım, bir müddet bekletelim” dediğini aktardı. Kalın’ın açıklamalarında “Herkes kendi kıta sahanlığında çalışmalara devam etsin, tartışmalı bölgelerde de ortak çalışmalar yapılsın” ifadesi var. Muhalefet “Ne oldu, Mavi Vatan’dan vaz mı geçildi” tartışması başlattı...
Diplomasi her zaman masada olmalıdır, son dakikaya kadar. Ancak madem yapıcı olacaktınız, bu kadar üstün olduğunuz bir meselede böyle agresif bir adımı atmaya neden gerek duydunuz? Oralara gemi göndermeden de yapıcı ve uzlaşmacı, aynı zamanda zorlayıcı bir politika izleyerek istediğinizi almak mümkünken neden? Yalnız tekrar söylüyorum ülkeyi yönetenler daha önce kazanılmış devlet uygulamalarına ilave olarak böyle bir araştırma ile meseleyi artık geri dönülmez noktaya getirmek istemiş olabilir. O zaman da sonuna kadar gideceksiniz. Gitmezseniz muhatabınız bunu her dönemde kullanır.
- Tartışmalı bölgeyi açar mısınız?
Şu demek: Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda bir uzlaşı sağlanmadığı için, taraflar değişik yöntemlerle sahalarını ilan ediyor. Bu sahalardan bazıları çakışıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs güneyinde ilan ettiği 13 parselden 3 tanesi Türkiye’nin münhasır bölgesiyle çakışıyor. Diğerlerine ise KKTC’nin hakları nedeniyle itiraz ediyoruz. Siz bu sahalarda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni yeni araştırma, sondaj yapma faaliyetlerine itiraz etmez, engellemezseniz bu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lehine devlet uygulaması olur. Bu bölgede araştırma yapan gemileri ikaz eder, sahadan çıkarırsanız Türkiye’nin lehine bir devlet uygulaması yaratmış olursunuz. Yunanistan’ın ise ilan edilmiş bir sahası yok. Son olayda elinizi belinize koyup “Nereden senin sahan oluyormuş bakalım?” deseniz söyleyecek sözü yok.
- Evet, bölgede kendine ait herhangi bir MEB ilanı yok Yunanistan’ın. Buna rağmen Meis Adası’na istinaden NAVTEX ilan etmesi doğru mu?
Tabii ki Doğu Akdeniz’deki paylaşımda Yunanistan’ın söz hakkı var, ama Türkiye’nin burnunun dibindeki Meis Adası’na Yunanistan ana kıtasına tanınan hakların aynısını talep ederseniz, iyi komşuluk, hakkaniyet ve adil kullanım prensiplerine aykırı bu talebinize karşı tarafın itiraz etmeye her zaman hakkı vardır. Yunan NAVTEX’leri yok hükmündedir. Ancak sonuçta işe yaramış gözüküyor. Türkiye bugüne kadar uyguladığı politikalarla, konu uyuşmazlık mahkemesine giderse, mahkemeye sunabileceği onlarca devlet uygulaması yaptı. Onların ilan ettiği araştırma sahalarında faaliyetleri engelledi, bu maksatla kiralanan araştırma gemileri ikaz edilerek sahadan çıkarıldı, kendi sahamızın sınırları içerisinde fiili araştırmalar yapıldı. Yunanistan geçmişte Türkiye’ye başvurarak, bugün hak iddia ettiği sahada araştırma yapmak üzere Türkiye’den izin istedi, bu izin verildi. Burada tek eksiğimiz Libya ile yapılması gereken mutabakattı, son muhtıra yıllardır sürdürülen bu başarılı politikalara bir yenisini ekledi. Kıbrıs’a dönecek olursak, sadece Annan Planı bile Türkiye’yi baskılara karşı koyabilecek bir konuma getirmiştir. Türkiye, iki egemen devlete dayalı bir çözümden azını asla kabul edemez. Etmemelidir. Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye demişler. Annan Planı benzeri bir anlaşma, asla masaya bile gelmemelidir. Bir de Türkiye’nin garantörlüğü konusu var, tartışmak bile abes. Çok net söylüyorum, sonuna kadar haklı olduğu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesini savunamayan Türkiye, hiçbir meselesini savunamaz.
- Büyük resme bakarak bu hamlenin amacını açıklar mısınız?
Dış politikayı iç politika malzemesi yapan siyasetçiler her zaman var olmuştur. Yaşanan sıkıntıların en önemli nedenlerinden bir tanesi budur. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile rastlanan bir durum. İçeride işler iyi gitmediği zaman dışarıda bir şeyler yapma ihtiyacını hissedersiniz. Ben açıkçası bu NAVTEX olayında askeri ve politik açıdan geçerli bir argüman göremiyorum.
- Oruç Reis ile ilgili böyle bir karar alınırken Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisi görev yerine ulaştı. Gemi, KKTC’nin TPAO’nun ruhsatlandırdığı bölgede 18 Eylül’e kadar sismik çalışma yürütecek. Bu normal mi, yoksa gelgitli bir strateji mi?
Şimdi baktığınız zaman normal bir uygulama. Bu bölgeleri ilan etmişsiniz orada arama yapacaksınız, engellemeye çalışanlara karşı koyacaksınız. Bunun için en uygun yer ve zamanı beklemek lazım. Özellikle tartışmalı bölgelerde faaliyet icra ediyorsanız rakiplerinizin reaksiyonlarını çok iyi hesap ederek bu işleri yapmak gerekir. Yoksa attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyeceği gibi, zemin bile kaybettirebilir. Umarım alınan bu karar, bir önceki NAVTEX olayından kaynaklanan eleştirileri yumuşatmak için tasarlanmış, iç politikaya yönelik uygulama değildir. Bu tür egemenlik meselelerinde kararlılık ve tutarlılık çok önemlidir. Karşı tarafta zoru görünce taviz verebileceğiniz algısı yaratmamalısınız. Caydırıcı bir silahlı kuvvetiniz varsa, bu kuvveti politikanın desteğinde kullanmak diplomatik maharet işidir. Bunu yapan ülkeler ulusal çıkarlarını tek mermi atmadan elde eder ve korur. Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcılığını tartışmalı hale getirmek bu coğrafyada yapılabilecek en büyük hata olur.
- Yunanistan Hükümet Sözcüsü Stelyo Petsas, Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunu görüşmek istediklerini söyledi. Hemen ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Önümüzdeki günlerde Ankara’da Yunan komşularımızla bir toplantı yapmayı bekliyoruz, sorunları çözmeye çalışıyoruz” dedi. Bu, sıcak savaş yerine diplomasiyle işin çözülebileceği anlamına mı gelir yoksa “Meis Adası’nın ana kara gibi kabul edilemeyeceği tezinin müzakere edilmesi” anlamına mı?
En son söyleyeceğimi hemen söyleyeyim; Meis Adası’na Yunanistan’ın ana karası ile aynı statüyü tanımak tartışma konusu bile olamaz. Bunun örneği yoktur. Uluslararası hukukta ters taraftaki adalar olarak tanımlanan adalardan birisidir. Karasuları dışında kıta sahanlığı olamaz. Çünkü coğrafya bunu dikte ediyor. Meis 'in egemenliği Yunanistan’a ait olabilir. Coğrafi olarak baktığınızda Türkiye’nin kıta sahanlığı içerisinde kalmaktadır. Kıta sahanlığı coğrafyadan kaynaklanan doğal bir haktır. Ülkelerin kıta sahanlığını coğrafya belirler. Tartışılacak bir konu değildir. Ege’deki kıta sahanlığı sorunu Yunanistan’ın Türkiye’nin kıta sahanlığı içerisinde kalan adalarına, karasularından başka kıta sahanlığı hakkı talep etmesinden kaynaklanmaktadır. Meis de bu kapsamda değerlendirilmeli.
YETER Kİ KARTLARIMIZI DOĞRU OYNAYALIM
- Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine baştan beri karşı olan Fransa’yla Güney Kıbrıs, Akdeniz’de askeri güçlerini birleştirme kararı alındı. Bu nasıl bir sonuç doğurur?
Fransa’nın dış politikası yerlerde sürünüyor. Doğu Akdeniz tartışmalarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) yanında yer alması çok anormal değil. Ne de olsa Avrupa Birliği ülkesi ama burada esas konu ekonomik. Bölgeden çıkarılacak doğalgaz ve petrolün Kıbrıs-Girit hattından geçen bir boru hattı ile Avrupa’ya ulaştırılması projesi var. Fransa GKRY ile yaptığı ikili anlaşma nedeniyle bu hattın inşasında pay kapma peşinde. Hatta buradan transfer edilecek petrolden ve doğalgazdan da pay almak istiyor. Büyük olasılıkla kendisine GKRY tarafından yeşil ışık yakılmış. Fransa açıktan pozisyon almakta bir mahzur görmemiş. Ancak yapılan tüm araştırmalar, bölgeden çıkarılacak doğalgaz ve petrolü Avrupa’ya nakletmek için en kazançlı yolun Türkiye’den geçtiği konusunda hemfikir. Kıbrıs Girit hattı projesi gerçekleşirse buna en çok Rusya sevinir. Çünkü bu yolla transfer edilecek doğalgaz ve petrolün Rusya ile rekabet etmesi çok zor. “Büyük Hesaplaşma” adlı kitabımda Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları tartışmasının nasıl bir çatışma doğurabileceğini kurgulamıştım. Gerçekte de bunun dışında bir şey olacağını sanmıyorum. Yeter ki biz kartlarımızı doğru oynayalım.

GEREKLİ TEPKİYİ GÖSTERMEDİK
- Türk ve Amerikan gemilerinin geçen hafta Akdeniz’de bir tatbikat yaptığı açıklandı. Bu rutin midir? Bir de bu noktada şunu hatırlatmak isterim. Yunanistan, ABD’ye Dedeağaç’ta deniz ve hava üssü vermesi Lozan’a aykırı olduğu iddiasına rağmen tartışılmadı dahi.
NATO’da bu tür tatbikatlara, geçiş tatbikatları denir. PASSEX olarak adlandırılır. Bunların zaman zaman tartışmalı bölgelerde ittifakın dayanışmasını göstermek açısından faydası olmakla birlikte, katılan kuvvetlerin çok az olması nedeniyle büyük çapta ses getiren bir faaliyet değildir. ABD ile yapılan tatbikatı bu kapsamda normal bir uygulama olarak değerlendirmek gerekir. Ancak Rusya’nın bu ikili tatbikatı değişik açılardan değerlendirme olasılığı da kuvvetlidir. Yunanistan’ın Lozan’a aykırı olarak silahlandırdığı yerler, bana göre Ege’deki onlarca sorun arasında son sıralarda yer alıyor. Çünkü Yunanistan adaları silahlandırmaya başladığında gerekli tepkiyi göstermemişiz. Devlet uygulamalarından bahsetmiştim, bu konudaki devlet uygulaması, BM nezdinde protesto etmekten öteye gidemiyor.
- Başka ne yapılabilirdi?
Lozan’a aykırı olarak silahlandırılan bölgelerde ilk askeri faaliyetin tespit edilmesi ile birlikte çok kuvvetli reaksiyon göstermeliydik. Uluslararası bir anlaşmanın ihlali çok büyük sorumluluk getirir. Türkiye bu safhada süreli ültimatom vermiş olsa Yunanistan’ın faaliyeti durdurması işten bile değildi. Sadece lafta kalan itirazlar, ne yazık ki günümüzde fazla prim yapmıyor.
- Türkiye ile Yunanistan’ı bu kez Doğu Akdeniz’de karşı karşya getiren anlaşmazlığın temelinde ne yatıyor?
Türkiye yıllarca, Doğu Akdeniz yarı kapalı bir deniz, gelin buradaki deniz yetki alanlarını Karadeniz’de olduğu gibi kıyıdaş tüm ülkelerin katılımıyla birlikte çözelim tezini savundu. Bunun karşılığında özellikle Avrupa Birliği’ne girdikten sonra GKRY ve Yunanistan ikilisi, tek taraflı adımlar atarak yaptıkları ikili anlaşmalarla konuyu bir oldubittiye getirerek Türkiye’yi Antalya açıklarında küçük bir bölge ve karasularından ibaret bir münhasır ekonomik bölge içerisine hapsetmeye çalışıyor. Bu konuda Avrupa Birliği’nin kesin desteğini almış durumdalar. Bunu neden söylüyorum, çünkü Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ile ilgili olarak, Yunan-Rum ikilisinin tezlerine uygun Sevilla Üniversitesi’nce hazırlanmış bir harita Avrupa Birliği’ne ait resmi bir internet sitesinde yayımlandı. Türkiye’ye olması gerekenden 141 bin kilometrekare daha az bir deniz sahasını kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu hırsızlık.
EMEKLİLİKLERİ DOĞRU OLMAMIŞTIR
- Twitter profilinizde şu yazıyor: Balyoz Şeref Madalyası sahibi… Size sormak istiyorum: Balyoz kumpasından 3 yıl hapis yatan ve 15 Temmuz gecesi Jandarma Genel Komutanlığı’nda darbecilere karşı direnen ilk isimlerden dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanı Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu’nun emekliye sevk edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bakın Balyoz ve Ergenekon sürecinde TSK büyük yara aldı. Sadece personel açısından söylemiyorum. Bu sanal davalar astlık üstlük ilişkilerinde görülmemiş bir güvensizlik ortamı yarattı. 15 Temmuz üstüne tuz biber ekti. Emirler sorgulanır oldu. Bunun yaraları sarılırken Metin Temel, Cihat Yaycı, Ahmet Hacıoğlu gibi bir dolu ismin emekli edilmesi bana göre doğru olmamıştır.
MEİS ADASI’NIN AKDENİZ’DEKİ STATÜSÜ
Tümamiral Semih Çetin, eliyle işaret ettiği Yunanistan’a bağlı Meis Adası’nın statüsünü şöyle anlatıyor: “Doğu Akdeniz’de, Antalya’nın Kaş ilçesinin 1.2 mil açığında ve Yunanistan’ın en doğusunda bulunan Rodos Adası’na uzaklığı ise 69 mil. Yüzölçümü 7.3 km², uzunluğu 9 km olan Meis Adası, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan’ın birbiriyle çakışan münhasır ekonomik bölge iddialarında önemli role sahip. Yunanistan, neredeyse Türkiye ana karasına bitişik küçücük Yunan adalarının ana karalarla aynı ölçüde deniz yetki alanı ürettiğini ve deniz yetki alanlarını bölen ortay hattının en doğudaki Yunan adalarıyla Türkiye ana karası arasında çekilmesi gerektiğini iddia ediyor.
Türkiye ise ana karasına karşı bu adaların eşit ölçüde deniz yetki alanı üretmesinin hem uluslararası hukuka hem de hakkaniyet ilkesine aykırı olacağını savunuyor. Yunanistan’ın iddia ettiği deniz yetki alanına göre Meis Adası kendi alanının yaklaşık 4 bin katı deniz yetki alanı üretmekte. Böyle gerçekdışı bir ihtimal, hem uluslararası hukuka hem de hakkaniyete aykırıdır. Bu noktada tahkim kararları Türkiye’nin tezlerini desteklemektedir.”
NEDEN SEMİH ÇETİN?
1979’da Deniz Harp Okulu’ndan mezun olarak Deniz Kuvvetleri’ne katıldı. 1989’da Deniz Harp Akademisi, 1993’te Silahlı Kuvvetler Akademisi, 1995’te ABD Deniz Harp Akademisi Karargâh Koleji’nden mezun oldu. 1996-1998 arasında TCG Muavenet Firkateyni Komutanı, sonra üç yıl Brüksel’deki NATO Karargâhı Türk Askeri Temsilciliği’nde diplomat, iki yıl da Deniz Kuvvetleri Genel Sekreteri olarak görev yaptı. 3’üncü Muhrip Filotillası Komodorluğu’na atandı. Bu dönemde, Karadeniz Uyum Harekâtı kapsamında Karadeniz Ereğli’de konuşlandırılan görev birliğinin ilk komutanı oldu. 2004’te atandığı Donanma Harekât Başkanlığı görevinden sonra tuğamiralliğe terfi etti. Foça’daki Çıkarma Gemileri Komutanlığı’na, sonrasında Yunanistan ve Kıbrıs Dairesi Başkanı olarak Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Başkanlığı emrine atandı. 2009’da tümamiralliğe terfi ederek atandığı Donanma Kurmay Başkanlığı görevini sürdürürken, sözde Balyoz davasında tutuklanarak Hasdal ve Silivri’de 44 ay hapis yattı. 2013’te hapisteyken emekliye sevk edildi. Bu dönemde yazdığı Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral ve Nerede Kalmıştık-Kumpas Açığa Çıktı isimli iki kitabı var. Bu yıl da “Büyük Hesaplaşma” romanı yayımlandı. Akdeniz’in suları ısınınca bize de sormak kaldı.
 

Bu haber 2257 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum