Abdurrahman Dilipak'tan olay açıklama: Ayasofya açıldı diye...

Yeni Akit Gazetesi yazarı ve gazeteci Abdurrahman Dilipak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ayasofya'nın camiye çevrilmesine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Abdurrahman Dilipak'tan olay açıklama: Ayasofya açıldı diye...

Yeni Akit Gazetesi yazarı ve gazeteci Abdurrahman Dilipak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ayasofya'nın camiye çevrilmesine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Abdurrahman Dilipak'tan olay açıklama: Ayasofya açıldı diye...
11 Temmuz 2020 - 10:22

Yeni Akit Gazetesi yazarı ve gazeteci Abdurrahman Dilipak, Ayasofya'nın 86 yıl sonra Danıştay kararıyla camiye çevrilmesi sonrasında Twitter hesabı üzerinden dikkat çeken bir paylaşımda bulundu.

Fatih Sultan Mehmet'in emaneti Ayasofya, 86 yıl sonra Danıştay kararıyla tekrar camiye çevrilerek asli hüviyetine kavuştu. Gazeteci, yazar Abdurrahman Dilipak, mütedeyyin kesimi büyük sevince boğan bu karar sonrası sosyal medya hesabından Ayasofya'nın ibadete açılmasını eleştirenlere yönelik paylaşımda bulunarak dikkat çeken ifadeler kullandı.

"Ayasofya açıldı diye..."

İşte Dilipak'ın Twitter paylaşımı:

"Ayasofya açıldı diye bütün sorunlarımız çözüldü de değil. Ancak Ayasofyanın özel ve sembolik bir anlamı var. Birileri bu anlamdan habersiz. Akıl verir gibi yaparlarken bile cahillikleri paçalarından dökülüyor."


 

Ayasofya, camilerin başka maksatla kullanılmasının tek örneği değildi. Son örnek de değil. Ancak bunun birçok açıdan sembolik bir değeri var.

Ayasofya, bütün mabedler gibi, bir mabed olarak Allah’a adanmıştır. Artık bu yapı Fatih’e de ait bir “mülk” de değildir. Bu yapı Fatih’in vakfiyesidir. Fatih; metruk haldeki bir mabedi alıp, yeniden mabed olarak imar edip vakfetmiştir.

Bu mabed vakıflara da ait değil. Vakıf mecazi anlamda Allah’a satış yapılan şey ile ilgili satış senedidir.

Ayasofya hem mabed olarak, hem de bir vakıf eseri olarak gayesi dışında kullanılamaz. Bu çok önemli bir konu.

Caminin müzeye dönüştürülmesi bir gasptır. Kültür Bakanlığı burada “fuzuli şagil” konumundaydı. Bu hukuksuzluk sona erdi. Dün “Dünya Hukuk Günü” idi ve bu karar bu anlamda hukukun zaferidir.

Bu gaspın arkasında Vatikan ya da Ortodoks dünyası değil, ABD vardı.

Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu kararı hukuki açıdan geçerliliği olmayan tartışması, çelişkilerle dolu bir garabet örneğidir.

Bu karar, Resmi Gazete’de yayınlanmadığı için zaten geçerli değildir.

Kaldı ki, belgedeki Mustafa Kemal imzasının sahte olduğu iddiası vardır. Mustafa Kemal o kararnamedeki tarihte Atatürk soyadını almamıştı. İmza doğru olsa bile, dini bir vakıf eserinin başka bir gaye ile kullanılması mümkün değildir. Halaçoğlu’na göre, bu kararnameye Mustafa Kemal’in imzası başkası tarafından Mustafa Kemalin ölümünden sonra atılmıştır.

Kaldı ki, bu kararname sadece Resmi Gazete’de yayınlanmaması ile nakıs değil, sadece vakıf ve mabed olması itibarı ile hukuk dışı değil, bu belge Diyanet, Tapu ve Vakıf İdaresi kayıtlarında başından itibaren resmi kayıtlarda cami olarak anılmaya devam etmiştir.

Bu kararnamenin tartışmalı daha birçok yönü var. Sadece imza değil, mesela, kullanılan kâğıt başlıkları, 1. ve 2. sayfaları farklı. Aslında Bakanlar Kurulu kararı, Ayasofya’nın cami olarak ve müze olarak birlikte kullanılması gibi bir anlayışla hazırlanmış, ama uygulama ibadete tamamen yasaklama şeklinde olmuş.

Kararnamenin ilk sayfası “T.C. Başvekâlet Kararlar Müdürlüğü” antetli resmî kâğıda daktilo ile yazılmış ve antetin altına 2/1589 numarası konmuş. Ama, antet 2. sayfada başlık değişiyor, “T.C. Başvekâlet Muamelât Müdürlüğü” ve iki satır sonra tamamlanıyor.

Bu tartışma burada bitmeyecek. Böyle bir kararname Mustafa Kemal’in bilgisi dışında hazırlanmış olamaz. Ama öte yandan o imzayı kim nasıl oraya yerleştirdi. Neden yayınlanmadı ya da Tapu, Diyanet ve Vakıf kayıtlarında bir değişiklik yapılmadı.

Burada kararname metninde Ayasofya’nın etrafındaki vakıf eserlerinin yıkılması talimatı veriliyor. Tartışmalı kararnamede şöyle deniyor: ‘Maarif Vekilliğinden yazılan 14/11/934 tarih ve 94041 sayılı tezkerede; eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya Camiinin tarihî vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesi bütün Şark âlemini sevindireceği” söyleniyor. Hâlbuki bu ABD ve Yunanistan’a verilen bir söz üzerine işleme konulmuş bir icraat. Kararnamede “Çevresindeki evkafa ait dükkânların yıktırılması ve diğerlerinin de evkafça istimlâk edilmesi suretiyle güzelleştirilmesi ve tamiri” talep edilmiş. Yine karardaki bir başka garabet de  “Evkaf Umum Müdürlüğünden yazılan 7/11/934 tarih ve 153197/107 sayılı mütalâanamede, bu camiin Bizanslılardan kalma bir eser olması hasebiyle hiçbir vakfı olmadığı” not edilmiştir. 

Kararnamedeki nihai karar şöyle: Bu iş İcra Vekilleri Heyetince 24/11/934’te görüşülerek, caminin çevresindeki evkafa ait binaların Evkaf Umum Müdürlüğünce yıktırılarak temizlettirilmesi ve diğer binaların istimlâk, yıkma ve binanın tamir ve muhafazası masrafları da Maarif Vekilliğince verilmek suretiyle Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi tasvip ve kabul olunmuştur.’

O imza kimin bu soruşturulmalı. Mustafa Kemal’in fikrinin hem cami hem müze olması yönünde olduğu iddia ediliyor. Mustafa Kemal daha sonra müze olunca gelip geziyor. Birbirinden kopuk bir durum söz konusu. Bu konuda ABD’den, Almanya’dan, İtalya’dan uzmanlar gelip sürece müdahil oluyorlar. Yani bu iş sadece Türkiye içinde başlayıp bitmiyor.

Burada dikkat çekici bir husus var. Ayasofya’nın bugünkü şekli, Bizans dönemindeki mabedin aynı değil. Minareler yapıya bir istinad olarak eklendi. 

Bu arada, batıda ilginç yazılar da yayınlandı. New York Times’da Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi anlatılırken “Ayasofya, bir Hristiyan kilisesi olarak kurulmuştu. Sonradan bir Müslüman camii oldu. Modern düşünceli Türkiye, onu en ünlü müzesi yapmayı tasarladı. Mustafa Kemal, Kur’an’ın hakimiyetini kırdı, şehirlere kendi heykelini de diktirdi, fesi ortadan kaldırdı ve kadınların yüzlerindeki peçeyi yırtmıştır. Sultanların sarayı olan Yıldız Köşkü de bugün müzedir. Sultanın sarayı müze ise camisi niçin bir müze olmasın?” şeklinde yorumlar çıktı.

Şimdi, hem içerideki, hem dışarıdaki tepkileri izleyelim. Bakalım, kim kimdir! 

Bu konuyu, pazartesi Derin Gerçekler’de enine-boyuna konuşuruz. Selam ve dua ile.

 

Bu haber 1732 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum