Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik

2030-2050 yılları arasında küresel ısınma yılda 100 milyon kişiyi ekonomik açıdan olumsuz etkileyecek, 250 bin kişi hastalıktan ölecek.

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik

2030-2050 yılları arasında küresel ısınma yılda 100 milyon kişiyi ekonomik açıdan olumsuz etkileyecek, 250 bin kişi hastalıktan ölecek.

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik
01 Temmuz 2019 - 09:57

3.5 milyar yoksul, karbon emisyonunun salt yüzde 10’undan sorumlu. Emisyonun yarısı, nüfusun yüzde 10’una denk gelen varlıklı kesimden kaynaklanıyor. Sel, fırtına, heyelan... Son yıllarda yaşadığımız tüm felaketler ‘kara günler’in habercisi... Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Klimatolog Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre, devlet politikaları artık iklime göre konuşulmalı.

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik

GERİ DÖNÜLMEZ NOKTAYA GELDİ

BM raporuna göre, 11 yıl içinde 120 milyon kişi daha da yoksullaşacak. Bu vahim tabloda insanoğlunun payı ne kadar?

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2003’te yayımlanan raporundan beri, insanın iklim sistemi üzerindeki olumsuz rolü ve iklim değişikliğine yaptığı katkı göz ardı edilemeyecek kadar kesin ve doğru kabul ediliyor. Başta fosil yakıtların yakılması, ormanların yok edilmesi, yanlış arazi kullanımı uygulamaları, sanayi süreçleri olmak üzere insan etkinlikleri, sanayi devriminden beri insanın iklim üzerindeki olumsuz etkisinin artarak sürmesine yol açtı. Bugün bu etki, özellikle 20’nci yüzyılın son çeyreği ve 21’inci yüzyılda geri dönülemez bir noktaya geldi.

Bu noktaya nasıl geldik?

Sera gazlarının atmosferdeki birikimlerinin çeşitli insan etkinlikleri nedeniyle sanayi devriminden beri hızla artması sonucunda kuvvetlenen sera etkisinin en önemli sonucu, yerkürenin enerji dengesi üzerinde ek bir ısınma oluşturarak dünya ikliminin daha sıcak ve daha değişken olmasını sağlamasıdır. Öte yandan, ister küresel isterse bölgesel ölçekte olsun, iklim değişikliği, ekstrem hava ve iklim olaylarının sıklığında, şiddetinde, alansal dağılışında, uzunluğunda ve zamanlamasında da önemli değişikliklerin gerçekleşmesine neden olmakta. Örneğin, alansal ve zamansal olarak yüksek bir değişkenlikle nitelenen yağışlarda, 1950-2011 döneminde dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli azalış ve artış eğilimleri gözlendi. Ayrıca dünyanın birçok bölgesinde ve Türkiye’deki şiddetli yağış olaylarında da artışlar gözlenmiş, bazı ekstremlerde de önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır.
Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik

Prof. Dr. Murat Türkeş

TÜRKİYE’DE HAVA ARTIK DAHA SICAK

Değişiklik derken maksimuma dönüşen hava sıcaklıklarından mı bahsediyorsunuz?

Uzun süreli klimatolojik gözlem dizilerinin çözümlemelerine dayanan güncel bulgulara göre, aşırı hava ve iklim olaylarındaki değişiklikler, Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarla birlikte yaz ve tropik gün sayılarındaki önemli artış, buna karşılık don olaylı ve kar yağışlı gün sayılarında belirgin azalma, yılın don olayı gözlenmeyen devresindeki uzama şeklinde gözlendi. Türkiye’de 2000 yılından bu yana maksimum hava sıcaklıklarına ilişkin rekorların yaklaşık yüzde 50’si gerçekleşirken, bu oran minimum sıcaklıklara ait rekorlarda yüzde 10’a kadar düşmüştür. Başka bir deyişle, Türkiye’de yaklaşık son 25 yıllık dönemde, hem sıcaklık rejimi belirgin olarak daha ılıman ve sıcak koşullara doğru değişmiş, hem de sıcak hava dalgalarının sıklığında ve şiddetinde önemli değişmeler gerçekleşmiştir. Ek olarak, 21. yüzyılda aşırı hava ve iklim olaylarının sıklık ve şiddetinde artışlar olabileceğini gösteriyor.

Rapor, 2030-2050 yılları arasında küresel ısınmadan yılda 100 milyon kişinin ekonomik açıdan olumsuz etkileneceğini öngörüyor. Nasıl bir etkilenme olacak?

Burada küresel ısınma, özellikle iklim değişikliği ile bağlantılı olan, giderek sıklık ve şiddetlerinin de artması beklenen aşırı hava ve iklim olaylarının ve afetlerinin, örneğin kuraklık, sel ve taşkınların, fırtınaların, heyelanların, arazi bozulumu ve çölleşmenin başta tarım ve ormancılık, balıkçılık, enerji, sulama, içme ve kullanım suyu vb sektörlerde yaratacağı olumsuz etkilerden söz ediliyor gerçekte.

250 bin kişinin hastalıktan hayatını yitirmesi de söz konusu. İklim krizi ile hastalıklar arasındaki bağlantıyı anlatır mısınız?

Bu sorunuzun yanıtı oldukça geniş aslında. İklim değişikliği ve insan sağlığı arasındaki ilişki doğrudan ve dolaylı etkiler şeklinde düşünülmeli. Bunları şöyle özetleyebilirim: İklim değişikliğinin, örneğin sıcaklıktaki küçük artışlar için orta ve yüksek enlemlerde artan tarımsal üretim ve azalan kış ölümleri gibi bazı olumlu sonuçları bulunmasına karşın, etkilerin çoğu, özellikle uç hava olaylarındaki bir artış karşısında olumsuzdur ve pek çok doğal sistem ve çoğu insan, bu değişikliklerden olumsuz olarak etkilenir. İklim model projeksiyonları, iklim değişikliğinin etkileri açısından özetle şunları içerir: Su açığının bulunduğu birçok alanda, özellikle çoğu tropikal ve Türkiye’yi de içeren subtropikal bölgelerde su varlığında azalma, ısı stresi ölümleri ve salgınhastalıklardan etkilenen insan sayısında artış, artan kuvvetli yağış olayları ve deniz seviyesi yükselmesi nedeniyle taşkın riskinde on milyonlarca insanı ilgilendiren yaygın artış, özellikle buzullar, mercan resifleri ve atoller, mangrovlar, kutupsal ve Alpin sistemler gibi bazı doğal sistemlerde önemli ve çoğu kez geriye dönüşü olmayan ya da onarılmaz hasarlar ile bazı hassas türlerin yok olma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolma riskinde artış...

ISIDA 1.5 DERECELİK ARTIŞIN SONUÇLARI

Ortalama sıcaklığın 1.5 derece artmasından söz ediliyor, bundan ne anlamalıyız?

1.5 derece Küresel Isınma Raporu’nun belki de -iklim politikası açısından da sürpriz olduğunu söyleyebileceğimiz- en kuvvetli mesajı. Raporun açıklığa kavuşturduğu sorulardan biri de 1.5 derecelik küresel ısınmanın, örneğin okyanus ekosistemlerinin kritik düzeylerine geleceği ve tropikal mercan resiflerinin yüzde 70-90 düzeyinde yok olacağı gibi büyük etkilere yol açacak olmasıdır. Bugünkü sera gazı salım oranlarının sürmesi durumunda, önemli risklerin 20-30 yılda gerçekleşeceği kestirilmektedir. Yine raporun en önemli mesajlarından biri, etkilerin 2 derecelik ısınma senaryolarından önemli derecede daha yüksek olacağına ilişkin vurgudur.

ALINAN ÖNLEMLER ÇOK YETERSİZ

Bir şeyleri geriye döndürmek hâlâ mümkün mü yoksa geç mi kaldık? Önlemler yetersiz mi kaldı?

Kesinlikle çok yetersizdir. Açıkçası, Kyoto Protokolü’nün başarısızlığını da dikkate aldığımda, küresel iklim sistemi üzerindeki tehlikeli ve olasılıkla geri döndürülmesi yüzyıllarca olanaksız olabilecek olan afetsel boyuttaki insan etkilerini, örneğin arazi kullanımı değişiklikleri ve ormansızlaşma gibi olumsuzlukları engellemeden, fosil yakıt tüketimini ve sera gazı salımlarını azaltmadan, tüm bu şiddetli hava ve iklim olaylarını doğrudan engellemek olanaklı görünmüyor bana göre. Gelecekte iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini önleyecek bir düzey ya da daha açık olarak biyosferdeki tüm canlıların, genetik çeşitliliğin ve ekolojik sistemlerin varlıklarını sürdürmeleri açısından gerekli ‘kritik eşik’ sayılan, 1.5 dereceyi aşmaması ya da 2 derecenin altında kalmasının sağlanması gibi eşik değerler gerçekçi değildir. Bu eşik değerleri tutturmak için çok geç kalınmıştır.

AYAK İZİNİ AZALTMAK İÇİN BUNLARI YAPABİLİRSİN

Mesela elektriksiz kalacak mıyız, sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanacak mıyız?

İklim değişikliğinin hızlanması ve etkilerinin giderek daha fazla yaşanması, bu söylediğiniz konularda yakın bir gelecekte günümüze oranla daha fazla sıkıntıya gireceğimizin göstergeleri aslında. Bu yüzden iklim değişikliğini ciddiye almalı ve sera gazı salımlarını, ormansızlaşmayı ve yanlış arazi kullanımını azaltmak için, örneğin tarım arazilerinin ve ormanların amaç dışı kullanımlarının önüne geçmek için hemen ciddi önlemler ve politikalar uygulamaya başlamalıyız. Kişisel olarak ise toplu taşım araçlarının ve -yaşamın her alanında, işte ya da evde, sokakta ya da bahçede vb-, enerji tasarruflu ya da enerjiyi etkili ve verimli kullanan aletlerin kullanılması, madde ve enerji tasarrufu, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, daha az atık üreten tüketim desenlerini önemsemek vb çok sayıda davranış şekliyle, sera gazı salımlarını denetleyerek ya da azaltarak kurumsal ya da bireysel karbon ayak izimizi azaltabiliriz.

Karbon ayak izi ne demek, hesaplayarak yaşamak bize ne kazandırır?

Karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı tutarı açısından insan eylem ve etkinlerinin çevreye verdiği zararın bir ölçüsüdür. Özetle, bireysel karbon ayak izimiz, elektrik ve yakıt tüketimimizden kaynaklanan doğrudan salımlar ve kullandığımız ürünlerin tüm yaşam döngüsünden kaynaklanan dolaylı salımların bütünüdür. Günümüzde karbondioksit salımını hem bireysel hem de ülkeler bazında ölçmek için pek çok değişken kullanılıyor. İnternet üzerinden tüketim alışkanlıklarınızı belirterek de ne kadar karbon salımı oluşturduğumuzu da hesaplayabiliyoruz. Karbon ayak izimizi ölçmek, iklim değişikliği ile savaşımda, örneğin fosil yakıtları daha az kullanmak, toplu taşıt araçlarını öncelikli olarak kullanmak, enerji, her türlü kaynak ve madde tasarrufu yapmak, enerjiyi etkili ve yeterli kullanmak vb önlem ve eylemlerinin ne kadar önemli olduğunu ve sorumluğumuzu anlamak açısından önemli ve yararlıdır. Bunlar yoluyla sera gazlarını azaltmaya yönelik çabalar içinde olursak, örneğin toplu taşım araçlarını kullanır ve enerji tasarrufu ve enerjinin etkili ve yeterli kullanımı kurallarına uyarsak, evsel ve ulaşımdan kaynaklanan karbon ayak izimizi azaltabiliriz.

 

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik
 

 

KURAKLIĞA BAĞLI GÖÇLER OLACAK

İklim krizi göçe de neden olacak mı?

Evet. Bunun 20’nci yüzyıldaki en iyi bilinen örneği, 1960’larda yaşanan çok şiddetli, geniş alanlı ve uzun süreli Sahel (Afrika) kuraklığıdır. Bu kuraklık sonucunda, var olan kıt su kaynakları azalmış ve kurumuş, yüz binlerce evcil ve yaban hayvanı ölmüş, binlerce insan yaşamını kaybetmiş, milyonlarca insan komşu ülkelere ya da kendi ülkelerinin başka bölgelerine göç etmek zorunda kalmıştır. Sahel ve Batı Afrika’da bugün bile sürmekte olan ülkesel ve toplumsal kargaşanın, ülkeler arası ya da bölgesel savaşların, etnik ve dini savaşların hatta katliamların çoğunun kökeni, söz konusu şiddetli kuraklıklarla bağlantılı göçler ve onlarla bağlantılı olarak ortaya çıkan toplumsal, ülkesel ve bölgesel dengesizlikler ve huzursuzluklardır.

 

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik
 

 

HAVA DEĞİŞİMLERİ BİZİ UYARIYOR

Yazın ortasında aniden düşüveren sıcaklık, gök gürültüsü, şimşek, yıldırım, mahalleleri götüren çılgın seller... Son yıllarda sık rastladığımız iklim olayları bize bir şey söylüyor mu?

Evet, kesinlikle bize çok şey söylüyor. Bizi çok ciddi ve ivedi bir biçimde etkili eylemler yapmamız konusunda uyarıyor. “Ne yapmalı” derseniz, bir an önce tüm ülkelerin, özellikle gelişmiş sanayileşmiş OECD ve AB üyesi ülkelerin sera gazı salımlarını tüm sektörlerde 2030 yılına kadar çok hızlı bir biçimde en az yüzde 25-50 oranında azaltması gerekiyor.

 

Açlık, salgın ve ölüm kapıda dünya için kritik eşik
 

 

PLANLAR İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE GÖRE HAZIRLANMALI

Türkiye bu krizi nasıl yaşar?

Sorularınıza verdiğim yanıtlara bir bütün olarak bakıldığında, Türkiye’nin iklim değişikliği krizinin tüm sonuç ve etkilerini ciddi bir biçimde yaşamakta olduğu açıkça görülmektedir. Türkiye -günümüzdekilere ek olarak- iklim değişikliğinin gelecekte daha fazla sorun yaratacağı Akdeniz iklim bölgesinde bulunduğu için, karar vericilerin, hükümetin ve politikacıların, raporun bulgularını Türkiye açısından değerlendirmesi gerekiyor. Türkiye bunları Paris Antlaşması için olmasa da kendi yurttaşlarının bugün ve gelecekteki refahı, sağlığı ve yaşam kalitesi için yapmak zorundadır. Örneğin Türkiye, bu kapsamda özellikle fosil yakıtlara dayalı sanayi ve enerji sistemlerinden daha az fosil yakıt tüketen ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yasal düzenlemeler yapmalıdır. Kalkınma plan ve stratejilerini de iklim değişikliği ile savaşım, iklim değişikliğinin etkileri ve uyum vb konuları dikkate alarak hazırlamalı ve uygulamaya sokmalıdır.

ZENGİNLER SORUMLU

BM raportörüne göre 3.5 milyar yoksul, karbon emisyonunun sadece yüzde 10’undan sorumlu. Buna karşın emisyonların yarısı, nüfusun yüzde 10’una denk gelen varlıklı kesimden kaynaklanıyor. Varlıklı kesim yoksul kesimden farklı ne yapıyor?

Varlıklı kesimin tüketim alışkanlıkları, enerji, su, her türlü gıda (et, süt, et ve süt ürünleri vb) ve madde (demir, çelik, odun, kereste, değerli taşlar vb) kullanımları çok yüksektir. Motor silindir hacimleri yüksek ve ağır özel araçlar kullanarak çok fazla enerji tüketirler. Başka bir deyişle, yaşam tarzları, aşırı ve lüks tüketim alışkanlıkları yüzünden, insan kaynaklı iklim değişikliğine neden olan sera gazı salım düzeyleri, yani karbon ayak izleri çok yüksektir. Yoksulun yaşam tarzı ise çok sade, sahip oldukları olanaklar ve yaşam standartları çok düşüktür. Bu yüzden de karbon ayak izleri çok düşüktür. Dahası gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımları konusundaki tarihsel sorumlulukları da sıfıra yakındır. Bu yüzden iklim değişikliğini önlemeye yönelik uluslararası antlaşmalarda yoksul ya da az gelişmiş ülkelerin genel ilkelere bağlı olmakla birlikte, özel bir iklim değişikliği savaşımı ve sera gazı salımlarını denetleme ya da azaltma konularında net yükümlülükleri yoktur. Buna rağmen, yaşadıkları coğrafyalar iklim değişikliğinden yüksek oranda etkilenir ve önlemleri karşılayabilecek teknolojik ve parasal olanakları çok düşük olduğu için, iklim değişikliği ve bağlantılı etkilerinden en fazla etkilenecek olanlar arasındadır.

Bu haber 479 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum