Ahir zaman fitnesi üzerine Abdurrahman Dilipak yazdı

Önce daha az tüketmeyi ve daha az çeşit ve daha basit beslenmeyi öğrenmemiz gerek. 3 öğün değil, iki öğün yemeliyiz.

Derin Gerçekler
Bizler, âlemlere rahmet olarak gönderilen Ahir Zaman Peygamberi’nin ümmetiyiz. Önümüzde zor günler var. Gelecek günler geçen günleri aratabilir. Çok sabırlı olmamız gerek ve yardımlaşarak bu uzun sürecek zor günleri atlatmamız gerek. Çok tövbe etmemiz gerek. Çünkü ahlaksızlıklar gazap sebebidir. Ahlaki deprem, tabiî depremlerden daha büyük yıkımlara sebep olabilir.

 

Önce daha az tüketmeyi ve daha az çeşit ve daha basit beslenmeyi öğrenmemiz gerek. 3 öğün değil, iki öğün yemeliyiz. Endüstriyel gıdalar ya da taşımaya dayalı gıdalar yerine, gıdaya ulaşımı kolaylaştırmamız gerek. Tatlı ve meyveyi yemekten önce yemeliyiz; iki ayrı hayvana ait gıdayı tek öğünde yememeliyiz.

Yakın gelecekte birçok yerde akarsular, yeraltı suları, göller, barajlarda su kaybı yaşanacak. Bitki, hayvan ve insanların suya olan ihtiyaçları artacak ve suya erişim zorlaşacak. Yağmur rejiminde de farklılıklar söz konusu olacak. Özellikle su kaynaklarının kirlenmesinin ve endüstriyel atıkların su kaynaklarını kirletmesine izin verilmemesi gerek. Yeraltı su kaynaklarının kirletilmesine sebep olan tarım zehirlerinden bir an önce vazgeçilmesi gerek. Kenevir, bu anlamda haşerattan korunmak için en doğru tercih.

Bazı yerlerde su kaybı yaşanırken, hem iklimsel olarak hem de yeraltı suları açısından daha şanslı bölgelerle ilgili yeni düzenlemeler yapmak gerekir. Yangınlar konusunda çok daha dikkatli olmamız gerek. Burada beşerî hatalar yanında, siber saldırılar sonucu ortaya çıkan yangınlar konusunda dikkatli olmamız gerek. Trafolar patlatıldığında, yakıt ve elektrik olarak enerjiye ulaşım engellendiğinde ne yapacağımızla ilgili bir tedbirimiz olmalı. Sahi, bu afetler başladığında o yüksek binalarda oturanlar ne yapacaklar? Kim, hangi akılla yaptı bunları ve kimler o 5. katın üstünde nasıl oturuyorlar?

Târık ve Şira’nın güneş sistemini etkilediğinde, yeraltında kendimiz ve hayvanlar, bitki stoklamak için sığınma alanlarına ihtiyaç duyacağımızı unutmayalım. Târık’ın etkisi hakkında kitapta bize bir bilgi verilmedi, dünyamızı radikal bir şekilde etkileyeceğini biliyoruz. Ama sonuçta bunların da Rabbi Allah’tır. Kâinatta Allah’ın iradesi dışında bir alan yoktur. Biz O’nun rızasına talip olacağız. Allah (cc), kendi ipine tutunanlar için bir çıkış yolu gösterecektir.

Siyasiler, tuzu kuru sermaye sahipleri hayali, fantastik senaryolar üzerinden algı üreterek zaman geçiriyorlar. Kazandıkları onlara bu dünyada da ahirette de fayda sağlamayacak.

Birilerinin, kâhinlerin söylediklerinden yola çıkarak güneş sistemindeki tabii döngüleri sanki beşerî bir tasarrufun sonucu gibi göstererek, kendi planlarına göre yorumlayarak dünya nüfusunu 500 milyona çekme planları için “Tarihin Sonu”nu getirecek bir “Medeniyetlerarası Savaş” senaryosuna göre “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” için seferber olduklarını unutmayalım.

Ahir zaman fitnesi, “imanı elde tutmanın ateşi elde tutmaktan daha zor olacağı bir zaman”a işaret eder. Resûlullah’ın “Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz” dediği bir zamandan söz ediyorum. Sahte Mehdî’ler ve sahte Mesîh’lerin sebep olacakları büyük fitneye ne kadar hazırız?

Global bir tehdide karşı, global bir savunma cephesi oluşturmamız gerek. Bunun için, Müslümanlar kendi arasında ittihad kurarken, akıl, merhamet, ahlak ve cesaret sahibi Müellefetü’l-Kulûb kategorisindeki insanlarla ahlak temelli bir ittifak kurmamız gerekiyor. Dünyamızda, bölgemizde, ülkemize olup bitenlere karşı adil şahitler olmamız ve çözüm üretmemiz gerek. Çünkü Allah (cc), bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak, mazlumlara yardım etmek ister. Toplum sapıtırsa, başlarında iki peygamber ve bir kıta melek de olsa, 10 günlük yolu 40 yılda geçemezler. Onlar daha önce geçilmez denilen denizi geçseler de.

Resûlullah, bir soruya cevap vermek için “inşallah” demeden “yarın gelin, sorunuzun cevabını vereyim” dedi; 15 gün vahiy gelmedi. Resûlullah ayetle uyarıldı (Kehf 23–24’de): "Hiçbir şey için, 'Bunu yarın yapacağım.' deme. Ancak, 'İnşallah' (Allah dilerse) de." Bizimkiler, “Yaptık, yine yaparız. Bize güven, gerisini merak etme sen.” havasındalar. Bizimkiler, göklerin ordularının komutası kendilerindeymiş, göklerin hazinelerinin anahtarı kendi ellerindeymiş gibi, gelecek için bol keseden vaatlerde bulunuyorlar. Millet de onları alkışlıyor.

Yeraltı sularının çekildiği bölgelerde obruklar konusunda dikkatli olmak gerek. Depremler, volkanlar, şimşek, fırtına, sel, kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar, haşerat; hepsi birlikte ya da sırası ile gelebilir. Duman, yerin batması, iklim değişikliği, ani ölümler, ölenin niye öldüğü, öldürenin niye öldürdüğünü bilmediği kitlesel cinnet hâli, terör, toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatta kaos ortamı! Fitne, kozmik olaylar, hulûl olayları, fıtratın bozulması… Aile dağılacak, çocuklar ve yaşlılar sahipsiz kalacak, akrabalar ve komşularla bağlar kopartılacak. Ortaklıklar sonlandırılacak, boşanmalar, intihar vakaları, faili meçhul cinayetler, gayrimeşru çocuklar artacak. Kısırlık yaygınlaşacak, sakat doğumlar artacak. Yemin edenler, küfürlü konuşmalar artacak, ev, iş yeri, ekinler, ormanlar yanacak. İnsan ilişkilerinde ani kişilik değişiklikleri, öfke patlamaları, anlayış eksikliği, korku artacak.

Ayetin bize bildirdiğine göre, Firavun zamanında şirk ve zulüm sonucu gelen afetler vardı: “Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik...” (A’râf:133). Hava, su ve toprağın kirlenmesi, ağaçların ve otların kuruması, hayvanların ölmesi… (A’râf Suresi 130)’da, “Andolsun, biz Firavun ailesini, düşünüp öğüt alsınlar diye yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığı ile denedik.” deniyor. Med ve cezir hadiseleri, tsunamiler, savaşlar, irtidat olayları, fuhuş, uyuşturucu, haksız kazanç sahiplerinin, onların cüret ve cesaretleri gibi şeylerin artacağı rivayet edilir.

Sadece irtidat değil, ihtida olayları da yaşanacak. Mesela, her fitne-fesat çatışma olmayacak, kurt ile kuzunun birlikte dolaşacakları bir barış döneminden söz edilir, o büyük fitneden sonra. “Kıyamet alametleri” arasında sayılan “Güneşin batıdan doğması” hadisesi, Batılı topluluklarda çok büyük bir ihtida hareketine işaret diyen de var; güneşten iki kat daha büyük olan Târık ve Şira’nın batıdan doğup doğudan batacağını söyleyen de var. Yolun sonuna gelindiğinde, Dabbetü’l-arz, Ye’cüc Me’cüc ve Ahit Sandığı’nın ortaya çıkması ile son viraja girilir. Şüphesiz ki her şeyin hakikatini hakkıyla ancak Allah (cc) bilir. Ve bize kıyametin ne zaman kopacağı hakkında açık ve kesin bir bilgi verilmedi. Son viraj öncesinde Mehdi, Mesih, Deccal,

Son viraj öncesinde Mehdi, Mesih, Deccal, Melhame-i Kübra / Hristiyanlara göre Armagedon Savaşı, Fırat’ın suyunun kuruması, yerin altındaki hazinelerin dışarı çıkması gibi daha birçok rivayetten söz edilir.

Mesela, Buhari’de “Çobanlar, yalınayak, çıplak ve fakir kimseler yüksek binalar yapmada yarışacaklar.” denir. “Zenginlik de artacak, gösteriş de; kıskançlık, haset, tatminsizlik de artacak. Ehliyet ve liyakate, istişare ve şûraya itibar edilmeyeceği bir dönemde; cahillerin, hırsız, kibirli ve zalim, gösterişe önem veren kişilerin yönetici olmasından” söz edilir. Buhari’de, “İnsanlar, işlerini cahillere teslim etmedikçe kıyamet kopmaz.” denir. Fuhuş, çıplaklık, vücut hatlarını gösteren ve şeffaf giyeceklerin giyilmesi, elbiselerin eteklerinin yerlerde sürünmesi, her türlü ahlaksızlığın yaygınlaşarak alenileşmesi, verilen sözlerin tutulmaması, kadınların yönetici olması ve kadınların sayısının artması, “Köle kadınlar efendilerini doğuracak.” diye bir hadis var ve bunu hadis yorumcuları, hiyerarşinin tersine döneceği, ayakların baş olacağı, baldırı çıplakların iktidar olması şeklinde yorumluyorlar. Buna örnek olarak da 1789 Fransız Devrimi ve Komünizm’i gösterirler. “Zaman kısalacak, mesafeler yakınlaşacak.” diye bir hadis de rivayet edilir. Burada ulaşım, bilişim ve iletişim teknolojilerine işaret ediliyor olabilir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde “Pazarlar birbirine yaklaşacak.” diye bir rivayet var. Bu, global marketlere bir işaret sayılabilir mi? Toplumsal ilişkiler, ekonomik ve politik düzende, hayat tarzındaki değişim ve çöküş sebepleri konusunda çok fazla uyarı yapılmış. Ahlaki yozlaşma, gelir eşitsizliği, israf, lüks ve gösteriş merakı gibi durumlar, hadislerdeki toplumsal alametlerin günümüzdeki yansımaları olarak görülebilir. Evet, bizler, “âlemlere rahmet olarak gönderilen Ahir Zaman Peygamberi’nin ümmetiyiz.” Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde bu konuda bize bazı uyarılarda bulunulur ve bazı sorumluluklar yüklenir.

Hadislerde "vehn" kavramı, müminlerin manevî zayıflığına işaret eden bir durum olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda, Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen bir hadiste, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yakında milletler, sizin üzerinize, aç insanların yemek çanağına üşüştükleri gibi üşüşecekler." Sahabe sordu: "Bu, o gün az olacağımızdan mı olacak, ya Resûlallah?" Peygamber (s.a.v.) cevap verdi: "Hayır, bilakis siz o gün çok olacaksınız; fakat siz selin üzerindeki çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu çekip alacak ve sizin kalplerinize 'vehn' atacak." Sahabe sordu: "Vehn nedir, ya Resûlallah?" Peygamber (s.a.v.) buyurdu: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu." Vehn’in dünya sevgisi (hubb-u dünya), dünya mal ve makamına tamah, dünyevîleşme ve ölümden korkma olarak tanımlanır. Âl-i İmrân 14’te buyurulur ki: "İnsanlara; kadınlar, oğullar, yığın yığın altın ve gümüş, güzel cins atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin hoşuna giden şeyler süslü gösterildi. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Oysa asıl güzel olan, Allah katındaki varış yeridir." Tevbe 38’de ise şöyle denilir: "Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah yolunda sefere çıkın denilince yere çakılıp kaldınız? Dünya hayatına razı mı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçici menfaati, âhiret yanında pek azdır."

Bu arada şunu da hemen belirteyim ki “fırka-i nâciye”, yani “kurtuluşa erenler topluluğu” diye özel bir topluluk yok. Aynı Allah’a, meleklerine, resullerine, kitaplarına, âhiret gününe, hayır ve şerrin Allah’ın iradesi içinde olduğuna iman edenler bu fırkadan kabul edileceklerdir. Mezhebi, tarikat ilişkisine göre tanımlanan bir topluluk değil. Namaz kılıp, oruç tutuyor, hacca gidip zekât da veriyorsanız; haramlardan sakınarak ahlaklı bir hayat yaşıyorsanız, Kur’an sizin için Yaratan’ın yaratılana vahyettiği yaşama biçimi ise, o zaman siz fırka-i nâciye’densiniz demektir. Yoksa o fırka, üye olunan, aidat ödenen bir parti ya da cemiyet değil. Bütün camiler bu fırkanın şubeleridir, mecazî olarak mesela. O fırkadan olmak; takım tutar gibi bir mezhep ya da tarikatın peşinden gitmek, belli bir soya sahip olmak gibi kalıpların ötesinde bir anlam taşır. Kimin o fırkadan olduğunu biz bu dünyada tam olarak bilmesek de, biz din gününde amel defterimizin hangi taraftan verildiğini görünce anlayacağız. O gün “vay o namaz kılanların haline ki” diye kınananların hâlini de göreceğiz; şeytanın kendilerini Allah’la aldattıklarını da...

“İman ettik” deyip sonra da her haltı yiyen, adaleti gözetmeyen, her türlü zulmü irtikâp eden, çalan, rüşvet, torpil, ribâ’dan vazgeçmeyen; müminleri görünce “biz de iman edenlerdeniz, ıslah edicileriz” deyip, şeytanlarıyla baş başa kalınca “onlarla dalga geçiyorduk” diyerek Müslümanları aldatan, bozgunculuk yapanların vay haline... Dua edelim ve Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşayalım ki Allah (cc), bizi nimet verdiklerinin yoluna iletsin, gazaba uğrayanların değil.

Selam ve dua ile.

 

Abdurrahman Dilipak