Bilim 250 yıl ömür vaat ediyor, ister misiniz?
Ölümsüzlüğe yakın bir ömür, zenginlerle yoksullar arasındaki farkı tarihte görülmemiş şekilde açacaktır.
Böyle bir dünyada toplumsal çatışmalar ve güvenlik sorunları da kaçınılmazdır. Kötü robotlara karşı iyi robotlarla birlikte devrimci bir hareket başlatabileceğimizi hiç zannetmiyorum
Teknolojik gelişmelerle ilgili ilk kitabım olan Endüstri 4.0’dan Toplum 5.0’a Dijital Dönüşüm adlı eserimi 2021 yılında yayımlayan yayınevinin sahibine, “İçerik çok kısa zamanda eskiyecek, bu kitabın popülerliği en fazla bir sene sürer” demiştim.
Dijital teknolojiler o kadar hızlı gelişiyor ki maalesef haklı çıktım. Yeni gelişmeleri takip edip okuyucuya aktarmak için 2024 yılında Teknoloji ve Gelecek adlı kitabımı yazdım.
Eskiden “yakın gelecek” dendiğinde önümüzdeki 40–50 yıl anlaşılırdı. Şimdilerde ise bu tanım 4–5 yıla indi. Yakın gelecek, baş döndürücü teknolojik gelişmeler ve dönüşümlerle geliyor. Ben artık ipin ucunu kaçırdım; yeni gelişmeleri ancak bir okur olarak takip edebiliyorum. Uzun zamandır T24’te yazmamamın sebebi de bu…Geçtiğimiz günlerde, Japon bilim insanlarının AP2A1 proteiniyle hücrelerdeki yaşlanmayı yavaşlatabileceğini ve insanların 250 yıl yaşayabileceğini ileri süren bir sosyal medya iletisine rastladım. Sosyal medyada yayınlanan haberlere genellikle temkinli yaklaşırım. Birçok konunun asparagas olduğunun farkındayım. Ancak bu başlık ilgimi çekti: “İnsanlar Artık 250 Yıl Yaşayacak.”
Haberin doğruluğunu araştırmaya başladım. Doğru olan taraflar şunlardı:
Osaka University’den araştırmacılar, AP2A1 adlı proteinin “hücresel yaşlanma / senesens” (senescent/yaşlı hücre) ile güçlü bir ilişkisi olduğunu gösteren bir çalışma yayımlamış.[1]
Bu çalışmada, yaşlı hücrelerde AP2A1’nin stres lifleri (stress fibers) boyunca “up-regulation” (artmış ifade) gözlemlenmiş.[2]
Deneysel ortamda — yani laboratuvarda, hücre kültüründe — AP2A1 ifadesi baskılanınca (knockdown), yaşlı/yaşlanmış görünümlü hücrelerde “genç hücre benzeri” bazı özelliklerin geri geldiği; tersi olarak genç hücrelerde AP2A1’i fazla ifade edince yaşlanma belirtilerinin arttığı görülmüş.[3]
Yine başka bir haberde, 2030 yılına kadar kan dolaşımında dolaşacak küçücük nanorobotların vücuttaki her hücreyi onarabileceği, yaşlanmayı tersine çevirebileceği, hastalıkları tamamen ortadan kaldırabileceği ve hatta hasarlı organları yeniden inşa edebileceği iddia ediliyor. Böylece hastalıkların sadece bir anıya dönüştüğü, insan ömrünün neredeyse sınırsız hale geldiği bir dünya mümkün olabilir, deniliyor.
Bu haberlere sevinmeli mi, üzülmeli mi?
Ben şahsen çok sevinmedim. Neden sevinmediğimi kısaca anlatayım:
Uzun yaşamın görünmeyen bedelleri
Öncelikle teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu tür yenilikler tüm insanların kullanımına sunulmayacak. Dünya nüfusu 8,23 milyara ulaşmış durumda ve yıllık artış hızı yüzde bire yakın. Mevcut kaynaklar bu nüfusu beslemeye zorlanıyor. Üstelik yeni teknolojiler çok sayıda insanı hızla işsiz bırakıyor. Önümüzdeki 10–15 yıl içinde pek çok mevcut meslek yok olacak. Bu mesleklerin yerine gelecek olanlar ise yalnızca dijital teknolojiler konusunda eğitim almış kişileri istihdam edecek.
Bu durumda ana amaç dünya nüfusunu azaltmak olacakken tüm insanlara 250 yıl yaşama imkânı sunulur mu?
Bu teknolojinin az sayıda kişiye sunulması için fiyatı mutlaka çok yüksek olacaktır. Sadece milyarderler ve ülkelerin üst düzey yöneticileri faydalanabilecektir.
Ben bu konuyu düşünürken şöyle bir sonuca vardım: Bana bu imkânı bedava verseler bile kabul etmem. Nedenleri basit:
Öncelikle yaşamımı aile bireylerimle, akrabalarımla ve yakın arkadaşlarımla birlikte geçirmek isterim. Bu imkânı onlara sağlayamazsam, tek başıma 250 yıl yaşamayı neyleyim?
Varsayalım ki hepimiz bu imkâna sahibiz; yine istemem. Çünkü doğa bugünkü doğa olmayacak. İklim krizinin gidişatı, 250 yıllık bir ömrü adeta felaketler dizisine dönüştürebilir. Su, gıda ve enerji krizleri, yaşanabilir bölgelerin azalması, iklim göçleri… Böyle bir dünyada uzun ömür avantaj değil, yük olur.
Doğal beslenme tarihe karışacak, 3D yazıcıların ürettiği gıdaları tüketeceğiz. Bu yazıcılardan çıkan kıymanın bugün yediğim köftenin, lahmacunun, dönerin verdiği tadı vermeyeceğini biliyorum.
İş hayatı büyük ölçüde evlere hapsolacak; sokaklarda insan görmeyeceğiz. Sokağa çıkanlar ise şoförsüz araçlarla seyahat edecek. Hatta ulaşımın önemli bir kısmı havadan olacak; dronlarla seyahat edeceğiz.
Alışverişlerde evden sipariş dönemi çoktan başladı; gelecekte marketlerin ve alışveriş merkezlerinin tamamen ortadan kalkması muhtemel.
Yapay zekâ dostlukları, hologram sohbetler, simülasyon arkadaşlıkları insan ilişkilerinin yerini alacak. Gerçek duygu paylaşımı azalacak; sahici dostluk neredeyse tarihe karışacak
250 yıl yaşayan bir insan, nesiller arasındaki kültürel kopuşları defalarca deneyimleyecek. Bugün 20 yaşındaki gençlerle aramızdaki fark bile uçurumken, 5–6 nesil sonrasıyla bağ kurabilmek neredeyse imkânsız olacak.
Yani tamamen yalnızlaşacağız.
250 yıl diktatörlük altında yaşamak ister misiniz?
Ölümün yok denecek kadar gecikmesi, insanın hayatı değerli kılan pek çok duyguyu—aciliyet, anlam, hedef, yaratıcılık—zayıflatacak. Bitmeyen bir ömür, bitmek bilmeyen bir ertesi güne dönüşebilir.
Bir de işin maddi tarafı var. Mevcut birikimlerim ve emekli maaşımla 250 sene yaşamam imkânsız. Bu yaştan sonra yeni bir işe girip çalışmam da oldukça zor. Yani 250 yıllık bir ömrün benim için sefalete dönüşmesi çok muhtemel.
250 yıl yaşayan benim yaşıtlarım artık “genç sayılacak”. Devlet bizi 50–60 yıllık bir askerlik görevine çağırırsa tam tüy dikmiş oluruz.
Dijital çağın demokrasi getireceği beklentisi yok olurken dijital diktatörlük uygulamaları hızla yayılmaya başladı. Daha da kötüsü, dünya otoriter rejimlere ve diktatörlüklere doğru sürükleniyor. Geleceğin global diktatörleri Elon Musk, Jeff Bezos ve Zuckerberg gibi teknoloji patronları olabilir. Teknolojide dışa bağımlılığı yüksek olan ülkeleri ise global diktatörlerin önünde diz çökmüş yerel diktatörler yönetilecektir. Bu diktatörlerin yönettiği bir dünyada yaşamayı şahsen istemem.
250 yıllık yaşam tamamen teknolojiye bağlı olacaktır. Bir arıza, bir siber saldırı, bir enerji kesintisi, bir sistem bozulması bir anda insanın ölümcül risklerle karşılaşmasına yol açabilir. Düşünsenize, bir anda kalp pili taşıyan herkese siber saldırı başlatıldığını ya da evdeki televizyonlarımızın bir anda patlatıldığını…
Muhtemelen evlerde temizlik işlerine yapan küçük robotlar olacaktır. Bu robotların bir anda hacklenip, kendilerini ev sahibi ilan etmelerini düşünebiliyor musunuz? Ben şahsen bunlara karşı bir savaş başlatacak enerjimin olacağını zannetmiyorum.
Ölümsüzlüğe yakın bir ömür, zenginlerle yoksullar arasındaki farkı tarihte görülmemiş şekilde açacaktır. Böyle bir dünyada toplumsal çatışmalar ve güvenlik sorunları da kaçınılmazdır. Kötü robotlara karşı iyi robotlarla birlikte devrimci bir hareket başlatabileceğimizi hiç zannetmiyorum.
Tüm bunlara katlanırım, bu koşullarda yaşarım diyenler varsa buyursun yaşasınlar…
Hayri Cem
[1] https://www.eurekalert.org/news-releases/1074056?utm_source=chatgpt.com
[2] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39848456/
[3] https://ir.library.osaka-u.ac.jp/repo/ouka/all/100573/CellSignal_127_111616.pdf?utm_source=chatgpt.com