Günaydın Aşırı Kötülük Partisi

"Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır…"

 

Brezilya'da bir belediye meclis üyesi, Başkan'ın kendisine verdiği rüşveti pencereden atarak halka dağıtmış…

Görüntülerde insanlar uçuşan rüşvet banknotlarını kapışıyor. Birbirini itip kakarak. Heyecanla, iştahla, sevinçle belki ama hep bir diğerinin kaptığına da göz dikerek.

Alex falso verip topu hemen bize attı tabii…

Ve biz de durumu heyecanla değerlendirdik.

"Helal olsun" diyordu halkımız. "Senin Allah'ına kurban" diyen de vardı. "Adam gibi adam" klasikti.

Meclis Üyesi Sabaha Filho'nun adam olup olmadığını bilmiyordum.

Bir arkadaşım "Bizde olsa ayakkabı kutularına istiflerdi" dedi.

Tahmin edeceğiniz gibi arkadaşım Arjantinli!

Orada "Arjantin Kötülük Partisi"ne halkın, tabii tamamının değil, yarısı kadarın "Aşırı Kötülük Partisi" dediğini söyledi.

Beni işletiyor da olabilir!

Hiçbir siyasi parti, hiçbir iktidar bu kadar "kötülük"çü olamaz!

En azından halkını, en azından bir kısmını, en azından bir kısmının bir kısmının bir kısım şeyini de düşünür.

Tamam yurtlardaki tacizcileri, bazen katilleri korur, kimini ödüllendirir belki ama halkın ahlaklı olması için, çoluk çocuğun iyiliği için, dini telkinler yetmediğinde zorlamaya bile başvurabilir.

Buna Arjantinli bazı teorisyenler "İyiliğin Kötülüğü" diyormuş. Kimi de "Kötülüğün İyiliği."

Mesela bazı doğal felaketlerde ortada kalan çocuklar da böyle yurtların himayesine, yani hegemonyasına teslim ediliyormuş.

O sırada anne baba ya da akrabalar çocuklardan bir DNA bulmak için enkazdan enkaza koşuyor olsa da.

Çeviri yanlışı olabilir: Kötülüğün Kötülüğüdür belki.

Kötülüğün gözü döndüğünde artık kendi kötülük sınırlarını da aşar, bendini yıkar, Kötünün Kötüsü olmakla kalmaz, Kötülüğün Kötülüğü katlanır, kanatlanır.

Bu durumda siyasetçi gibi din adamları ile din adamı gibi siyasetçiler el ele yahut emir komuta zinciriyle millete ahlak, inanç, tevekkül, helalleşme, yasak, linç, aşağılama, ayrıştırma, nefret ve hiddet, cennet ile günah ve cehennem pazarlar ve azarlar.

Desen: Selçuk Demirel

Muhtaçlık ekonomisi

Anladığım kadarıyla Arjantin'deki sistemin ikna gücü sadece tangoya, piyangoya yaslanmıyor; toplumda, bilhassa yoksul kesimlerde "muhtaçlık"ın yaygınlaşmasına, derinleşmesine, yoğunlaşmasına da sarılıyor.

Çünkü muhtaçlık çaresizliktir ve çaresizliğinin sebeplerini sorgulamak yerine, çaresizliğinin müsebbiplerini tek çare görmeye teşnedir.

Fakirin "iyiliksever zengin"e muhtaç olması gibi…

Sıradan günahların günahkârları da onları günahkâr olmakla suçlayıp ahlaki-dini günahlarla korkutan ve başkalarına nefretle dolduran büyük "günah" ve "kâr"ların olağanüstü süper inanılmaz günahkârlarının sadakasına, merhametine, takdisine, başını okşamasına, her şeyi millet için yaptıklarına inandırmasına, bazen ayakkabı kutusundan birkaç banknotu kendilerine dağıtmasına muhtaç kalır!

Çünkü başka yol mümkün değil gibi gelir.

Çünkü din ve otokrasi de, hatta bir tür laiklik ve yamuk cumhuriyet ile uyduruk demokrasi de öncelikle "itaat, biat" kültürünü, en ufak itirazda ise ezmeyi, kazımayı, ayaklananı ayıklamayı dayatmıştır.

"Muhtaçlık ekonomisi" neredeyse toplumun büyükçe kısmını bir diğerine güvensiz ama birbirine kazık atan; irili ufaklı arsızlıkların, hırsızlıkların, yüzsüzlüklerin müptelası haline getirip "ortak suçluluk" yoluyla en büyük suçları örter, meşrulaştırır.

Teklifi "Çile yerine hile… Hile bülbülüm, hile" olur. Kabul edersen, öyle ötebilirsen, becerebilirsen!

Ve bu arada muhtemelen "Ar" hecesini çoktan kaybetmiş "Akjantin" iktidarı, ne bileyim, ülkenin kıyılarının, ormanlarının, yetmedi, afetlerle kanamış topraklarının bile yağması için Kulluk Kuvvetlerini itiraz edenlerin üzerine sürer.

Millete ahlak pazarlamak; arsızlık, hırsızlık, yüzsüzlük, ahlaksızlık pazarının maskesidir!

Brezilya'daki rüşvet dağıtımından yola çıkıp Arjantin uzmanı oldum sanmayın. İşin ustalarının ne aklına, ne icraatına, ne günahına yetişebilir aklımız, ifşaatımız, günahımız.

Arkadaşım dedi ya, "Arjantin'de olsa rüşvet ayakkabı kutularına girerdi" diye…

Brezilya'da Meclis üyesinin sokağa fırlattığı banknotlara koşturan "millet"i görünce, acaba yanlış yere mi bakıyoruz sorusu takıldı kafama.

Yani parayı dağıtan kadar koşturana da bakmak gerektiğine.

Tutunamayanlar

Aklımda Oğuz Atay'ın Arjantin için söylediği. Mealen şöyle: Halk büyük suçluları hoş görebiliyor çünkü kendisi de küçük suçlarıyla yaşamaktan memnun.

Bunu "arsızlıkları… küçük arsızlıkları" diye bin türlü Latin Amerika diline çevirebilirsiniz.

Rüşveti kutuya koymak mı yoksa bazen sadaka diye dağıtmak mı, gibi sorular işte!

Tam o sırada Oğuz Atay gerçekten çıkagelir ve Tutunamayanlar'dan biz Kutulamayanlar'a, Kurtulamayanlar'a, Unutamayanlar'a, Umutlanamayanlar'a, ve elbette Utanamayanlar'a seslenir adeta:

"Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır…

Eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, değer vermeyen, her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşüncede insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler,  insanları insanlardan ayıranlar, yani onlar onlar onlar karşımıza oturacaklar.

Ve biz onlara diyeceğiz ki, hesaplaşma günü geldi. Şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli bulurken içinizden güldünüz.

Esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. Sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk."

Günaydın… Bilmiyor muyduk?


Umur Talu

@Umur_Taluumurtalu479@gmail.comhttps://t24.com.tr/