Kur'an kurslarındaki çocukların ölümünü konuşmak neden zor?

Suskunluğun güçlü olduğu cemaat, tarikatlara bağlı böylesi kurumlara karşı üç maymunu oynamamalı hiç kimse...

Fikri takibe devam... 

12 yaşındaki Abdülbaki Dakak'ın yatılı kaldığı Beşat Medresesi'ne yakın bir ahırda ölü bulunmasıyla ilgili şu ana kadar devleti temsil eden hiçbir kurumdan resmi bir açıklama gelmedi. 

Ön otopsi raporu çıktı. Ama asıl rapor önemli. Bu nedenle ihtimallerin daha derin incelenmesi için Abdülbaki'den alınan örnekler Diyarbakır Adli Tıp Grup Başkanlığı'na gönderildi.

Aile de 'zehirlenme şüphesi' haberleri üzerine savcılıkla görüşmüş ama haberlerde sözü edilen gibi bir durum söz konusu değil. Toksikolojik analiz, zehirlenme olasılığını dışlamamak için yapılıyor. 

Aile de bu raporu bekliyor. Kapalı devre ilişkilerde gerçeğe ulaşmak çok kolay değil. Hele ki geleneksel ilişki formlarının etkili olduğu yerlerde. 

Dakak ailesinin bir Arap aşireti olduğunu bir önceki yazımda belirtmiştim. Bunu özellikle vurgulamamın nedeni Abdülbaki'nin dayısı ile yaptığım görüşme. 

Olaydan sonra sabahlara kadar 'çocuk intiharları' ile ilgili makale okuduğunu ifade eden dayı, "Olayın arkasından başka bir şey çıkarsa, görüntüler, anlatılanlar çıkmayacağı yönünde ama, kimse rahat durmaz. Geçen gün gördünüz Diyarbakır'da10 kişi öldü. Lanet gelsin bu bölgede böyle şeyler var hâlâ."

Dayının kaygısı şu aslında, Abdülbaki'nin ölümüne bir olay ya da birileri sebebiyet vermişse olay orada durmaz, başka kanlar da akabilir. İntikam devreye girebilir. 

Bu da ailenin 'kader' kabulünü ya da 'intihar' kabulüyle ilgili refleksini biraz da olsa açıklıyor. 

Dayının anlatımına göre Abdülbaki, ölümünden bir hafta önce babasını arıyor ve "Baba cuma günü karnemi alıp geleceğim" diyor. 

O cuma gelmiyor çünkü karnelerin verildiği haftanın salı günü Abdülbaki'den en az 30 saat haber alınamıyor. Sonrası malum... 

Menzil'e yakın Beşat Medresesi'nde bir hocanın bir de imamın görev yaptığını yazmıştım.

Savcılığın önümüzdeki günlerde ailenin ifadesine başvurması bekleniyor. Şanlıurfa Barosu da suç duyurusunda bulunmuştu zaten. Süreci takip edeceğim. 

TIKLAYIN-12 yaşındaki Abdülbaki Dakak'ın dayısı konuştu: Sabah namazını kılmış, sonrası yok...

TIKLAYIN-Enes Kara'yı unuttuk; medrese öğrencisi 12 yaşındaki Abdülbaki'nin ölümü de unutulacak mı?

Abdülbaki Dakak'ın ölüm nedeninin açıklığa kavuşması gerekiyor bütün yönleriyle. Kurumlara emanet edilen çocukların zihin ve beden bütünlüğünün esenliği için bu olmazsa olmaz. 

Hatırlayacaksınız... Muş'taki bir Kur'an kursunda yatılı olarak kalan 12 yaşındaki Mehmet Halit Yavuz da hayatını kaybetmişti. İki yıl önceydi. Muş Merkez Karşıyaka Kuran Kursu'nda yatılı kalan Yavuz, bir kemerle tuvalet kapısının koluna asılmış bir şekilde bulunmuştu. 'İntihar' denilen ölümüyle ilgili soruşturmaya gizlilik getirilmişti.Çocuk, 10 gün süren yaşam savaşını kaybetmişti. Aynı Kur'an kursunda yatılı kalan, 14 yaşındaki Y.Ç ise tutuklanmıştı, ki hâlâ tutuklu. Baba Ethem Yavuz, tutuklunun ailesinin kendisini arayarak 'uzlaşmak, barışmak' istediğini söylemişti. 

Olayın geçmişi bu. 

Baba Ethem Yavuz'u aradım. Tanıdıklar aracılığıyla oğlunu gönderdiği ve bir tarikata ait olduğu belirtilen Kur'an kursuna artık güvenmediğini ifade eden baba 'keşke' diyor. 


Olay zamanı 14 yaşında olan Y.Ç için karar çıkmış. İndirim uygulanarak 7 yıl hapis cezası verilmiş. 

Dosya şimdi istinafta. 
 
Baba Yavuz söz konusu kursun bir süre kapalı kaldığını ama sonrasında yeniden açıldığını söyledi. Müftülükten de açıldığını teyit ettim. 

Abdülbaki Dakak, Mehmet Halit Yavuz... İkisi de 12 yaşındaydı... İkisi de yok artık. 

Kolay değil konuşmak aileler için de... Sadece onların sırtlarına yükleyerek, sadece onları suçlayarak korunamaz bu çocuklar. Kaldı ki devlet yeri geldiğinde aileden bile koruyabilmeli çocukları. 
Suskunluğun güçlü olduğu cemaat, tarikatlara bağlı böylesi kurumlara karşı üç maymunu oynamamalı hiç kimse... 
 

Candan Yıldız

@candanyildizcyildizdeniz@gmail.com