Ortak bir kelimede buluşmak!

Yeni dünyanın inşasına giden yolda, 'def'i mazarrat celb-i menafiden önce' olmalı. Mesela Siyonistler, Masonlar, Epstein çetesi, haydut devletler, haydut örgütler, haydut şirketler, GlobalResetçi'ler olmamalı.

FED, WEF olmamalı mesela, Uluslararası örgütlerin birçoğu yeniden kurulmalı. Çözüm “efradına cami, ağyarına mâni “olmalı. Yeni Dünya’nın 5 temeli mal (emek), can (Hayat ve işkence görmeme), namus, (manevi değer atfedilen her şey), akıl ve inanç ve nesil (Çevre) ve ekoloji emniyeti olmalı. Kavramları, kurumları, felsefesi, ahlakı olmalı. Kökü mazide, ama yeni dünyanın geleceği ile ilgili endişe ve umutları ihata edebilmeli. Bir Hukuk düzeni inşa edilmesi için adil bir ekonomiye ihtiyaç var. Ülkeler arasındaki toprak, nüfus, gelir dengesizliği olmamalı.

 

Bunun ilmi bir temeli olmalı, felsefi bir temeli olmalı, hayal edilen gelecek estetize edilmeli. Hayal gerçeğin anasıdır. Ama hayalin gerçekleşmesi sancılı bir süreçtir. Öte yandan dünyanın bu hale gelmesinden sorumlu güçler statülerini korumak için direnecekler. Kolay kolay pozisyonlarını terk etmek istemeyeceklerdir. Değişim devrim nitelikli ve sancılı bir şekilde gerçekleşebilir. Devri sabık oluşturulabilir. Birileri ağır bir bedel ödemek zorunda kalabilir. Hatta onlar “benden sonrası tufan” diye her şeyi birbirine karıştırabilir.

Bu gün ilmi ve teknolojik açıdan gelinen noktadan geri dönüş mümkün değil. O zaman daha güvenli ama daha ileri bir düzen inşa etmeliyiz.

İnşa edilecek medeniyet katılımcı, çoğulcu, şeffaf, Hak, Adalete uygun çok halklı çok hukuklu bir medeniyet olmalı. 19.YY sonlarında savaş yıllarında, Kapitalizm, Komünizm, Faşizmin gölgesinde şekillenen kavram ve kurumlarla 21.YY’ı açıklamak mümkün değil.

Karanlığa küfretmekle aydınlık gelmeyecek. Aydınlığın gelmesi için bir mum yakmak gerekiyor. Çünkü aslında karanlık aydınlığın yokluğudur. Işık gelince karanlık yok olmaya mahkumdur. (İsra 81)’de ne deniyordu: “De ki: ‘Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.’”

Farklılıklarımıza rağmen, barış içinde bir arada yaşamak için hoşgörüye değil, tahammül ve sabra ihtiyacımız var. Bir arada yaşamak, ortak bir kelimeye ihtiyacımız var. O da Kula kulluk olmamalı. (Âl-i İmrân 64) bize deniliyor ki, “De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aranızda müşterek olan bir söze (ortak bir kelimeye) gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.”

Bir arada yaşamanın iki temelinde biri, asla olmaması gereken şeyler, ikincisi mutlaka olası gereken şeyler. Diğerlerinin hepsi müzakere konusu edilebilir. Ve bu kurallar herkes için geçerli olmalı.

Özellikle son 100 yılsa tanık olduğumuz Kapitalizm, Faşizm ve Komünizm tecrübesinden gerekli dersleri çıkartmış olmamız gerek. Burada sorunun temelinde Faşizm var. İlk haram, ilk günah, ilk lanet Faşizmedir. İlk Faşist Şeytan’dır. Aslında, mesela nasıl Siyonist’ler kendi ırklarını kutsallaştırdı ise Komünistler işçi sınırını kutsallaştırdılar. Kapitalistlere göre ise, kutsal olan para babaları idi. Bu hareketlerin tepesinde, arkasında, önünde hep bir yerinde Siyonist’ler vardı. Onun içindir ki “fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor peygamber”. Aslında ırkçılık çok yaygın bir ideolojidir. Mesele kendi ırkını yüceltmekten ibaret değil, Feminizm ya da futbol taraftarlığı da aynı şekilde ait olduğu tarafı mutlaklaştırmak ve yüceltmek de aynı şeydir. Bizden istenen adil şahitler olmamızdır. Adalet söz konusu olduğunda haksız olan babamız, haklı olan düşmanımız da olsa, “bir kavme olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemeli”. Adalet sahip olunan her şeyin temeli olmalı. Bu anlamda Demokrasi de Cumhuriyet de bu anlamda eksik. Laiklik denilen şey evrensel bir hakikat değil, sadece Katolikleri ilgilendiren bir İncil ayetinin Vatikan tarafından yorumundan ibaret bir şeydir. Liberalizmin de uygulaması ve sonuçları üzerinde de yeniden düşünmemiz gerek. Devlet, Ulus, sivil toplum üzerinde düşünmemiz gerek. Faiz/Riba üzerinde düşünmemiz gerek.

Büyük değişim için birbirimizi eleştirmek yerine herkes kendi eleştirisini kendi yapmalı. Özellikle bu son dönemde yaşadıklarımız, neyin niçin olmaması gerektiği konusunda herkes için önemli dersler içeriyor. Özellikle de öne çıkan olumsuz örnek Siyonizm ve Trump, Netanyahu, Epstein…

Bir arada yaşamanın 3 temel modeli var. Aynı dine, değerlere iman ediyorsanız, aranızdaki birlik itithad şeklinde olmalı. İttihadın şartlarını Allah (cc) ve resulü (sav) belirler. Bu şekildeki birliğin zeminini ilahi kurallar belirler. İttihad eden grublar beşerî, dünyevi bir konuda ihtilaf ederler ve İlahi kurallarda bu konu muhkem değil müteşabih bir konu ya da alanla ilgili ise, ittifak ettiklerinde birlikte hareket ederler, ihtilaf ettiklerinde ise birbirini mazur görürler ya da tek bir örnek söz konusu ise ve birlikte karar vermeleri gerekiyorsa hakeme giderler. Yani İttihad içinde ittifak da mümkündür. Burada tek şart, o dünyevi ve beşerî, tercihe dayalı hükümde, Nas’sa aykırılık olmamasıdır.

Erdem, Adalet, Akıl, Ahlak sahibi insanlar ile, İttifaklar kurabiliriz. Yine aynı kural geçerlidir. İttifak ettiğimiz konularda birlikte hareket eder, ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görürüz. Bizim için bu topluluklar, “Hılful Fudul” örneğinde olduğu gibi “Müellefetül gulub” kesiminden olmaya aday kişi ve topluluklardır.

İtilaf edilecek kişi ve kuruluşlarla, karşılıklı, düşmanlık etmeme, zarar vermeme, güven ortamında, adil bir menfaat birliğidir. Bu konuda iki maslahat vardır, bu kişileri karşı tarafın yanına itmeme, kendi yanımızda tutma, müellefet-ül Kulub’a aday bir topluluk olarak bu şekilde menfaat elde etme temelli bir iş birliği alanını ifade eder.

Bu yaklaşım aslında devletler için olduğu kadar, kişiler ve örgütler açısından da dikkat edilmesi gereken bir husustur.

Kaldı ki, bizler, Alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Sadece kendi ailemizden, kabilemizden, devletimizden, Müslümanlardan sorumlu değiliz. Yeryüzü bize mescit kılındı, Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir. Allah (cc) bu anlamda bizi yeryüzünün varisi kılmak istemektedir. Onun için yeryüzü ölçekli planlarımız, hedeflerimiz olmalı. Zira Hz. Ömer (ra) ne diyordu 1500 yıl öncesinde “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir adli ilahi sorar Ömer’den onu”. Fakat Dicle kenarındaki Türk-Kürt kavgası, emperyalizmin bölgedeki işgali ve hegomonik baskısı hala sonuçlanmadı. Bunun anlamı şu: Bizim icraatlarımız, karar ve ilişkilerimiz Allah’ın rızasına uygun olmadığı için Allah’ın yardımı bize ulaşmıyor. Sonuçta Allah’ın yardımı bize ulaşmıyor, aksine zorlaştıkça zorlaşıyor. Çünkü biz zalimleri dost edindik!

Gelin “Allah’ın ipi”ne tutunalım. İnsanları buna çağıralım. Tabi önce biz bu konuda kendi nefsimizi hesaba çekelim. Övünmeyi-dövünmeyi bırakıp tövbe istiğfar edelim. Selam ve dua ile.

 

Bu yazı harf, kelime, cümle ve anlam olarak tashihe muhtaç. Bu konuda himmet ederseniz teşekkür ederiz.

 


Abdurrahman Dilipak