Mehmet Y. Yılmaz Mesele tavuk eti değil!

Şirketlere, mülklere el koyup, mahkeme sürecini bile beklemeden başkalarına devretmenin bu kadar kolay olduğu bir ülkede kimse kendisini güvende hissetmesin

Mehmet Y. Yılmaz Mesele tavuk eti değil!
15 Haziran 2026 - 07:42

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı beyaz et sektöründeki fiyat artışlarını gerekçe göstererek 13 şirketin yöneticilerini gözaltına aldı ve ardından da “üretim aksamasın” diyerek 13 şirketi kayyım denetimine teslim etti. 

Savcılığın açıklamasına göre bu şirketler “piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açmışlar”! 

Bu tablo, Türkiye’de yargı eliyle yürütülen düzenin yeni bir aşamasına geçildiğini gösteriyor. 

Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren bir kurul var. Bu kurul “Haksız Fiyat Artışlarını” incelemekle görevli. Şikayetlerinizi iletebileceğiniz bir telefon uygulamaları bile var. 

Rekabet Kurulu da şirketlerin kendi aralarında anlaşarak serbest rekabeti bozmalarını incelemekle görevli. 

Çok ağır para cezaları vermeye de yetkili. 

Bu operasyondan sonra anlıyoruz ki Rekabet Kurulu da Ticaret Bakanlığı da kendilerine verilen görevi yapmamışlar, savcılık bunun üzerine harekete geçmiş! 

Önce şunu sormak gerek: Bu gözaltılar gerçekten gerekli miydi? 

Hayır, gerekmezdi çünkü Rekabet Kurulu, rekabeti bozucu bu tür hareketleri soruştururken her türlü bilgi ve belgeye ulaşabiliyor, el koyabiliyor. 

“Ortada karartılabilecek bir delil” de bırakmıyor. 

Onun için bu gözaltına alma ve şirketlere “denetici kayyım tayin etme” işleminden şüphelenenlere “paranoyak” diyemeyiz. 

Böyle başlayan operasyonların, mahkeme kararı beklenmeden mülkiyet devri ile sonuçlanması artık sıradan bir uygulama oldu. 

Mesela Bebek Otel işletmecisi Muzaffer Yıldırım’ın bütün mal varlığına el konuldu. 

El koyma kararını savcılık verdi ancak bu karar verildiğinde Yıldırım hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı da yoktu. 

Hâlâ da böyle bir karar yok ancak Yıldırım’ın malına mülküne al konuldu, bazı işletmelerinin “birilerine devri için” hazırlıklar yapıldığı da ortada dolaşan bir dedikodu. 

Ancak “dedikodu” aşamasını geçen uygulamalar da var. 

Can Holding’in “bir devlet büyüğünün tavsiyesi ile” kaçakçılıktan elde edilen geliri aklamak için satın aldığı iddia edilen şirketler ve bazı şirketlerdeki azınlık hisselerinin başına bu geldi. 

Ortada verilmiş bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir suç yok ama şirketlerin en önemlileri çoktan el değiştirdi

TMSF, kendisine “yönet” diye devredilen şirketleri satıverdi. 

Yarın Can Holding yöneticileri beraat ederlerse ne olacak? 

Yoksa satışı yapan TMSF, “Beraat kararı verecek hâkimde yürek isterim” diye mi düşünüyor? 

Geçenlerde el konulan ASSAN isimli savunma sanayisi şirketi de önümüzdeki ay TMSF tarafından satılacak. 

ASSAN’ın yöneticilerinin suçlu olduğunu gösterir, kesinleşmiş bir mahkeme kararı var mı? 

Yok. 

Hukukun sadece CHP’lilere, solculara, sendikacılara, gazetecilere, Kürtlere gerektiğini düşünen Türk burjuvazisinin şapkayı önüne koyup bir düşünmesinde yarar var. 

Şirketlere, mülklere el koyup, mahkeme sürecini bile beklemeden başkalarına devretmenin bu kadar kolay olduğu bir ülkede kimse kendisini güvende hissetmesin. 

Yarın bir gün “bir vatandaşın şikâyeti üzerine” başlatılacak bir soruşturmanın sonucunda her şeyinizi kaybedebilirsiniz. 

Derdinizi anlatacak bir mahkeme de bulamayabilirsiniz çünkü savcı da hâkim de artık bir kişi. 

O kararı da zaten en başında o vermiş olacağı için anlatın derdinizi, anlatabilirseniz. 

Suç, “fiyat artışlarına yol açarak vatandaşı canından bezdirmek” ise failin aranması gereken yer holding binaları değil. 

Milletin malına mülküne çökmek temel bir saik değilse tabii.  

* * *

Millet aç, aç! 

Bakan Bey’in açıklaması Yiğit Özgür’ün eski bir karikatürünü hatırlatıyor. “Yanındaki kadın kimdi?” diye soran karısına “millet aç, aç” diye bağıran adamın karikatürünü! 

Çizgi: Yiğit Özgür

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “AB yaptırım listesine alınma olasılığı” üzerine yaptığı açıklamaya bayıldım. 

Bu açıklamanın hoşuma gitmesinin nedeni içeriğindeki müthiş mizah gücü. 

Mizah, her şeyden önce “uyumsuzluktan” kaynaklanır. 

Beklediğimiz ile karşılaştığımız şey arasındaki derin uyumsuzluktan doğar. 

Absürt, içinde yaşadığımız gerilimin içindedir, onu fark ettiğimizde güleriz. 

Mesela Bakan Bey’in şu sözleri gözümden yaşlar gelmesine de neden oldu ama ağladığım için değil, güldüğüm için. 

“Bizim için asıl olan, Aziz Milletimizin vicdanı ve bağımsız Türk mahkemelerinin kararlarıdır.” 

Araştırmalara bakarsanız aziz milletimizin vicdanı, mahkemelerin bağımsız olmadığına ve yürütülen soruşturmaların siyasi amaçlı olduğuna inanıyor. 

Mizah da zaten bu çelişkiden doğuyor. 

Ekrem İmamoğlu’nun AKP’li Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada “beraat” kararı veren hâkim İstanbul’dan Edirne’ye tayin edildi. 

Tesadüfe bakın! 

Bakan Bey, “Türkiye’de devam eden yargı süreçlerini çarpıtarak, henüz kovuşturması devam eden dosyalar üzerinden siyasi kampanya yürütmekten” de söz ediyor ki gel de gülme. 

“Devam eden dosyalar üzerinden” siyasi açıklama yapanlar sanki bambaşka birileri. 

Sadece siyasi açıklama yapmıyorlar; milletin malına, mülküne de el koyuyorlar. 

Bakan Bey’in açıklaması Yiğit Özgür’ün eski bir karikatürünü hatırlatıyor. 

“Yanındaki kadın kimdi?” diye soran karısına “millet aç, aç” diye bağıran adamın karikatürünü! 

Mehmet Y. Yılmaz

[email protected]
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum