‘Ben dünyaya doğmakla hata yapmışım’

Öyle çileli bir hayat ki onunkisi, o eski Türk filmlerinin içinden çıkmış gibi vuruyor insanı...

‘Ben dünyaya doğmakla hata yapmışım’

Öyle çileli bir hayat ki onunkisi, o eski Türk filmlerinin içinden çıkmış gibi vuruyor insanı...

‘Ben dünyaya doğmakla hata yapmışım’
22 Mart 2020 - 10:04

Tarih 15 Haziran 2017... Yer Bebek Otel’in kafesi...

Denize nazır bir masada Muhterem Nur’u bekliyorum. 

Hayatını “Ömrümce Ağladım’ adıyla kitap haline getiren Gülşen İşeri ve yardımcısıyla birlikte içeri giriyorlar. Kırmızı ojesi, kırmızı ruju, beyaz fuları, inci kolyesi ve siyah gözlükleriyle kapıdan adeta “star” girişi yapıyor. 

Kitap henüz çıkmamış, ilk önce benim söyleşimde anlatacak hayatını, sonra da Gülşen’in kitabından okunacak detayları...

Biraz sohbet ediyoruz, sonra teybi çalıştırıp Türk kahvesi eşliğinde söyleşiye başlıyoruz. Bir dönem sinemanın, sahnelerin yıldızı anlattıkça gözlerindeki yaşlar da kelimelerle birlikte boşanıyor. Öyle çileli bir hayat ki onunkisi, o eski Türk filmlerinin içinden çıkmış gibi vuruyor insanı...

Düşünsenize karşınızda oturan, bir zamanlar milyonların alkışladığı kadın, gözlerini size dikmiş, “Ben dünyaya doğmakla hata yapmışım veya beni doğuran hata yapmış” deyiveriyor. 

Annesi Şira, okul zamanında hocasıyla arkadaşlık kuruyor. Hoca evli... Hamile kalan Şira’ya sahip çıkmıyor. Dedesi, Kosova’dan geliyor ve Şira’yı hamileyken şarap mahzenine kapatıyor. Doğum yapana kadar camı penceresi olmayan o yerde soğuğa mahkûm yaşıyor. Sonra sancısı tutuyor, Olga -Muhterem Nur’un gerçek ismi- işte o mahzende doğuveriyor. Dede geliyor ve ebeye “Bunu karların ortasına bırakın, hayvanlar yesin” talimatı veriyor. Anne ölüyor. Ebe, camiye bırakıyor Olga’yı. Kimse almayınca, geri gelip bebeği kendi evine götürüyor. Sonra Manastır’dan Havva biraz para karşılığı alıyor bebeği. Olga iki yaşındayken Havva da ölüyor. Bu kez teyzesi yanına almaya karar veriyor. Okula başlarken nüfus cüzdanı oluyor, adı da Muhterem...

OKULU BİTİREMİYOR...

Her şey o kadar talihsiz ki... Bir pazar günü teyzesinin Rami’de oturan arkadaşına gidiyorlar. Inşaat bölgesi... Çocuklarla sokağa oynamaya çıkıyor. Saklambaç oynuyorlar. Henüz 12 yaşındayken Muhterem Nur, tecavüze uğruyor. 

Bunu anlatırken gözyaşlarını tutamıyor sanatçı. Çok utandığını, istediği halde okula gidemediğini anlatıyor.

Bitmiyor... Teyzesinin kocası da tecavüze kalkışıyor... 

Erkeklerden nefret ediyor. 18 yaşına kadar bir tek erkek yanına yaklaşsın istemiyor. 

Sonra bir gün gazetede “artist aranıyor” ilanı görüyor. Kendi sözlerinden okuyalım: “Otobüse bindik, gittik. Ağa Cami önünde bir adamla karşılaştık. Bir sağıma bir soluma baktı, “Çok güzel burnunuz var” dedi. Korktum. Eyvah beni kaçıracaklar diye düşündüm. Adam dedi ki, “Ben sanatçıyım, senaryom var”. Ertesi gün giyinip tek başına film şirketine gittim. Ve filmlerde oynamaya başladım.”

‘BUNU DÜZELTECEĞİM’

Hayatına Memduh Ün giriyor. Birçok filmde birlikte çalışıyorlar. Şöhretini kaybetmekten ölesiye korkuyor. “Artist dergisinden Recep Ekicigil, “Evlendin diye dergiye kapak olursun, çok iyi reklamın olur” diyerek onu evliliğe ikna ediyor, “Benim hoşuma gitmeyen varlık budalası biriydi” diyor. Evleniyor ama ayrılıyor. 

Peki, siz hiç mutlu olmadınız mı diye soruyorum: 

“Olmam mı” diyor: “Müslüm ile geçen her günüm güzeldi...”

Aslında Müslüm Gürses’ten şiddet görüyor, kaburgalarını dahi kırıyor. Muhterem Nur kararlı, “Kafamı gözümü de kırsa ben bunu düzelteceğim!” diyor. 

İki acılı insan birlikte aşıyorlar sıkıntıları... 33 yıl boyunca birbirlerinin her yarasına merhem oluyorlar. 

Müslüm deyince gözleri dolan, anılarında dolaşırken “Çok seyahat ederdik” diyerek dudaklarının kenarına özlem dolu bir gülücük konduran Muhterem Nur, geçen günlerde hayata veda etti. 

Mezarının başına gidip “Beni de yanına al” diye dua ettiği Müslümü’ne kavuşmuş olmasını ve en önemlisi acılarının son bulmuş olmasını dileyelim...
İPEK ÖZBEY
CUMHURİYET

Bu haber 1572 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum