Bir İnsanın Yaşayabileceği En Uzun Doğal Ömür Nedir? İnsan Ömrü, Gerçekten Sınırlı mı?

Bilim İnsanları, İnsan Ömrünün Sınırlı Olduğu Fikrine Meydan Okuyor!

Bir İnsanın Yaşayabileceği En Uzun Doğal Ömür Nedir? İnsan Ömrü, Gerçekten Sınırlı mı?

Bilim İnsanları, İnsan Ömrünün Sınırlı Olduğu Fikrine Meydan Okuyor!

Bir İnsanın Yaşayabileceği En Uzun Doğal Ömür Nedir? İnsan Ömrü, Gerçekten Sınırlı mı?
04 Kasım 2019 - 21:00

Beş araştırma ekibi; 2016’da basılıp kısa sürede geniş bir kitleye ulaşarak popülerleşen bir Nature raporunun, insanın ortalamada yalnızca 115 yıl kadar yaşayabileceğini iddia etmesini eleştirdiler. Çalışma, büyük gazetelerin çoğunda kendine yer bulsa da, aynı zamanda bilim insanları arasında hararetli bir tartışmaya yol açtı. Nihayetinde, yazarın sonuçları bölümünde herkesin yazısı yer alamıyor. Beş grup araştırmacı Nature Communications'da, bu iddianın aksini kanıtlayan resmî açıklamalar yaptı.

2016 yılında yayımlanan, Albert Einstein Tıp Fakültesi’nde bir moleküler genetikçi olan Jan Vijg’in ve meslektaşlarının çalışması son yüzyıldaki küresel nüfus istatistiklerini analiz etti ve doksanların ortasından beri 115 yaşına dek yükselişte olup sonra durağanlaşmaya başladığını kanıtladılar. Bu sonuçlara göre araştırmacılar insanların doğal yaş limitinin 115 olduğunu ve 125 yaşından sonra hayatta kalma ihtimalinin 1/10.000’den da daha düşük sonucuna vardılar.

Kopenhag Üniversitesi’nde Sağlıklı Yaşlanma Merkezi biriminde profesör olan ayrıca bu görüşe karşı makalenin ortak yazarı Maarten Pieter Rozing şöyle diyor:

İnsan ömrünün limitli olduğunu savunmak uç bir iddia ve böyle bir iddia sıkı bir araştırma sürecini hak ediyor. Alternatif bir açıklama var. Ki bu da, maksimum yaşın zamanla uzadığı ve bizim gördüğümüz düşüşün (yaşam süresinin uzamasında) aslında o şekilde kullanılmamış olması gereken görsel denetlemeye ve istatistiklere dayanan suni bulgular olduğudur.

Groningen Üniversitesi’ndeki doktora öğrencisi ve karşı makalenin ortak yazarı Nick Brown’a göre çalışmayla ilgili ana problem araştırmacıların 1995’deki veri setlerini oldukça dikkatli bir şekilde inceledikten sonra ayırdı ve o yıldaki en yüksek yaşa ait muhtemel bir durağanlaşmayı gördükten sonra da durumun bu olup olmadığını görmek için aynı veriyi test ettiler.

Belli ki yeni bir bağıntı bulduklarını düşünmüşler sonra da bu bağıntıyı açıklamak için bir teori geliştirmişler. Ardından da teori verilerden yola çıkarak oluşturulduğu için haliyle veri ve teori eşleşmiş. Bu, bilim yapmanın önünde oldukça temel bir engel.

McGill Üniversitesi’nde biyolog olan Siegfried Hekimi, meslektaşıyla veriyi tekrar analiz ettiğinde geç oluşacak veya hiç oluşmayacak bir durağanlık da dahil olmak üzere aslında birçok farklı yaşam süresi gidişatı ile uyumlu olduğunu keşfetti.

Veri diğer birçok teoriyle uyumlu, bu da genel olarak demek ki yaşam süresine fark edilebilir bir limit söz konusu değil.

Brown’ın bu çalışmayla ilgili bahsettiği bir diğer sorun yaşam süresi analizinde araştırmacılar her yıl için sadece o senede ölen en yaşlı kişiyi çalışmaya dahil etmesi küçük bir numuneyle “berbat bir rastlantısallık” sonucuna yol açtı. Rozing şöyle diyor:

Mevcut veriler limitli. 110 yaş üzeri o kadar da çok kişi yok. Bence düşüş olduğunu gösterecek güçlü argümanlar yok. Hatta kanımca tüm kanıtlar bir artışa işaret ediyor. Kimin haklı olduğunu bekleyip görmek lazım.

Diğer iki karşı kanıt da benzer noktalara işaret etti ama orijinal çalışmanın yazarları sonuçlarının arkasında duruyor. Vijg şöyle diyor:

 

Bence günün sonunda verilerin konuşmasına izin verilmeli ve onlar oldukça ikna edici. Sanırım ana mesaj her şeyin maksimum yaşam süresinin artışının bir sona gelmesini göstermesini pek çok insanın kabul etmekte güçlük çekmesi.

Vijg bazı eleştirilerin temel argümanlarına da cevap verdi. Örneğin, bir hipotezi veri seti üzerine kurmak ve daha sonra onu test etmek için kullanmak, Vijg grubuna işaret ederek, aslında iki bağımsız veri seti incelendi.

Onu da geçiyorum, istatistik veriye bakmanın serbest olmasıyla bilinir. Uzun bir süre için istatistikçiler bunu yapmayı istemedi çünkü objektif olmadığını düşündüler ancak bu onlarca yıl önce insanlar veriye bakmanın, çıkarım yapmanın ve doğru istatistiki testi uygulamanın gerekli olduğunu düşünmeye başlayınca değişti.

Araştırmada yer almayan bazı diğer uzmanlar, eleştirilerin insan yaşam aralığının limiti olduğu iddiasını etkisiz bırakmadığı konusunda ortak görüşteler. Şikago’daki Illinois Üniversitesi’nde halk sağlığı profesörü olup orijinal çalışmada yer almayan Jay Olshansky şöyle diyor:

Gördükleri en büyük olgu olan yaşlı insanların sayısının çok az olması, yaşam süresinin limitli olmasının bir sonucu. Eleştiriler bu küçük çaplı verilerin nasıl analiz edileceğine dair lüzumsuz münakaşalarda bulunurken bunun var olmadığını düşündükleri şeyin yan ürünü olduğunu fark etmiyorlar.

Olshansky, çalışmanın ana noktasının gelecekteki yaşlanma karşıtı müdahaleler bu sınırı zorlamayı başarsa bile insanların vadeli olması olduğunu söylüyor.

Yaş sınırının 115, 118 ya da 120 olması bir şey fark etmiyor. Benim görüşümde açıklık kazanması gereken en önemli mesaj; ömrümüzü uzatmaya çalışmamamız gerektiği, sadece sağlıklı yaşamı uzatmaya çalışmalıyız.
Çeviri Kaynağı: The Scientist

YORUMLAR

  • 0 Yorum