BİR RUS MASALI 'YEVGENİ ONEGİN'

Vahtangov Tiyatrosu ‘Yevgeni Onegin’ i Goldan Mask kapsamında İstanbul’da sahneledi.

BİR RUS MASALI 'YEVGENİ ONEGİN'

Vahtangov Tiyatrosu ‘Yevgeni Onegin’ i Goldan Mask kapsamında İstanbul’da sahneledi.

BİR RUS MASALI 'YEVGENİ ONEGİN'
28 Kasım 2019 - 10:42

Nedir bu Yevgeni Onegin?
Bu sadece bir aşk hikayesi değil; bu aynı zamanda hayat. Şiir romantizm döneminde yazıldı. Dünyanın zalim soğuk yüzünü, akıl oyunlarını, öfke, hiciv, sinizm, sevgi, affetme ve birçok duyguyu içinde taşıyor. Puşkin’in bu samimi eserini birçok aktörün ve edebiyat severin okuduğunu, incelediğini düşünüyorum. Yevgeni Onegin, Puşkin’in yazdığı en önemli eser. Bir şiir roman. Daha önce Rus operasında birçok kez sahnelendi, fakat drama tiyatrosunda bu eserle pek sık karşılaşmıyoruz. Sanırım ilk kez yönetmen Rimas Tuminas’ın vizyonu sayesinde seyirci bu hikâye hakkında yeniden düşünmeye başladı. Oysa ki Sovyet döneminde öğrenciler bu hikâyeyi ezbere biliyorlardı. Açıkçası; Tuminas, doğal, büyülü bir iş çıkarmayı başardı. Sade ve ironi dolu. Ve aynı zamanda naif.
 
Şiir sahnede aktörden aktöre sorunsuz ve akıcı biçimde uçuşuyor. Bazen sanki aynı kişi devam ediyormuş gibi bir his verip farklı bir ses tınısıyla devam ediyor. Tuminas’ın kullandığı stil uzayda bir yer oluşturdu. Sahnede yarattığı boş alan sayesinde oyun içinde kullanılan eşyalar rahat ve hızlı şekilde sahneye girip çıkarılabildi. Tuminas’ın performanslarının bu kadar muazzam olmasının sebeplerinden biri de iki okulu birbirine bağlamasıdır: Geleneksel Klasik Rus Tiyatro Okulu ve Litvanya Tiyatro Okulu. Tuminas, önemli lirik monologları karakterlerden ironi içinde uzaklaştırmayı tercih ediyor. Mesela; kahramanlar kendisi hakkında üçüncü kişi gibi konuşmak zorunda. Gerçekten sıra dışı bir vizyona sahip. Çarpıcı ve şaşırtıcı bir performans.
 
Ayrıca tekstin güzel heceleri, iğneleyici sahne mizanseni ile seyircinin zihnine resimler çiziyor. 
 
Oyunun baş kahramanları Onegin ve elbette Tatyana.  
 
‘Kendi ailesinde yabancı bir kız gibi görünüyordu.’ ‘Vahşi, üzgün, sessiz.’ ‘Ve sık sık bütün gün pencerenin önünde otururdu.’
 
Tatyana, bu kısa alıntıdan daha fazlasıdır. O köy yaşantısı içinde Rus ruhunu temsil eder.
 
 Rus ruhu nedir?
Oyun bu sorunun cevabını veriyor. Köyleri, değerleri, moda, renk, aşk, birbirini tanıma, uykusuz geceler, kehanet, düello, tüm bunlar Oneginin temasında var. Metaforlar çarpıcı benzetmeler, estetik çözümler vb.
 
Tuminas, romanın şiirsel metnini çok iyi bir şekilde bölüyor. Daha oyunun ilk sahnesinde şiiri abartarak göğe yükselir gibi kollarını açarak oynayan aktörü bir silahla vurdurması da sahnede neyi istemediğinin işaretini veriyor gibi. Burada yönetmenin her şeyi kodladığını anlıyoruz.
 
Uzun zamanlı disiplinli bir çalışma seyirciyi 3,5 saat boyunca oyuna bağlıyor. Bale sınıfında yer alan sekiz isimsiz kız oyunun birçok sahnesinde var. Sahne arkasına kurulan bale tırabzanında başlayıp köylü kızlar olarak vagonlarda tıkış tıkış mahkumlar gibi ellerinde turşu kavanozlarıyla Moskova yolculuğuna sürükleniyorlar.
 
Oyun boyunca ironi ve gönderme sürekli var. Hatta en acılı sahnelerden biri olan düello sahnesinde bile modern dansa gönderme yapılması seyircinin kıkırdamasına neden oluyor.
 
Görkemli kostümler yerine oldukça sade ve rahat kostümler tercih ediliyor. Sahnelerin fantastik ve esrarengiz olması gizemli bir melodiye dönüşüyor. Sahnede iki Onegin, iki Lenski var. Genç Onegin ve yaşlı Onegin. Aptal pozlar veren genç çocuk ve düelloda ölen Lenski. Ölmeseydi şair olabilirdi.
 
Ludmila Maksakova oyunda önemli bir role sahip. Hem Fransızca konuşan bale öğretmeni hem de Tatyana’nın siyahlar içinde artık iyice yaşlanmış komik dadısı rolünde. Tecrübeli artist, dans öğretmenini oynarken elinde bir değnek ile zemine yumuşak dokunuşlar yapıyor. Aristokrat, eksantrik, asil bir güçle dolu ses tonu ile kusursuzdur. Tatlı bir mizah içinde seyirciyi bağlıyor. ‘La Masique’. Çevirisi yok.
 
Karakterler naif bir ironi içindeler. Zeki ve Rus ruhuna ait olduğunu düşündüren sevimli bir ironi. Mesela, Tatyana’nın Moskova yolculuğundan sonra hala üstünden atamadığı köyünden getirdiği alışkanlıkları var. Reçel kavanozundan uzun bir tahta kaşıkla reçel yediği sahne.  Kendinden oldukça yaşlı olan gelecekteki kocasını ilk kez burada görüyoruz. Kuyruk ceketli, papyonlu bir asilzadenin o ahşap kaşıkla kavanozdan reçel yemesi zor görünüyor, ama sonunda reçel yemeği başardılar. Bu sahnenin devamı düğün sahnesi olmalı. Müziğin derinlerinden çan çınlamasına benzer sesler geliyor. Ve kızlar kavalyeleri ile beyaz kostümlü olarak sahneye giriyor. Tatyana’nın üzerinde çok şık, sade, beyaz bir kostüm var. Ve boynunda daha önce görmediğimiz bir gerdanlık. Ve başının üstünde bir taç. Oyunun göz alıcı sahnelerinden biri. Yukarıdan aşağıya sahneye yedi salıncak iniyor. Ve Tatyana en önde bulunan salıncağa oturuyor. Sonra bütün salıncaklar yükseliyor. Salıncak sayısının neden yedi olduğu bir soru işareti. Çünkü sahnede sürekli sekiz kız görüyoruz. Buradaki yedi sayısı yönetmenin yaptığı bir kodlama mı yoksa öylesine bir düzen mi yapıldı bilinmiyor.
 
Tuminas’ın hayal gücü oyuna yarı insan yarı elf bir karakter koyuyor. Elinde bir balalayka olduğunu düşünüyoruz. Ya da domra. Arada bir müziğin ritmi ile tellerini tıngırdatıyor. Ama oyun boyunca hiç konuşmuyor. Sanki olan biteni içeriden izleyen bir meczup gibi. Buradaki müzik aleti kodlaması önemlidir. Balalayka sadece Rus halk müzik aletidir. Domra ise sadece Rus halkına ait değil; aynı zamanda Ukrayna halkına aittir. Müzik aletinin üçgen hatlara sahip olmaması domra olasılığını güçlendiriyor.
 
Aşk çıldırtıyor mu?
Tatyana’nın bir türlü uyuyamadığı gece yastığı yumruklaması, yatağın içinde tepinmesi, başını yastığa gömüp ayak parmaklarının ucunda yükselmesi bu soruyu akla getiriyor. Dadısına duygularını açıyor, ama yine de rahatlayamıyor. İçindeki enerji öylesine güçlü ki ‘ben âşık oldum’ derken ağzından ateş çıkaran dişi bir ejdere dönüşüyor.
 
Tatyana’nın epifani gecesinde gördüğü rüya hemen bitmiyor. Beklenmedik bir anda sahneye başka bir artist geliyor. Ve Tatyana’nın rüyasını o anlatıyor. İşte bu Tatyana’nın geleceğidir. Yaşlı Tatyana bu sahnede genç Tatyana ile tanışıyor. Vahtangov Tiyatrosu sayesinde seyirci Puşkin’in şiir romanının dramatik sahnelenmesine tanıklık etti. Sanat yönetmeni Rimas Tuminas tiyatronun şanını yeniden yükseltiyor.
 
İkinci perde birincinin parodisiydi. Stanislavski tekniği henüz keşfedilmemiş gibi duruyor. Tuminas, eski ama mükemmel bir teknik kullanmayı tercih ediyor. Oyuncular bedenlerini plastik kullanıyor. Bu hem estetik hem naif hem de oyunu fantastik bir boyuta taşıyor.
 
Anlatıcının elinde sürekli bir kadeh var. Her sahneyi kâh ironi yaparak kâh öfkelenerek yorumluyor.
 
Onegin, sahne üzerinde gölgelenerek aktörden aktöre form değiştiriyor. Kibirli, ukala. Genç kızların başını belaya sokacak kadar züppe. Bir aileyi dağıtacak kadar umursamaz. Tatyana’nın yüceltilen aşkına karşılık olarak ‘Sizi seviyorum, ama bir kardeş gibi seviyorum’ diye cevap veriyor. Ve bu yıkıcı cevap mektubu sanki ailenin parçalanmış bir üyesi gibi çerçevelenerek evin duvarına asılıyor. Rus taygasında rahat rahat dolaşan ayılar, Moskova’nın şaşalı balo salonlarına iniyor.
‘Kimi sevmeli, kime inanmalı’.
 
Faustas Latenas’ın yaptığı sürükleyici müzik seyirciyi etkiliyor. Latenas, Çaykovski’nin farklı tonlarını kullanarak müziğini oyuna şiir gibi işliyor. İsimlere bakınca, hemen, Rus ruhunu kabul etmiş Litvanya özünü fark ediyorsunuz. Elbette, kimse Rus ruhunu Şostakoviç kadar iyi bilemez. Latenas’ın müziğindeki varyasyonlar Çaykovski’nin Çocuk Albümü (Детский альбом-Старинная французская песенка)’nden Şostakoviç dörtlüsüne uzanıyor. 
 
Adomas Jacovskis (Адо́мас Яцо́вскис), frontal ve diyagonal sahne yapısını, tiyatro geometrisini sahnenin arka planına yerleştirdiği aynalarla uzaya yayıyor. Jacovskis, oluşturduğu sahne tasarımı ile alanı ikiye katlıyor. Sahnede simetri kırılması dikkat çekici. Aynalar sadece oyunun kahramanlarını yansıtmıyor; salondaki seyirciyi de yansıtmayı başarıyor. Sanki zamanın kendi gibi. Ayna ile oluşturulan büyü sayesinde salonda bulunan her şey dalgalanıyor, hareket ediyor, köşelere dağılıyor, oyun iki boyutlu hale dönüyor. Aynalar hafif yere eğimli ve biraz puslu. Seyircinin bunu anlaması biraz zor. Oluşturulan sihir aynadan mı geliyor yoksa başka bir boyuta mı geçiyoruz diye düşünmeye başlıyor.
 
Tasarımcı bunu yapmayı nasıl başardı?
Her şeyden önce, sahne zemini her biri elli kilogram olan sekiz siyah rulo profesyonel planşet ile kaplanıyor. Sahne arka planına ekran açısını hareket ettirme ve değiştirme özelliği olan aynalar yerleştiriliyor. Yaklaşık bir ton ağırlığında, oldukça zor bir mühendislik tasarımı olan aynalar, bir operatör kontrolünde oluyor. Seyirciye, uzayda hareket ediyormuş hissi veren sihirli aynalar, gerçek bir mühendislik harikası. 
Büyük ve anlamlı bir proje.
‘Kendini Sev’.
 

Selda Şahin
selda şahin ile ilgili görsel sonucu"

YORUMLAR

  • 0 Yorum