Bugün 23 Nisan

Aradan 106 yıl geçmiş, hala 23 Nisan’ın bir belgeseli yapılmadı. 23 Nisan 1920’de Türkiye İslam Cumhuriyeti’nin TBMM’nin açılışını kutluyoruz bugün.

Bugün 23 Nisan
23 Nisan 2026 - 12:23

O gün Türkiye laik bir Cumhuriyet değil, İslam Cumhuriyeti idi. Mustafa Kemal, Ankara’da heyet-i temsiliye adına Vahdeddin’e gönderdiği mektupta, Hilafet ve saltanatı korumaktan bahsediyor ve mektubunu “Kullarınız” diye bitiriyordu. Çünkü Erzurum ve Sıvas kongrelerinde alınan karar bu yönde idi.

İlk Meclisi açılışı bir Cuma günü Hacı bayram camiinde dini bir törenle, tekbirler getirilerek yapılmıştı. 1. Meclisin kapısında çekilen fotoğrafta sarıklılar ve kalpaklılar vardı ve sarıklıların sayısı daha çoktu. O fotoğrafın bir yanında ay-yıldızlı bayrak, öte yanında üzerinde kelime-i tevhid yazılı bayrak vardı. Mecliste kürsünün arkasında Arapça olarak “Ve emruhum şura beynehüm” yazılı bir levha vardı. Sahi, bugün bunu tarihteki orijinal şekli ile canlandıracak bir topluluk var mı? Biri bunu yapmak istese bugün buna izin verilebilir mi? CHP ne der bu işe!

Aslında Anadolu topraklarında kurulan ilk Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyeti değil, Kars İslam Cumhuriyeti idi. Başkanlıkla yönetilen Cumhuriyet konfederatif bir yönetim şeklinde idi. Bu Cumhuriyetin meclisini belirleyen seçimde 18 yaşına girmiş, kadın ve erkek herkes oy kullanmıştı. Bu Cumhuriyet 1919 Nisan ayında İngilizler tarafından yıkıldı. Bu Cumhuriyeti yıkan İngiliz askerlerin komutanları, Mustafa Kemal Samsun’a geldiğinde onlar da Samsun’da idi.

Bu arada Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a götüren Bandırma vapuru ve gemi defteri ortadan kayboldu ve hala da bulunamadı!

Bu sene bakalım 23 Nisan nasıl kutlanacak? Ya da belki de kutlanmayacak Sıvas ve Maraş’ta okullarda yaşanan katliam sebebi ile. Kutlansa da buruk bir kutlama olacak, farklı kesimden yaşanan olaylarla ilgili sert eleştiriler olacak!

Maraş ve Sivas’ta yaşanan katliamlardan ibaret değil siyasi gündem. Bir de Gülistan Doku. O da Üniversite öğrencisi idi. Olay 5 Ocak 2020 de yaşanmıştı ama bugün patladı. Olaya bir vali, valinin oğlu, bir koruma polisi, bir de il sağlık müdürü. Buna benzer, yine siyasilerin adının karıştığı başka olaylar da var. Bakalım onlar ne zaman patlayacak.

Sonucu Cinayetle biten bir olay olmasa da uyuşturucu, tecavüz, tehdit, şantajların söz konusu olduğu belki de yüzlerce olaylar var bugün memleketimizde. Bunlar belki öldürülmedi ama artık onlar birer canlı cenaze. Kimi intihar ediyor, kimi akıl hastası oluyor,

Üniversitelerde bazı hocalar talebelerine şantaj yapıyor, onları taciz ediyor, kiminde talebeler hocalarını taciz ediyor, iftira ediyor, şantaj yapıyor. Öğrenciler arasında da her türlü gayri ahlaki ilişki artık vaka-i adiye’den sayılıyor.

Bu ahval ve şerait altında gerçekten bayram yapmak mümkün değil. Bakalım bu sene yine ilkokul talebeleri meclis kürsüsünde, valilerin, belediye başkanlarının koltuğuna oturup poz verecekler mi? Resmi geçit töreni yapacaklar mı? Toplumda bu ahlaki tefessüh böyle devam edecek olursa korkarım gelecek günler geçen günleri aratır.

 

İstanbul sözleşmesini, Lanzarote’yi bu milletin başına bela ederek aileyi çökertenler mutlular mı şimdi? Bu sonuç onların başarısı ile ilgili büyük ölçüde. Milli Eğitim denilen sistem hiçbir zaman milli olamadı. Bu trajik olaylar bu konuları düşünmek için bir fırsat oluşturur mu bilmiyorum. Bugünkü eğitim dedikleri şey ezbere dayalı bir şey. Çocuklara düşünmeyi öğretmiyorlar. Zorunlu eğitim başka bir bela. Öğrettikleri din de tarih de yurttaşlık bilgisi de tamamen ideolojik ve politik sloganlaştırılmış şeyler...

Bugün Yasama da yargı da idarenin gölgesi altında kaldı. Başkanlık sistemi ile koalisyonlardan kurtulacağız, meclis ve yargı siyasi vasayet’in dışında kalacak derken, yürütme hepsini kendi tekeline aldı sanki. Koalisyon kurulup kurulmayacağı seçim sonuçlarına göre belli olurdu. Bugün koalisyonlar seçim öncesinden belli oluyor. Ve hiçbir sorumluluğu olmayan koalisyon ortakları perde gerisinden yönetime örtülü şekilde müdahale edebiliyorlar ve hiçbir sorumluluk taşımıyorlar.

23 Nisan’da TBMM’yi bayramın merkezine yerleştirelim derken, Meclis iradesi, grubu olan partilerin grup Başkan vekillerinin iradesine kaldı. Siyasi bir oligarşik yapı oluşturuldu. Dünya 5’ten büyüktür diyoruz da Milli irade de 3-5 partinin grup başkan vekillerinin iradesinden büyük mü diye sormak geliyor içimden. Siyasi sohbetlerde kimi “Oligarşik Cumhuriyet”ten bahsediyor, kimi Sovyetik Cumhuriyet’ten, kimi Monarşik Cumhuriyetten. Artık Demokratik Cumhuriyetten söz eden pek kalmadı. Zaten yeni dünya düzeninde ulus devlet olmayınca ne Demokrasi kalacak ve ne de Cumhuriyet. 6 Ok’un içi boşaltılalı çok zaman oldu zaten. Laiklik diyorlardı, şu son olaylardan sonra Teo Politik tartışmaların gölgesinde Laikliğin uluslararası sistem açısından bir kıymeti olmadığı ortaya çıktı. Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında dinleştirilen bir “resmî ideoloji” vardı. Laikliği, din devlet ayrılığı diye tanımladılar akıllarınca, oysa laiklik kilise devlet ilişkisini, bütüncül, ayrılmaz, paylaşım ve çatışmama, iş birliği temelinde elle alıyordu batıda. Laiklik Katolikleri ilgilendiren, varlık ve meşruiyetini İncil’den alan bir düzenlemeydi aslında. Bir de “Türkün dini Kemalizm”di değil mi?

6 Ok’tan Devletçilik 1960’tan sonra karma ekonomiye geçişle rafa kaldırıldı. Milliyetçilik ise CHP’nin değil MHP’nin ideolojisi idi. Millet aslında İslam’da dini bir kavramda. 6 OK’daki “Milliyetçilik” aslında “Nasyonalizm” demekti. Zaten Mustafa Kemalde, Türk Ulusçuluğu’nun temellerini atarken işe kafa tasını ölçmekle başlamamış mı idi? Geriye ne kaldı, İnkılabçılık mı? Yahu 19.YY sonlarında, savaş yıllarında, Kapitalizm, Komünizm ve Faşizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlara sadakat yemini ederek nasıl İnkılapçı olunur? Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hitler’in doğum günü partisine Ankara’dan heyetler gönderilmiyor mu idi. 20 Nisan 1939’da Adolf Hitler'in 50. doğum günü kutlamalarına CHP dönemindeki Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına resmî bir heyet gönderildi. Bakanlar Kurulunun 11 Nisan 1939 tarihli kararı uyarınca Nafia Vekili Ali Fuat Cebesoy başkanlığında bir heyet Berlin'e gönderildi. Heyette yer alan isimlerin bazıları şöyle: Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Asım Gündüz, Milletvekilleri ve gazetecilerden Falih Rıfkı Atay, Yunus Nadi, Necmettin Sadak, Hüseyin Cahit Yalçın, Pertev Demirhan bunlardan bazıları.

O yıllarda talebelere “kara gömlek”ler giydirip, onları Romüs-Romülüs’e benzeten Yavru Kurtlar neyin nesi idi? Kemalist yazarlar durduk yere Mussolini’nin terbiye diktatörlüğüne boşuna övgüler düzmüyorlardı herhalde?

Cumhuriyet’in 10. Yıl albümünde “Hitler’le ortak idealler”den sözdenler kimlerdi sahi? Halkçılık mı kaldı geriye. Hangi halktan söz ediyorsunuz? Nevzat Tandoğan ne demişti 3 Mayıs 1944’te ne demişti Osman Yüksel Serdengeçti’ye “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.” Yahu CHP’lilere sorun “Cumhur ne demek” diye, size “Halk” diyecekler. Bu hesaba göre de Cumhuriyet “Halkçılık” olacak. “Cumhuriyet” Arapça bir kelime olunca işler karışıyor. O zaman 6 Ok’ta eş anlamlı 2 kelime var. Biri “Cumhuriyet” ötekisi “Halkçılık” öyle mi?

106 yıl olmuş, hala neyi konuşuyoruz. Hacı, Hoca, bey, efendi, paşa demek hala yasak, herkesin şapka giymesi gerek aslında, ama uygulanmayan yasaların değiştirilmesi de yasak, bu yasaları değiştirelim demek, bir parti için kapatılma gerekçesi olabilir.

23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk bayramınız, kutlu, mutlu, mübarek olsun… Selam ve dua ile…

Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

YORUMLAR

  • 0 Yorum