CHP'nin yeni lideri Ekrem İmamoğlu'nun ilk yapması gereken
CHP’de 8 genel başkan döneminde kimi zaman genel başkan kadar kuvvetli isimler oldu. Ancak partide bir liderlik, bir de genel başkanlık makamının oluşu ilkler arasında sayılabilir. Liderin İstanbul’da genel başkanın Ankara’da olduğu
Seslerin fazla çıktığı dönemlerde bir adım geriye gidip izlemek, hatırlamak, düşünmek gerekir. Bu yazıda öyle yapmaya çalışacağım. Türkiye’nin 100 yıllık partisi CHP’de 13 yıllık genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 38. Olağan Kurultay’da yapılan seçimlerle koltuğunu kaybetti. Yerine seçilen isim Özgür Özel, 2011 yılından beri (12 Haziran seçimleri) beş dönem (24-25-26-27-28) milletvekili seçildi. Son üç dönem grup başkanvekili olarak (25-26-27), son seçim sonrası ise Grup Başkanı olarak Kılıçdaroğlu’na en yakın isimlerden biriydi.
Hatta pek çok vekile görevi de icabı telefon açarak "genel başkanın talimatlarını" ileten isimdi. Özel; Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği son seçimlerde de "stratejiyi beraber kurguladığı" isimlerden olduğunu söylüyordu. Özgür Özel, önceki gün partinin tüm problemlerini ve başarısızlığını bir kişinin üstüne bırakarak, "statüko"nun içinden "değişimci" olarak çıktı. Bu da bir başarı elbette. Ancak herkes biliyor ki CHP’de, son kurultayda gerçek kazanan-kazandıran Ekrem İmamoğlu. Şimdi partinin bir seçilmiş genel başkanı, bir de genel başkanın seçilmesinde en büyük payı olan bir lideri var.
CHP’de 8 genel başkan döneminde kimi zaman genel başkan kadar kuvvetli isimler oldu. Ancak partide bir liderlik, bir de genel başkanlık makamının oluşu ilkler arasında sayılabilir. Liderin İstanbul’da genel başkanın Ankara’da olduğu…
Gelelim Kemal Kılıçdaroğlu’na ve 13 yıla sığdırdıklarına. Önce vahim yanlışlar:
-Belki de en başa yazılması gereken 20 Mayıs 2016’da CHP’nin desteğiyle referandumsuz olarak kabul edilen Anayasa değişikliği. Kamuoyunda bilinen şekliyle "milletvekili dokunulmazlığı"yla ilgili düzenleme. CHP’de çok sayıda karşı çıkan ismin "iktidarın yargı üzerindeki etkisini kullanacağı uyarısına" rağmen Kılıçdaroğlu, "İçlerine sinmese de Anayasa değişikliğine destek vereceklerini" açıkladı. Sonuçta çoğu Kürt politikacı, pek çok milletvekili hapse girdi.
-Cumhurbaşkanı adayı ilan edildikten sonra 14 Mayıs’a kadar demokrat ve kapsayıcı bir çizgi izledi. Bu çizgi, 28 Mayıs’a kadar olan ikinci tur çalışmasında aşırı sağa kayan bir dile dönüştü. Partide en yakınlarından bile gizlediği protokoller ile bakanlık-MİT başkanlığı sözleri verdiği ortaya çıktı.
-Milliyetçilik konusunu simgelere (kurt işareti yapmak ve eski Ülkücülerle buluşmak) indirdi. Toplumun bir kesiminin bu konudaki ‘arayışına’, aşırıya kaçmayan bir yanıt veremedi.
-28 Mayıs’ta seçimi kaybettikten sonra genel başkanlıktan ayrılması gerekirken kalmaya çalıştı. Bu sürede danışmanlarından yakın çevresine, hatta kurultay günü salona beraber girdiklerine bakıldığında ortaya çıkan isimler ve tablo, sosyal demokrat siyaset açısından içler acısıydı.
-Kılıçdaroğlu sokaktan ve sokakta yapılan demokratik mücadeleden hep çekindi. Hem CHP kitlesi hem örgütü pasifleştirdi.
Gelelim Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye yaptığı önemli katkılara…
-15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL döneminde yapılan hukuksuzluklara karşı başlattığı Adalet Yürüyüşü ile hem sorunu görünür kıldı hem toplum üzerindeki "yılgınlık halini" ortadan kaldırdı.
-Partiyi "elitlerin" partisinden, halkın çoğunluğunu temsil eden partiye çevirmeye çalıştı. Ne kadar başarılı oldu tartışılır ama başta yoksulluk, yoksullar konularına eğildi. Aile sigortası kavramının toplumda tartışılmasını sağladı.
-Helalleşme ile başta muhafazakar kesim ve 28 Şubat başörtüsü yasaklarıyla mağdur olanlar bir duygudaşlık yakaladı.
-Kürt sorunu konusunda inisiyatif aldı. Yılar sonra CHP, Doğu ve Güneydoğu’da gittiği illerdeki karşılanmasında (örneğin Van) büyük ilgi gördü. Diyarbakır’dan milletvekili çıkardı.
-2019 yerel seçimlerinde kurduğu ittifakla (İYİ Parti ve HDP) başta İstanbul ve Ankara'da yıllardır kazanılamayan belediyeleri (11 büyükşehir) kazandı.
-2023 seçimlerine giderken sağdan sola büyük bir ittifak oluşturdu. Adaylık sürecini iyi yönetemedi ama kutuplaşmaya karşı o günlerde önemli bir adımdı.
Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’te yumruklu saldırıya, Karadeniz’de suikast girişimine, Ankara’da linç girişimine uğradı. İktidarı ve liderini eleştirmekten korkanlar, ona çoğu zaman eleştiri değil hakaret yağdırdı. Kimliğinden dolayı sadece ittifak ettiği partilerde değil, kendi partisinde bile konuşuldu. "Partiyi bir kimliğin partisi haline getirdi, genel başkan değişmez" diyenler hem o kimliğe sahip insanları her zaman olduğu gibi rencide ederken hem de son kurultayda bunun böyle olmadığını gördüler. CHP’nin kurultayda genel başkanlık seçimlerinin ilk turunda başa baş (682-664), ikinci turunda (812-536) farklı sonuçla alınan genel başkanlık, parti içinde demokratik arayışın da önemli bir yansımasıydı. 7 Ekim’de yapılan AKP 4. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde Tayyip Erdoğan’ın 1399 delegenin tamamının oyuyla yeniden seçilmesini hatırlatsam herhalde ne demek istediğim daha net anlaşılır.
Bitirirken…
Kimileri tarihsel döneme de atıfta bulunarak (Ecevit’in ölüm yıldönümü-İnönü’nün CHP’den istifası) benzerlikler kurmaya çalışıyor. Ne Kılıçdaroğlu, İnönü ne Özel, Ecevit olabilir. İkisinin arasındaki mücadelenin en önemli sebeplerinden biri 12 Mart darbesi sonrası Ecevit’in süreci İnönü’den farklı olarak "sol dalgayı-ortanın solu politikasını bitirmek" şeklinde okumasıydı. Verdiği mücadele ile 1970’li yıllarda Ecevit sol dalgayı estirdi. CHP’de özgürlükçü laikliği hakim kılmaya, kimlik ve kutuplaşmayı siyasetin dışına itmeye çalışan bir genel başkan olmaya çalıştı Kılıçdaroğlu. Ne kadar soldaydı tartışılır. Ama partiyi kısmen oya çevirebilse de geniş kitlelerin dikkatine getirdi. Yeni yönetim buradan devam edecek.
CHP’nin yeni lideri Ekrem İmamoğlu’nun ise ilk yapması gereken partide kurultay sırası ve sonrası bozulan birliği sağlamak olacak.
Özgür Özel ile ikili yönetim yerel seçimlere kadar sorunsuz gider. Bu sürede ikilinin çalışma şekli de ortaya çıkar. MYK ve Parti Meclisi de yeni dönem için ipucu verecektir. CHP; AKP’den farklı olarak sınıfsal-sosyal-tipolojik bir "Ankara partisi" idi. Şimdi İstanbul’un bakışı-refleksleri de eklenecek. Muhalefet, özellikle CHP seçmeni bu değişimle siyasete karşı kaybettiği ilgisini kısmen geri kazanabilir. MYK ve Parti Meclisi’ndeki şekillenmeler ilk ipuçlarını verir. Küçük bir teselli. Hala bu memlekette seçimle değişen genel başkanlar var.







YORUMLAR