Elon Musk haklı mı: Evrenin sırları 'matematik'te mi gizli?

Fizikçilerin evreni ifade etmede tek bir matematik denklem bulma ısrarı, bizi simülasyona mı götürecek?

Elon Musk haklı mı: Evrenin sırları 'matematik'te mi gizli?

Fizikçilerin evreni ifade etmede tek bir matematik denklem bulma ısrarı, bizi simülasyona mı götürecek?

Elon Musk haklı mı: Evrenin sırları 'matematik'te mi gizli?
27 Eylül 2019 - 17:28

Bilim insanları tüm evreni tek bir matematik denklemle anlaşılır kılma çabasındalar, bunun bizi bir sonuca götüreceğine inanıyorlar.

O sonuç nedir derseniz; belki varlık nedenimizdir, belki bizi sarmalayan sırların ardında saklı olan.

Fiziğe göre her şey matematikte gizli. Nörobilimcilere göre ise beynimizin içinde.

Hangisi doğru?

Yanıt gerçekten matematikte olabilir mi?

Bundan 400 yıl önce Galileo Galilei, doğanın gizeminin matematikte gizli olduğunu söylemişti. Nitekim bizim 3 boyutlu uzay ile zamandan oluşan gerçekliğimizde, bir çok olgu matematik denklemlerle ifade ediliyor ve bu denklemlerden hareketle öngörüler yapmak mümkün. Örneğin Newton yasalarını kullanarak bir cismin konumunu, hızını ve enerjisini farklı koşullarda büyük bir doğrulukla hesaplayabilir, hatta görselleştirebiliriz.

Daha teknik bir ifadeyle: Matematik denklemler ile tanımlanmış ilişkileri kullanarak olayları modelleyebilir, değişen koşullar altında öngörüler yapabilir, sonuç çıkarabilir ve yeni modeller yaratabiliriz.

Bunun bir diğer adı ise "Simülasyon".

Latince "taklit, benzetim" anlamına gelen simülasyon, kavram olarak fiziksel bir sistemin bilgisayar ortamında modellenmesi olarak günümüze evrilmiş olup, yaşamımızın bir çok alanında kullanılmakta.

Fizikçilerin evreni ifade etmede tek bir matematik denklem bulma ısrarı, bizi simülasyona mı götürecek?

Her şeyin ötesinde, böyle bir denklem olası mı?

Bilim insanlarına göre, bu mümkün. Ve bunun sırrı temel kuvvetlerin birlikteliğinde gizli.

Biliyoruz ki evren, temel kuvvetler olarak bildiğimiz güçlerin olağanüstü uyumu ile oluştu.

Bu kuvvetler, evrenin doğum anında birlikte, bir süper kuvvet formundaydılar ve ilk bir saniye içinde sırayla ayrılarak evreni şekillendirdiler. Kütlesel çekim, ilk ayrılan kuvvet oldu; ardından nükleer zayıf ve nükleer güçlü kuvvetler ayrıldı, elektromanyetik kuvveti yalnız bırakarak.

Evreni anlamanın tek yolu bu kuvvetler arasındaki ilişkiyi çözmek ve onları tek bir kuvvet formu olarak ilişkilendirmek. Bu ilişkilendirme, onların kuvvet taşıyıcısı temel parçacıklarının tanımlanmasını da içeriyor.

Bilim insanları, bunun bizi bir sonuca götüreceğini düşünüyorlar. GUT (Great Unification Theory), yani büyük birleşim teorisi, bu amaca yönelik çalışmaları kapsamakta.

Kuvvetler arasında ilk ilişkilendirme, 1874 yılında Maxwell tarafından kurulmuştu. Maxwell, elektrik ve manyetik kuvvetlerin birbirini ürettiğini ve uzayda dalga şeklinde yayıldığını matematik denklemler eşliğinde bilim dünyasına kanıtladı. Elektromanyetik kuvvet olarak adlandırılan birleşik kuvvet, atom çekirdeği ile elektronlar arasındaki bağlayıcı güç, elektromagnetik spektrumun kaynağı, yaşamımızın olmazsa olmazı. Ancak onun kuvvet taşıyıcısı olan parçacık, yani foton, daha sonra, 1900'lü yılların başında tanımlanacaktı.

Ardından nükleer güçlü ve zayıf kuvvetler de mikroskopik ölçekte tanımlandılar. Yaşamın kaynağı olan Güneş'i bir nükleer reaktöre çevirerek bize yaşam sunan da bu iki kuvvettir. Kuvvet taşıyıcı parçacıklar ve onların antiparçacıkları da tanımlandı. Bu yöndeki çalışmaları ile Sheldon Glashow, Abdus Salam ve Steven Weinberg, 1979 yılında Nobel ödülü sahibi oldular.

GUT (Great Unification Theory) çerçevesinde, kütlesel çekim dışındaki tüm kuvvetler mikroskobik düzeyde ilişkilendirildi. Bir sonuca ulaşmak için tek bir engel kaldı, yerçekimi yani kütlesel çekim kuvvet taşıyıcılarını bulmak. İşte bilim insanlarının tıkandığı nokta burası.

Kütlesel çekim temel kuvvetler arasında en zayıf ama etkili olanı; evrenin dokusu ve dengesi ondan soruluyor. Kuvvet taşıyıcı parçacıkları olan gravitonlar ise henüz bulunamadı. Ancak Higgs bozonunun keşfi, bilim insanlarını heyecanlandırmaya yetti.

Biliyorsunuz, Higgs bozonu parçacıklara kütle kazandıran sihirli bir parçacık.

Fizikçiler neden bu konuda ısrarlı derseniz, onlar kütlesel çekim kuvvet taşıyıcılarının bulunması ile evreni karakterize edecek tek bir matematik denkleme ulaşılacağını umuyorlar.

Tüm evreni tek bir matematik denklemle ifade etmek mümkünse, artık en büyüleyici soruyu sorma zamanı geldi: Her şey bir simülasyon olabilir mi?

O zaman yaratıcıyı bulmuş olur muyuz? Bulursak onu anlayabilecek miyiz?

Ayrıca evrenin bilgisayar ürünü olduğuna dair kanıt var mı?

Yanıt çarpıcı, Dünya'mız! Kanıt olmasa da kuvvetli şüphe diyelim. Dünya'mız, simüle olmuş bir yapının tüm özelliklerine sahip görünüyor.

Evrenin çok özel bir yerinde çok hassas bir denge içinde yaşayıp gidiyoruz. Bugüne kadar benzer başka bir dünya, başka insan türü ya da canlı formu bir yaşama rastlanılmadı.

Biz niye bu kadar şanslıyız?

Elon Musk, "bir simülasyon içindeyiz" derken haklı mıydı?

Ancak fizikçilerin itirazı var: Onlara göre mevcut evrende, böylesine büyük bir "simülasyon evreni"ni yaratacak ve sürdürecek kadar parçacık bulunmuyormuş!.
 

T24 Pazar Yazarı

Güneç Kıyak

[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum