Erdoğan’ın çıkaracağı dersler

Erdoğan, gerçekle yüzleşmiyor; “tencere- tava hep bir hava…” Erdoğan ve kadrosu, Atatürk gibi “kurucu babaları” dillerine dolamayı siyaset yapma sanıyor.

Erdoğan’ın çıkaracağı dersler

Erdoğan, gerçekle yüzleşmiyor; “tencere- tava hep bir hava…” Erdoğan ve kadrosu, Atatürk gibi “kurucu babaları” dillerine dolamayı siyaset yapma sanıyor.

Erdoğan’ın çıkaracağı dersler
12 Ağustos 2020 - 10:24

“Ekonomik kriz var” diyenlere Erdoğan'ın yanıtı şu oldu:

-“Ülkemizde yıllık çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir seviyeye ulaştı, bulaşık makinesi satışı 282 binden 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bunları niye söylüyorum, bütün bunlar ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından rakamlar. Vatandaşımın alım gücünün nereden nereye yükselmesi bakımından anlam ifade ediyor.”

Meseleye bambaşka açıdan yaklaşacağım:

D.W. Bronson- B.S. Severin adlı Amerikalı iki Sovyetolog, ABD Kongresi'ne 1973 yılında mevcut Sovyetler Birliği ekonomisine dair rapor sundu:

– “Dikiş makinesi, radyo ve bazı mobilya ile spor malzemesinin dışında 1950 yılında çok az dayanıklı tüketim aracı üretiliyordu. 1955 yılına doğru durum değişti; buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon seti, elektrikli süpürge artık görülmeye başlandı. 1971 yılına gelindiğinde üç aileden birinden biraz fazlası buzdolabına ve beş aileden üçü televizyon seti ve çamaşır makinesine sahipti…”

Brejnev döneminin sonunda 1982'de dayanıklı tüketim aracına sahip olmayan aile kalmadı. Ki, “görgüsüzlük” sayılabilecek sayıda evlere ikinci buzdolabı-çamaşır makinesi girdi.

-“Sovyetler Birliği aşırı mevduatla karşı karşıya gelince banyo dâhil evinin her yanına bir televizyon seti koydu…”

O halde soru şu:

Sovyetler Birliği neden battı?

Vatandaşının alım gücü artmıştı…

Ülkedeki refah düzeyi yükselmişti…

Yani mesele, buzdolabı-çamaşır makinesi almakla sınırlı değildi.

Asıl mesele başka…

İÇE DÖNÜK ÜLKE

İktisadi rakamlar ne kadar büyüklük/refah göstergesini gösterse de, “yeni insanı” oluşturamazsanız ülkeniz küçülür, yok olur…

Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım:

Aynı dönemde/1980'lerde; Çin, “dörtlü modernizasyon” ile dünya devi olurken, (Andropov ve sonra Gorbaçov ile) aynı yola giren Sovyetler Birliği neden çöktü?

Bu sorunun teknik-iktisadi açıklamaları var. (Prof. Yalçın Küçük'ün, “Sosyalist Açıdan Ekonomik Politik/ Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Kuruluşu” ve “Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Çözülüşü” kitaplarını mutlak okumanızı tavsiye ederim. Konu salt sosyalizm değildir; bugünü anlayıp, hangi yoldan olursa olsun yarını inşa etme sorumluluğu duyan herkese, bu değerli bilgilerden-analizlerden yararlanmasını öneririm…)

Evet, modernizasyon ile Çin büyük güç oldu; ve fakat Sovyetler Birliği paramparça olup dağıldı. Bunun nedeni konusunda sosyal/toplumsal açıklamaları da var kuşkusuz.

Mesela… Çin ile Sovyetler Birliği arasındaki fark “yeni insan” yaratma projesidir.

Bu cümleyi bizden örnek vererek açıklayayım:

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk açıkladı:

-“Anadolu İmam Hatip Liseleri'nin %99.8'si doldu ve yerleşen öğrencilerimizin %87'si ilk üç tercihlerinde yer alan bir Anadolu İmam Hatip lisesine yerleştiler.”

Bunu okuyunca aklıma Çin Kültür Devrimi (1966-1976) geldi! İlk bakışta “alakasız” gibi geliyor değil mi? Öyle değil…

Mao, tıpkı Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi halktan kopuk, emekçilerin denetiminden uzak bürokratizmin (revizyonizmin), Çin Devrimi'ni yozlaştırmaya başladığını gördü; bürokratik-siyasi kadroları tasfiye etti; örneğin okulların müfredatında vs. büyük değişikliğe gitti. Sovyetler Birliği ve Batı ile ilişkilerini dondurdu; içe dönük ülke yarattı.

Artık toparlayayım:

KURUCU

Kültür Devrimi sırasında -bugünkü Çin mucizesini yaratan- Deng ve beş çocuğu zulme uğradı. Oğlu Pufang felç geçirdi…

Keza: Xi Zhongxun, Çin Devrimi'nin öncü isimlerinden biriydi. Devrimden sonra 1952'de Çin Komünist Parti Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. 1959'da başbakan yardımcısı oldu. Kültür Devrimi ile ağır baskılara maruz kaldı, tasfiye edildi. Oğlu Xi Heping, intihar etti. Halen mevcut Çin Cumhurbaşkanı olan diğer oğlu Xi Jinping sürgüne gönderildi.

Gerek eski Çin Cumhurbaşkanı Deng ve gerekse mevcut Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, bir gün olsun Mao hakkında kötü söz etmedi. Çin Devrimi'ne ve onun liderine hep saygı duydular. Ve, “Dörtlü Modernizasyona” sarılarak birlik-beraberlik içinde süper güç Çin'i inşa ettiler.

Bize dönersem:

Erdoğan, gerçekle yüzleşmiyor; “tencere- tava hep bir hava…”

Erdoğan ve kadrosu, Atatürk gibi “kurucu babaları” dillerine dolamayı siyaset yapma sanıyor.

Erdoğan, Batı ile rekabet edecek “yeni insanı” İmam Hatip'te yetiştireceğini sanıyor.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYNIZ.

Odatv.com

 

Bu haber 336 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum