Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki: Nihal Hanım’a yapılan ayıp

"Kendisi için neyin doğru olduğuna Nihal Hanım karar verir"

Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki: Nihal Hanım’a yapılan ayıp

"Kendisi için neyin doğru olduğuna Nihal Hanım karar verir"

Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki: Nihal Hanım’a yapılan ayıp
06 Aralık 2019 - 09:26

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde danışmanlığını yapan Karar gazetesi yazarı Akif Beki, 15 Temmuz’da AKP’nin kampanya direktörü eski eşi Erol Olçok ve oğlunu kaybeden Nihal Olçok’un eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun partisinin kurucular kurulunda yer aldığı için eleştirilmesinin yersiz olduğunu belirtti.

TIKLAYIN - Kulis | 15 Temmuz'da eşi ve oğlunu kaybeden Nihal Olçok Davutoğlu'nun partisinde

Davutoğlu'nun kuracağı partiden siyasete girecekmiş, hatta kurucular arasında yer alacakmış. Vay sen misin!...

Rahmetli Erol Olçok'un ahbabı ve bir aile dostları olarak fikrimi sorsaydı, 'girme' derdim. Yorarlar, üzerler diye siyasetten uzak durmasını tavsiye ederdim.

Dinler miydi bilmem. Son dönemlerde attığı tivitler, rijit çıkışları pek dinlemeyeceğini gösteriyor. O eşiği sanki geçti.

Muhtemelen, uyarıma rağmen gözü kapalı siyasete atılırdı. Ama sormadı da zaten...

Ayrıca ben gerekli bulmasam, getireceği belalardan sakınsın diye onaylamasam bile hakkı, en doğal hakkı.

Kendisi için neyin doğru olduğuna Nihal Hanım karar verir. Riskini, başa açabileceği işleri o göze aldıktan sonra bana saygıyla karşılamak düşer.

Fakat güya şehit Erol Olçok'un hatırasına saygı, emanetine sahiplenme adına, ona hayat arkadaşlığı yapmış, üç evladının annesinden bu kadar saygıyı esirgeyenler terör estiriyor.

Ağza alınmayacak galiz küfür ve hakaretlerle saldırıyorlar.

Rahmetlinin de mi hiç hatırı yok, şehit oğlu Abdullah Tayyip'in de mi?

Hayatta olsalar izin verirler miydi iffetine bile dil uzatmanıza, göz yumarlar mıydı şerefine leke sürmenize, adını ayaklar altına almanıza?

Ne 'kadındır', ne 'travması ömür boyu atlatılamayacak acılı bir şehit annesidir' diyorlar, partizanlıklarının gözü hiçbir şey görmüyor.

Çiğnedikleri kendi onurları, saygısızlık ve şirretlikleri kendi şanlarındandır, bu çirkeflikler muhatabından bir şey eksiltmez de...

Altı üstü üç günlük dünya için verilen bir siyasi mücadele, değer mi yahu bu kadar insanlıktan çıkmaya?

Yeryüzünün en alçak noktası Mariana Çukuru bile bu kadar alçak değil, hani Allah korkusu, ayıptır günahtır...

Olçok ailesi de dün Anadolu Ajansı'na zorunlu bir açıklama yaptı. Nihal Hanım'ın beyanlarını tasvip etmediklerini, Erol Olçok'la 2013'te resmen boşandıklarını, görüşlerinin rahmetlinin değerleriyle örtüşmediğini söylüyorlar. Ve Olçok soyadını kullanmamasını, şahsi görüşlerini açıklarken kendi kızlık soyadıyla kendi adına konuşmasını istiyorlar.

Ailenin bileceği şeydir. Ama...

Olçok soyadını ve eş sıfatını ondan alabilirler ama şehit Abdullah Tayyip'in anneliğini de, eski eş sıfatını da geri alabilirler mi?

Soyadı değişince şehit annesi olduğu gerçeği de değişecek mi?

Olçok ailesini bağlamaz, kendisini bağlar beyanları, haklılar.

Rahmetlinin görüşlerini temsil etmez çıkışları, aramızda değil çünkü, haklılar.

Ama çocukların velayeti amcasında diye şehit oğlunu da mı temsil etmiyor artık, şehit annesi olmak adına da mı konuşamaz, o haklarını da mı kaybetti?

Cumhuriyet'te röportajı vardı dün, Nihal Hanım boşandığını da travmasını da saklamıyor.

Olçok ailesinin rahatsızlığını, ayrışma ve mesafe koyma ihtiyacını anlıyorum.

Ancak psikolojisi onulmaz bir yara almış Nihal Hanım'ı da anlıyorum.

Velev ki yanlış karardı siyasete atılması, değer mi yahu?

Ne olacak yani Davutoğlu'nun partisinde siyaset yapsa? Dünyanın sonu mu, kıyamet mi kopar? Varsın yapsın; görmezden gelinemeyecek, tahammül edilemeyecek bir şey mi?

Meclis ayrı kuvvetse bu ne!

Termik santrallere filtre takma mecburiyetini erteleyen yasayı AK Parti geçirmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan veto etmişti.

Zorda kalan AK Partililer, düştükleri durumu normalleştirmek için ilginç izahlar buluyor. Ne denir bilirsiniz, kul sıkışmadan Hızır imdada yetişmezmiş.

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan’ın savunmasını pek tuttum, videosu elden ele dolaşıyor.

Özkan diyor ki “Bir tarafta parlamentonun gücü, diğer tarafta da Cumhurbaşkanımızın yetkisi var. İşte bu kuvvetler ayrılığıdır.”

Bu müşkül vaziyetten ancak böyle sıyrılabilirdi. Hayır, ‘bir de haklı çıkmış gibi gururla, sistemin başarısı gibi satıyor, pişkinliğin bu kadarına da pes’ şeklindeki tepkilere katılmıyorum.

Yukarı baksan Cumhurbaşkanlığı, aşağı baksan parti yönetimi...En iyisi önüne bakmak, sağa sola kaydırmadan gözü ileri dikmektir.

Buluş parlak da, yalnız ufak bir açmazı var: Bu vetoda çelişki yok, bilakis tek başlılık sisteminde yok denilen kuvvetler ayrılığının ‘al sana’ ispatlanması varsa...Kendisi niye yanlış tarafta duruyor?

Bir tarafta Meclis, bir tarafta Cumhurbaşkanlığının ayrı çalıştığını kanıtlıyorsa...Kendisi ve partisi, imzalarını inkar pahasına Cumhurbaşkanlığının vetosunu savunacaklarına, Meclis’in ve oylarının arkasında durmalı değiller miydi?

Cumhurbaşkanı, santral sahipleri para kazanacak diye halkının zehirlenmesine müsaade etmeyeceğini söyledi.

Ben hak veriyorum. Ama ayrı takılması gerekirken düzenlemeyi geçiren Meclis grubu da hak veriyor.

İşte bunu tek bir koşulda açıklayabilirsiniz. Düzenlemenin faili, meçhulmüş gibi davranmayarak.

Çıkarsınız; sermayenin çıkarları için bastıran, santralcilere kıyak geçmeye partinizi ikna edip yanıltanlardan hesap sorar, özeleştirinizi yaparak özrünüzü de beyan edersiniz. İçeriden lobi faaliyeti yürütenler hala kayıp ve aranıyorken olmaz.

Bu haber 406 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum