Evrenin sınırları var mı?

Her adımda beynimiz sil baştan formatlanıyor. Sonrasında yine en can alıcı soruya dönüyoruz: Eğer evrenin sınırları varsa, o sınırların ötesinde ne var?

Evrenin sınırları var mı?

Her adımda beynimiz sil baştan formatlanıyor. Sonrasında yine en can alıcı soruya dönüyoruz: Eğer evrenin sınırları varsa, o sınırların ötesinde ne var?

Evrenin sınırları var mı?
05 Temmuz 2020 - 11:23

Eğer evrenin sınırları var diyorsanız, hemen ardından başka sorular da gelecektir.

En can alıcı soru ise, "O sınırların arkasında ne var?" olmalı.

Antik çağ düşünürlerinden, Pisagorcu akımın temsilcisi ve matematikçi Archytus, evrenin sınırsız olması gerektiğini ileri sürer. Ona göre, eğer bir sınır varsa başka sınırlar da olmalıdır!

Bugün biz de aynı sorularla evrene bakıyoruz.

Ancak o zamandan günümüze, evren algımızda çok şey değişti.

Biliyorsunuz, 1453 yılına kadar Dünya evrenin merkeziydi. Kopernik, Güneş merkezli bir evren modeli ile bu algıyı değiştirdi ama sonrasında evren yine sınırsız ve sonsuz kaldı. Galaksiler de henüz keşfedilmemişlerdi.

1900'lerin başına gelindiğinde ise tek bir galaksiden haberdardık: Samanyolu, bizim de içinde konumlandığımız yıldızlar kümesi. Ama evren hala sınırsız ve sonsuzdu.

Ama çok geçmeden evren algımız büyük astronom Hubble'ın keşifleri ile kökünden değişecekti. Hubble, 1920'li yıllarda yaptığı keşiflerle Samanyolu Galaksisi'nin dışında milyarlarca daha galaksi olduğunu keşfetmekle kalmadı, bu galaksilerin büyük hızlarla birbirinden uzaklaşıyor olduklarını da kanıtladı.

Bu keşiflerin ardından "Büyük Patlama" teorisi geldi ve bilim insanları bu teoride uzlaştılar.

Niye mi?

Çünkü; evrenin sonsuz olması, zamanda da sonsuz olmasını gerektirir, oysa teoriye göre evrenin bir başlangıcı bulunmaktadır.

"Büyük Patlama" modeline göre evren bir balon gibi şişmektedir. Buna en büyük kanıt, galaksilerin birbirinden uçarak uzaklaşıyor olması. Eğer filmi geriye sarıp, zamanda da geriye gidersek, balonun ilk şişmeye başladığı an, yani büyük patlama anına gelmiş oluruz.

İşte bu an, evrenin başlangıcı oluyor.

O zaman, evrenin bir başlangıcı varsa bir sonu da olmalıdır tartışmaları sürerken şaşırtıcı ve sarsıcı bir kanıt 2015 yılında geldi: Kütle çekim dalgaları.

Aslında kütle çekim dalgalarını Einstein 100 yıl öncesinde tanımlamıştı: "Olmalı ama kanıtlayamıyoruz" dediği bu dalgaların varlığı, evrenin sonlu olabileceğininin bir kanıtı olacaktı.

Nitekim aranılan kanıt 100 yıl sonra gelmişti ama Einstein onu göremedi.

Daha önceki bir yazımızda da belirttiğimiz gibi, 2015 yılının Eylül ayında LIGO (Laser Interferometer Gravitational Observatory) tarafından geliştirilen çok hassas bir teleskop ile uzayda kütle dalgaları saptanmış ve bu keşif 2017 yılında Rainer Weiss, Kip Thorne ve Barry C. Barish'e Nobel ödülü kazandırmıştı.

Bu kanıtlarla bilim insanları, evrenin sonlu olduğu fikrinde de uzlaştılar.

Rehberimiz ışık

Artık bir sonraki sorumuza geçebiliriz: Evrenin bir başlangıcı ve bir sonu varsa, sınırları da olmalıdır, ama nasıl?

Evrenin sınırlarını ararken bize yol gösterecek tek şey ise "ışık".

En akılcı yol bu, başka seçenek de zaten yok gibi.

Evren sonlu ise ve sınırları da varsa, aynalarla kaplı bir oda örneğinde olduğu gibi, ışık duvarlara çarpar, yansır ve geri planda çok sayıda görüntü oluşturur.

Bu, kendi görüntülerimizi aynada görmek gibidir. Her görüntü bizi zamanda geriye doğru götürecektir.

O zaman, bu tür sınırları olan bir evrende, galaksimizin ve Dünya'mızın görüntüleri ile karşılaşmamız gerekmez miydi?

Şöyle bir açıklaması olabilir deniyor: Eğer sınırlar çok uzakta ise, bu görüntüler kozmik toz ve bulutsular tarafından engellenmiştir ve bu nedenle görüntülenmesi zor olabilir.

Bu kanıtlanırsa, sonlu ve sınırlı evren fikri de kanıtlanmış olacaktır.

Başka bir görüşe göre ise evren sonludur ama sınırları olmayabilir.

Nasıl mı?

Einstein'e göre evren bükülebilir türde esnek bir uzay-zaman dokusuna sahip.

Bir simit şeklinde ama içi boş sarmal bir boru düşünün. Evren bükülmüş bir boru şekline sahip olabilir. Ve ışık, bükülü evren içinde hiçbir yere çarpmadan durmaksızın seyahat edebilir ama geride bir ipucu bırakmayabilir.

Bu örneğimizde evren sonludur, sınırları da vardır ama ışık sınırların varlığını bize gösteremez.

Işığın bir ipucu bırakmaması da bir başka ipucu olamaz mı?

Kara akım teorisi (Dark flow theory)

Şimdi bir başka teoriye göz atalım.

Bu teori, kozmik mikrodalga arka plan ışımasının bazı bulgularına dikkat çeken bir teori.

Kozmik mikrodalga arka plan ışıma haritasında, bazı galaksilerin evrenin bir tarafına doğru kayma eğilimi içinde oldukları görülmektedir. Sanki onları o tarafa doğru çeken bir güç var. Bu, nedeni bilinmeyen çekim gücüne "Kara Akım" deniyor. Teorinin adı da bu nedenle "Kara Akım Teorisi".

Galaksilerin bir tarafa doğru çekiliyor olması, bir dış kütlesel çekimin varlığını akla getiriyor.

Hemen ardından "Bir başka evrenle komşu olabilir miyiz" düşüncesi canlanıyor zihinlerde.

Yani bizim evrenimizin yakınında bir başka evren var olabilir ve bu komşu evren kendine yakın galaksileri çekiyor olabilir mi?

Nitekim WMAP (The Wilkinson Microwave Anisotropy Probe) ile 2007'de elde edilen bulgular da o alanda soğuk bir bölge oluştuğu yönünde ip uçları veriyor.

 

Yani evrenimiz bir çoklu evren yapısı içinden çıkmış olabilir.

Çoklu evren modeli su kabarcıklarına benzer kozmik kabarcıklardan oluşuyor.

Büyük patlama'da olduğu gibi, rasgele bir süreç bu kabarcıklar içinden bir kabarcığı şişirir, kabarcık şişer, sonrasında genişler ve patlayıp kendi üzerine çöker.

Süreç bizim evrenimizde olduğu gibidir, ancak bu kez evrenimiz bir çoklu evrenler havuzunda bulunuyor.

Artık biliyoruz, evrenimiz sonlu ama sınırları ve şekli tartışmaya açık.

Şimdilik!

Bugünkü öngörülerimize göre görünür evren 90 milyar ışık yılı genişlikte, içinde 200 milyar dolayında galaksi barındırıyor. Her galakside yüz milyarlarca yıldız var. Evrendeki toplam yıldız sayısı ise sayılamayacak kadar çok, trilyonlar mertebesinde.

Oysa bir yüz yıl öncesine kadar Güneş Sistemi içindeydik, sonra bir galaksiler havuzunda olduğumuzu öğrendik. Şimdi ise çoklu evrenlerden söz ediyoruz. Şaşırtıcı kanıtlar olsa da gizemli şeyler çok daha fazla.

Her adımda beynimiz sil baştan formatlanıyor.

Sonrasında yine en can alıcı soruya dönüyoruz: Eğer evrenin sınırları varsa, o sınırların ötesinde ne var?
 

T24 Haftalık Yazarı

Güneç Kıyak

[email protected]


Kaynakça

Bu haber 2300 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum