Faiz sebep değil hükümetin mazeretidir

Yola çıkarken, 'faiz bir dünya gerçeğidir, bunu kabul etmemiz lazımdır' diyenler 18 yıl sonra faize yeni kaftan biçtiler, yani bir tanımlama getirdiler; "Faiz sebep, enflasyon neticedir".

Faiz sebep değil hükümetin mazeretidir
18 Kasım 2020 - 12:10

Bu yeni tanımlamayı yandaş ekonomistler öve öve bitiremezken, hükümet karşıtı ekonomistlerde çürütme gayretindeler.

Herkesin fikri kendine, diyelim ve kendi fikrimizi ifade edelim. Bir kere faiz, inanlar için biri maddi diğeri manevi olmak üzere iki boyutu vardır.

Manevi boyutunda Diyanetin fetvası ortadadır. İslam Dininin hükmü de bellidir. Herkesin tercihi kendine diyor ve ben, İslam Dininin hükmünü kabul ettiğimi, bir kez daha ifade ediyorum. 

Maddi boyuta gelirsek! Ekonomist değilim. Ama hayatın içinde ve ekonominin bütün ağırlığını yaşayan bir fert olarak diyorum ki; Faiz sebep değildir, olamaz da.

Nedir faiz? Haksız kazançtır. Emeksiz kazançtır. Alın terinin sömürüsüdür. Paranın tekelleştirilmesidir. Zayıfı daha zayıf, zengini daha zengin yapan bir araçtır. Tefeciliktir, hırsızlıktır.

Faiz asla sebep olamaz. Kendi başına sadece dört harfi işgal eden bir tanımlamadır. Faizi sebep yapan, emek hırsızlığına çeviren, bireyleri ve devletleri fakirleştiren o dört harfe el, ayak, göz olan, avukatlığını yapan insandır.  

Sakın! Günümüz ekonomisi böyle işliyor, maddi ve manevi rahatsızlığına düşmeyin. Bu fikre kapılmak (haşa) Allah'a (c.c) iftira atmak manasına da gelir.  

Unutmayın ki, yüce Allah (c.c) bir şeyi yasak-haram kılmışsa o şeyin illaki helal-serbest boyutun da olanı da vardır. 

Bu mealde faiz, insanlığın, dünyanın gerçeği değildir. Sömürüsüdür, maddi tekelleşmesinde kullanılan araçlardan birisidir.  

Faizsiz ekonomi hep vardı, bugün de var ve bugünkü adı Milli Ekonomi Modelidir. 

Enflasyona gelince! 

Bu başlıkta da ekonomistlerin bitmeyen yorumları, kitaplarca tanım ve tabirleri vardır. İktidarın tanımlaması ise ortada; Neticedir. Muhalefetin ise 'biz hallederiz, biz düşürürüz' cümlelerinden başka fikri yok.

Ama ben diyorum ki, enflasyon netice değildir. Beceriksizliktir. Devletin piyasayı başıboş bırakmasıdır. Yani serbest piyasa ekonomisidir. 

Üreticinin, devlet tarafından sahipsiz bırakılmasıdır. Yüklenen vergilerdir. İthalattır. Hepsini topladığımızda dolardır, Euro'dur yani kapitalizmdir. Haliyle bu sisteme sarılan liderlerdir, anlayışlardır. 

Diğer ifadeyle hırsızı eve alan kişinin, malım çalındı, diye feryat etmesidir. Tek farkla ki, malı çalınanda, aç kalanda, işsiz kalanda millettir. 

İşin ilmi boyutuna gelince

Birey ve devletlerin sömürüsüne hayır, diyen faizsiz kapitalizmi tamamen reddeden haliyle ABD'nin dünya hükümranlığına son veren milli ekonomi modelinin sahibi Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, 10 Nisan 2018 tarihli ve 'Döviz, faiz ve enflasyon ancak Milli Ekonomi Modeli ile düşer' başlıklı yazısında şöyle diyordu;

"Ekonomi programlarında ve köşe yazarlarının sütunlarında faiz, döviz ve enflasyondaki yükselişe çareler aranıyor.

Gerçek çözüm olan Milli Ekonomi Modeli'nden bahseden ise halen yok.

Kapitalizmin çarkları arasında ezilen Türkiye'nin ekonomisini kurtarma formülleri arayan siyasilerimiz veya yazarlarımız, eğer samimi iseler lütfen derhal Milli Ekonomi Modeli'ni konuşmaya, uygulamaya başlamalılar.

Gelin şimdi kapitalizmle bu işin içinden çıkılamayacağını izah edelim.

Türkiye'de, enflasyonun maliyetten kaynaklandığını belki on yıldır anlatıyoruz.

Hammadde giderleri, sigorta primleri, vergiler, kredi faizlerindeki artış, işçi ücretleri, kiralar, enerji giderleri bu enflasyona sebeptir.

Maliyet enflasyonunun sebebi, aynı zamanda hammadde artışlarının yanı sıra, faiz oranları veya kamunun bütçe açıklarını maliyetli para ile kapatma yoluna gitmesidir de.

Dünyada üretim ve ticaret hacminin çok üstünde bir para, faiz geliri elde etmek üzere piyasalarda dolaşımda bulunuyor.

Türkiye gibi ülkeler, üretim ve yatırım için gerekli kaynağı faizle borç alarak karşılıyorlar. Sermaye gruplarından faizle para alan ülkeler, zaman içerisinde önce aldıkları parayı ödemek, sonra da aldıkları paranın faizini ödemek için tekrar borç almak zorunda kalıyorlar.

Üretici, pazarlamacı veya devlet, faizle aldığı paranın maliyetini ürettiği ürüne ya da hizmete yansıtmak zorundadır. Yani faiz oranları arttıkça fiyatlar genel düzeyi de maliyetlerden dolayı artacaktır.

Bu izah yalnızca bendenize ait Milli Ekonomi Modeli'nde yapılmıştır.

Kapitalist anlayışa göre, artan faiz oranlarının tüketimi, dolayısı ile fiyatlar genel seviyesini aşağıya çekmesi gerekirdi.

Gibson Paradoksu olarak adlandırılan bu durumda, birçok ülkede faiz oranları arttıkça fiyatlar genel seviyesi de artmıştır.

Gerekçesini yalnızca bizim izah ettiğimiz gibi, paranın maliyetli hale getirilmesi üretilen mamullerin maliyetlerini dolayısıyla fiyatları yukarı çekmektedir.

Döviz artışı karşısında dövizle borçlanan devletin tek çıkış yolu, vergileri ve zamları arttırarak borcu ödemeye çalışma gayretidir.

Ülkemiz zaten bu halde!

İşin bir de doların dünya hâkimiyetini sürdürme cephesi var.

ABD, dünya genelinde dolara bağlı tahvillerin getirisini arttırarak ülkelerin dolardan çıkmasını engellemeye çalışıyor.

Yani sadece Milli Ekonomi Modeli'nde bulunan "milli paralarla ticaret" kuralını uygulayan BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) dünya ekonomisinde doların hâkimiyetini sarsmaktadır.

Dolar tahvillerinde faiz artışı ile Amerika bunun önüne geçmeye çalışmakta?

ABD'nin faiz artırımına gitmesi, Türkiye'nin de faizi arttırmasının gerekçesidir.

Eğer Türkiye faizleri arttırmazsa dolar yatırımcısı ABD tahviline yönelir ve ihtiyaç olan sıcak para ülkemize gelmez, kaçar.

İşte bu sebeple, Sayın Erdoğan'ın "ben faizleri arttırmayın dedim, arttırdılar" demesinin bir anlamı yok esasen.

Siz bu hassas dengelere bir de, taşıyabileceğinin üzerinde iç ve dış borcu ile güven vermeyen bir ülke tablosunu da eklerseniz, Türkiye'nin bugün hard currency, yani kredi ile para bulması nerede ise imkânsızdır.

Türkiye köşeye sıkışmış durumda? Kapitalist düzen derhal terk edilmelidir.

Ülkemizin kapitalist düzenin en büyük aldatmacalarından olan hard currency, denilen krediler ile dövizle borçlanarak piyasalara para bulmaya uğraşmasına gerek yoktur.

Yatırım ve üretim yerli, milli para ile ve öz kaynaklar ile sağlanabilir.

Merkez Bankası'na para basma hakkını tekrar kazandırarak senyorajın devreye konması ile Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) karşılığında paranın basılması, yani milli para düzenine geçilmesi; ithalat ve ihracatta sabit kur sisteminin uygulanmaya başlaması acilen gerekiyor.

Bunların ayrıntıları bugün dünyanın üç büyük ekonomi tezinden biri olarak kabul edilen ve 4 milyar insanın yaşadığı BRICS ülkelerinde uygulanan Milli Ekonomi Modeli'nde vardır.

İşiten kulağa, gören göze?


 

Akın Aydın / Yeni Mesaj

YORUMLAR

  • 0 Yorum