Güvenli bölge üzerine

ABD YPG’yi korumak, devletleştirmek istiyor. Türkiye YPG/PKK’yi imha etmek ve olası devletçiğin oluşmasını engellemek istiyor. Güvenli bölge tesisinde uzlaşan tarafların amaçları birbirine zıt ve uzlaşmaz...

Güvenli bölge üzerine

ABD YPG’yi korumak, devletleştirmek istiyor. Türkiye YPG/PKK’yi imha etmek ve olası devletçiğin oluşmasını engellemek istiyor. Güvenli bölge tesisinde uzlaşan tarafların amaçları birbirine zıt ve uzlaşmaz...

Güvenli bölge üzerine
18 Ağustos 2019 - 11:18

Suriye’de yaşanan gelişmeleri bölgede ortaya çıkan büyük resimden soyutlayarak ele alırsak Fırat’ın doğusunda bir güvenli bölge oluşmasını olumlu bir adım olarak görebiliriz. İyimser bir bakış açısıyla sayıları 600 bin kadar olan bölge kaynaklı sığınmacı için de bir çözüm aracı olarak görebiliriz. 
Tabii bu ifadenin başına bir “eğer” ekleme zorunluluğumuz var: Eğer Suriye devletiyle anlaşarak ve kendi gücümüze dayanarak yapabilseydik...
Ama durum hiç de öyle değil. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmak isteyen ve Fırat’ın doğusunda K. Irak benzeri bir devletçik yaratmaya çalışan bir ABD ile “güvenli bölge” tesisine girişmek, içinde çoklu risk barındırıyor.

Taraflar açısından harekâtın maksadı 
Taraflar açısından yapılmak isteneni açıkça belirlemek mümkün. 
ABD, YPG’yi korumak, devletleştirmek istiyor. Türkiye, YPG/ PKK’yi imha etmek ve olası devletçiğin oluşmasını engellemek istiyor. Güvenli bölge tesisinde uzlaşan tarafların amaçları birbirine zıt ve uzlaşmaz... 
Akla şu soru geliyor: Taraflar Suriye’nin bölünmesi amacında yeniden buluştular mı? 
Eğer Türkiye’nin politikası böyleyse; hem Esad’ın hâkim olduğu hem de ABD himayesindeki YPG’nin egemen olduğu toprakların kuzeyi ile sınırlarımızın güneyinde kalan alanın/koridorun sahibi olmaya dayanıyor demektir. 
İşin doğrusunu söylemek gerekirse yapılmak istenen budur. Yolun sonunda “toprak kazandık” denecektir. 
Bu hareket tarzı, toprak sağlar. Doğrudur, bir kısım sığınmacıyı bu topraklara yeniden yerleştirme olanağı verir. Bunlar büyük kazançlar olarak takdim edilip kamuoyu teskin de edilebilir. Bugünün çözümü olarak alkışlanabilir de... Ama yarının büyük sorunlarını doğuracağından şüphe duyulmasın! 
Bu, yapılabilir. Sürdürülebilir mi? Maliyeti ne olur? Bu soruların kestirme cevapları yok. Ama muhtemel tehlikeleri öngörmek mümkün... Bunlara değineceğiz.

Gelecek nelere gebe 
Kötümser bir senaryoya göre, Suriye’nin toprak bütünlüğü ortadan kalkar. Suriye’nin kuzeyinde yeni bir K. Irak modelinden ötesi peyda olur.
Uluslararası Kriz Grubu’nun 31 Temmuz 2019 tarihli raporuna göre Suriye doğal kaynaklarının yüzde 80’i ve petrolünün yüzde 95’i Fırat’ın doğusu ve kuzeyinde yani YPG’nin kontrolü altındaki alanda bulunmaktadır (Sedat Ergin, Hürriyet, 15 Ağustos 2019 ). 
Bu kaynakları sadece YPG devletçiği kullandığı takdirde Suriye’nin geri kalanının yaşaması hemen hemen imkânsız hale gelir. Bu kaynakların bir boru hattıyla Ürdün ve İsrail üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması zor olmayacağı gibi bazı gelişmelere bağlı olarak Türkiye’de değerlendirilmesi de kaçınılmaz hale gelebilir. Bu, Suriye ile YPG arasında savaş sebebidir ve her halükârda Türkiye’yi içine çeker. 
Öngörülen koridorun derinliği ne olursa olsun güneyinde oluşacak devletçik gelecekte K. Irak ile birleşme eğiliminde olur. Nicel ve nitel olarak daha büyük çaplı bir oluşumu doğurur. Sosyolojik boyutuyla da Türkiye’yi etkileme potansiyelini içinde barındırır. Dışarıda atılan bu adımlar istese de istemese de “açılım” politikalarına yol açar. 
Rusya ile ilişkiler farklılaşır. Fırat’ın batısında yeni sorunlar ortaya çıkar. Bunun ilk etkileri İdlib’de kendini gösterir. Yeni göç dalgaları kaçınılmaz olur.

Felakete davetiye 
Bütün bunları kaçınılmaz olarak değerlendiren politika belirleyicileri şunu da öngörmüş olabilir: Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın batısında Sünni Arap bölgesi; doğusunda Kürt bölgesi kazandıkları otonom yapılarla ayrı ayrı Türkiye ile birleşmeye özendirilebilir. Sonuç alınabildiği takdirde ülke içinde yaşayan sığınmacı Arap ve ayrılıkçı Kürt kökenlilerle de birleşmiş olarak Türkiye’nin üniter yapısı ortadan kaldırılır. Etnik kimliklere dayalı olarak ülke yeniden yapılandırılır. Böylece Misakı Milli de 100 yıl sonra gerçekleştirilmiş olur (!) 
Bu maksatla yola çıkılmamış olsa bile gelişmelerin böyle bir yapıyı doğurma olasılığına dikkat çekelim. 
Bu yapılanmanın bazılarına çekici geleceği bile söylenebilir. Felaket getirmeyeceğini de kimse iddia edemez. İç kargaşa demektir. Yeniden kimlik temelli boğazlaşma demektir. Suriye’nin geri kalanı ve hatta Arap dünyasıyla kalıcı bir düşmanlığın temellerini atmak demektir. 
Bütün bunlar bugün hayal mahsulü olarak görünse de hesapsız atılan adımların bedeli olarak karşımıza çıkabilir. Çıkmamalıdır! Nasıl?

Yapılması gereken 
Suriye’nin yeniden eski haline dönmesi olanaksız gibi duruyor. Ancak Türkiye bu yönde çaba sarf ederse parçalı ama toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye inşa etmek halen mümkündür. Bunun için daha da gecikmeden Esad ile atılan köprüler yeniden kurulmalıdır. Bu adım, ilgili bütün tarafları etkiler. Buna sayısı 4 milyona ulaşan sığınmacılar dahildir. 
Ortaya çıkacak federatif yapı bile ABD ile Fırat’ın doğusunda devletçik inşa etmekten evladır. 
Başlangıçta ABD güdümünde atılan Suriye’yi parçalama adımları komşuya felaket getirdi. İkinci en büyük zararı da bize verdi. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç beklemenin ve Einstein’i yeniden haklı çıkarmanın gereği yok. 
ABD ile güvenli bölge adımı felakete davetiyedir. 
Kötünün iyisi olarak federatif bir Suriye’yi hayata geçirmenin adımları korkusuzca atılırsa, sınırlarımızda merkezi devletin askerleriyle birlikte nöbet beklemenin yolu bulunabilir. Arzu edilen olmasa da gerçekçi görünen ve kabul edilmesi gereken son durum bu olmalıdır: Toprak bütünlüğü yeniden sağlanmış Suriye ile komşu olmayı sürdürmek...

Ahmet Yavuz
E. General


YORUMLAR

  • 0 Yorum