Hakikat Ve Bir Höyük: Göbekli Tepe

Göbekli Tepe 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından “Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Projesi” çerçevesinde yürütülen, yüzey araştırmaları sırasında tespit edildi… Ve Çanak Çömleksiz Neolitik döneme ait önemli yerleşimlerden biri olabileceği sonucuna varıldı… Fakat 1994 yılına kadar her hangi bir çalışma yapılmadı…

Hakikat Ve Bir Höyük: Göbekli Tepe

Göbekli Tepe 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından “Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Projesi” çerçevesinde yürütülen, yüzey araştırmaları sırasında tespit edildi… Ve Çanak Çömleksiz Neolitik döneme ait önemli yerleşimlerden biri olabileceği sonucuna varıldı… Fakat 1994 yılına kadar her hangi bir çalışma yapılmadı…

Hakikat Ve Bir Höyük: Göbekli Tepe
05 Mayıs 2019 - 12:05

Göbekli Tepe 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından “Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Projesi” çerçevesinde yürütülen, yüzey araştırmaları sırasında tespit edildi… Ve Çanak Çömleksiz Neolitik döneme ait önemli yerleşimlerden biri olabileceği sonucuna varıldı… Fakat 1994 yılına kadar her hangi bir çalışma yapılmadı…1994 yılında Heidelberg Üniversitesi’nden Klaus Schmidt bölgede bir araştırma yaptı ve höyüğün daha çok anıtsal karakteristiğine vurgu yaparak arkeolojik değerine dikkat çekti… Avrupalı arkeologlar o yıllarda bölgeye ilgi duyuyordu…

1995 yılından günümüze kadar yapılan kazı çalışmaları ile çarpıcı sonuçlara ulaşıldı… Özenle doldurulmuş höyük, dört tabaka biçiminde ele alındı ve kazı çalışmaları bu tabakalandırma biçimiyle devam etti… MÖ 9 bin – 10 bin yıllarına ait Dikilitaşlı Dairesel Yapılar Tabakası Göbekli Tepe’nin en önemli tabakası olarak değerlendiriliyor… Tabaka, T şeklinde 10 – 12 dikilitaş ve onları içine alan yuvarlak duvarlar ile bunun merkezinde daha yüksek ve karşılıklı yerleştirilmiş iki dikilitaştan oluşan yapılarla temsil edilen tabakadır ve diğerlerinden daha eskidir…

Göbekli Tepe’deki kazılara kadar bilim dünyası, göçebe küçük gruplar halinde örgütlendiği düşünülen avcı – toplayıcı toplulukları oldukça basit standartlarda yorumluyordu… Ancak kazılarda ortaya çıkan, bir kült merkezi olarak anıtsal boyutlarda mimari, büyük taş yontular, sembolik motifler ve stilize edilmiş canlandırmalar, bölgedeki toplulukların oldukça gelişkin ve çok yönlü bir sosyal yapıya sahip olmaları gerektiğini gösteriyor… Bütün bu buluntular böylesi faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kalabalık grupları bir araya getirmedeki organizasyon gelişkinliğinin, kişisel sanatsal becerilerin ve ritüel itkilerin, bir çeşit sanat anlayışının ve arayışının varlığını ortaya koyuyor…

Kazı başkanı Klaus Schmidt ve ekibi, tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları kayalardan kesip çıkarmak, işlemek, yarım kilometreye yakın bir mesafeyi kat ederek Göbekli Tepe’ye getirmek ve yapıları inşa etmek için en az 500 kişinin çalışmış olması gerektiğini düşünüyorlar… Schmidt, Göbekli Tepe’yi inşa eden toplulukların tabakalı bir toplum olduğunu ifade ediyor… Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Harald Hauptmann ise bu organizasyona “dini” liderlerin önderlik ettiğini ileri sürüyor… Mesele şu ki; reel bilim dünyasında, karmaşık dinsel uygulamaların ve organizasyonun ancak tarımın hakim geçim tarzı olduğu topluluklarda ortaya çıktığı yönünde… Soru şu: Oldukça ilkel olması gereken ve bırakın sanatı, karnını doyurmak ile meşgul olması gereken topluluklar, 12 bin yıl önce nasıl bu anıtlar dizinini yapabildi? Tanrıların Arabaları adlı kitabı ile dikkat çeken İsviçreli spekülatif yazar Erich von Däniken’e göre büyük ihtimal ile uzaylılar tarafından öğretilen ve uygulanan teknikler ile… O ve azımsanmayacak önemli bir kesim gerçekten gerek Mısır Piramitleri ve gerek kayıp kent Atlantis ve diğer baş döndürücü anıt-yapıların uzaylılar tarafından yapılmış olabileceğini belirtiyorlar…

Spekülasyonlar bir tarafa…12 halka biçiminde yerleştirilmiş dikilitaş ve bunların ortasında yüksek bir ihtimal ile, biri kadın öteki erkek olmak üzere birbirine bakan iki dev anıt… 12 sayısı, yuvarlak veya halka şeklinde dizinim, kutsanmış kadın ve erkek figürü… Bunlar hakikatin işaret direkleri, sembolleri sayılabilir… 12 sayısının gizemi, gökyüzündeki on iki yıldız grubundan (burcundan) geliyor; ama bu sayının asıl özelliği; 2, 3, 4, ve 6 rakamları ile bölünebilmesi ve eski çağlarda en çok kullanılan sayı birimi olması… 12 sayısı, bugün bile düzine adıyla sayı birimi olarak kullanılırken; katları olan 24, 60 ve 360 da zaman ve açı birimleri olarak kullanılıyor…

Ve 12 sayısının hikâyesi oldukça ilginç… Mesela Klasik Yunan mitolojisinde Olympos dağında 12 büyük tanrı var… Hz İsa’nın 12 havarisi, Şia da 12 imam var… Güneş ve Ay’ı sayarsak 12 gezegen eski medeniyetlerden beri biliniyor…12 Marduk gezegeninin dünyaya felaket getireceği düşünülür örneğin… Nostradamus’un son olarak 2012 için kehanette bulunduğu söylenir… Ayrıca Maya Takvimi’nin bitiş tarihi 2012…Çin takvimi 12 hayvanlıdır… Musevilikte Hz. Yakup’un 12 oğlu (ve İsrail’in 12 kabilesi) var…Bir yılda 12 ay, Astrolojide 12 burç var…12 sayısı, Kurân-ı Kerîm’de 4 defa geçiyor… Tapınak şövalyeleri 12 kişi, AB bayrağı 12 yıldızdan oluşuyor… Ve İncil’de Meryem Ana’nın başında 12 yıldızlı bir taç olduğundan bahsedilir… Ve yine Hinduizm’de de Buda’nın da 12 öğrencisi olduğu söylenir… Vesaire, vesaire…

Halka veya sıfır yada boşluk ( hiçlik) : Sıfırın sembol olarak, ilk kez M.Ö. 3000 yıllarında Mısırlılar tarafından kullanıldığı belirtilir… Görünen o ki Göbekli Tepe’ de Mısırlılardan 7000 yıl önce kullananlar olmuş… Yine M.Ö. 700 – 500: Babilliler tarafından iki paralel çizgiden oluşan bir sembol olarak kullanıldığı da söylenir. Daha sonra Eski Yunanlılar M.S. 2. yüzyılda astronomi yazılarında kullanmış fakat matematiksel bir anlam vermemişler… Sıfır ilk kez M.S. 632 yılında Hintli Brahmagupta tarafından matematiksel olarak, M.S. 830 yılında ise İrani olan matematikçi Hârizmî tarafından aritmetik işlemler için kullanılmış… Nihayet M.S. 1200 yıllarında Avrupalılar Araplardan alarak kullanmaya başlamışlar…

Öte yandan halka oluşturarak yapılan ritüeller birçok dinde ve inanışta önemli yer tutar… Dünya ve tüm gezegenler yuvarlak ( sıfır ya da halka biçiminde), evrende bulunan bir çok yapı taşı nokta yada yuvarlaktır… Kadının doğu felsefelerinde yuvarlak olarak sembolize edilmesi, onun yaradılışın temeli olarak değerlendirilmesi veya hakikatin dişi olması ile bağlantılıdır… Ayrıca felsefi olarak sıfırlamak, sıfır noktasında olmak kişinin bilinç sıçramalarına vesile olur…  Lao Tzu ‘‘ Bir testi yaparsın çamurdan, içindeki boşluktur onu yararlı kılan ’’ …Şems  ‘‘ Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir ’’ der…

Yıllarca her şeyi açıklayan teorinin peşinden koşan Stephen Hawking ise onu bilimsel olarak bulmuştur ve şöyle ifade eder : Güneşimiz bile kirpiklerinizdeki atomlarla aynı maddeden oluşuyor…Şu anda anladık ki dünyamızdan hayal edilemeyecek kadar eski…14 milyar yaşında ve daha bu sürenin iki katı kadar ömrü var…Ama şüphesiz ki bütün bu evrenle, bu sayısız galaksilerle, hatta uzay ve zamanla ve doğanın güçleriyle ilgili en önemli gerçek ; tüm bunların, kısaca, sadece bir şeyden var olduğu : HİÇBİR ŞEYDEN !

Özetle: İnsanlık tarihinin önemli bir sıçrama anı Göbekli Tepe’de saklı… Medeniyetlerin gizemi ise Mezopotamya’da…

Cengiz Taş

[email protected]

Dünyalılar

Bu haber 924 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum