kadının rahminin kendi aklı olan...

Helenler kadının rahminin kendi aklı olan bağımsız bir yaratık olduğuna inanıyorlardı.

kadının rahminin kendi aklı olan...

Helenler kadının rahminin kendi aklı olan bağımsız bir yaratık olduğuna inanıyorlardı.

 kadının rahminin kendi aklı olan...
23 Nisan 2019 - 22:31

Plato ve Hipokrat gibi adamlar bile, uzun süre bekar gezen bir kadının rahminin çocuk doğurmak için can atan "yaşayan bir hayvan" olduğunu yazıyorlardı. Bu da bedene boğulma hissi, hastalık nöbetleri ve histeri getirebilirdi.

Bu inanç Roma ve Bizans'ta da devam etti. Rahimleri "yürüyüp gitmesin" diye kadınlara genç adamlarla evlenip çocuk yapmaları tavsiye edildi. Özgürlüğünü iddia eden rahimlere yerlerine geri dönmeleri için doktorlar sağaltıcı banyolar, infüzyonlar (Damara sıvı aktarımı) ve masajlar önerdiler. Hatta hatta kadınların kafalarını sülfürle tütsüleyip kasıklarına güzel kokular sürerek rahmin yerine geri dönmesi için uğraşıyorlardı..

Eski devirlerde tanrıların burnunu sokmadığı iş yoktu ! Onca tanrı arasında bir "tedavi tanrısı" olmaması tabii ki düşünülemezdi : Asklepius, iyileştirme tanrısı ! Hipokrat'ın prensipleri bittabi büyü ve dini ritüellerle tedavinin tam zıddıydı. Buna rağmen Asklepius kültü engellenemiyordu. Bizde 21. yüzyılda hâlâ üfürükçüye giden insanların olması gibi. Tek fark aradaki 2-3 milenyumluk zaman. Yani, tıp bir türlü dinden boşanamamıştı, ne Yunan'da ne de Roma'da.. Tıpla din "imam nikâhlı" idi. Bütün Akdeniz'e yayılmıştı bu tanrının kültü. Taş panellerde, tapınakta bir doktorun hastanın omzunu tedavi ederken kadın bir rahibin de ona yardım etmesi gibi manzaralar şaşırtıcı değildi..

Tapınakta tedavi bedava bir hizmetmiş gibi görünse de öyle değildi. Tarhana henüz icat edilmediği için doktora bir torba içinde getirilemiyordu. Tedavi edilen hastanın bir adakta bulunması şarttı. Bu genelde iyileşmesi beklenen organın ya da uzvun bir replikası oluyordu. Bugün hâlâ Rum Ortodoks Kilisesinde devam eden bir gelenek bu.. İkonaların üzerinde ince bir metal ip üzerine asılmış çeşitli gümüş organlar görürsünüz. İstanbul'daki kiliselerde de vardır hâlâ. Tanrı'nın iyileştirmesi beklenen organlardır onlar..

Tapınaklar tarihin ilk spa'ları idi. Arınma banyoları, oruç ve kurbanlardan sonra hasta, geceyi tapınakta geçirirdi. Buna Yunanca "en koimesis", Latince "incubatio" deniyordu. Bildiğin "kuluçka" işte.. Ama tedavi, doğurmak için. Çünkü hastanın rüyasında, gece, Asklepius belirir ve ona ne yapması gerektiğini söylerdi. Sabah rahipler rüyayı yorumlar ve tanrının reçetesini yazarlardı. Hastalar sabahları Asklepius'a, havuzun içine bir altın atarak teşekkür ederlerdi.. Ne çektin be tıp !...

Metin Uca..

"Her Book'a Maydanoz"
Kaynak hayatın içinden hikayeler

YORUMLAR

  • 0 Yorum