Keşke para alsaydı böylesi daha kötü!

Bazı sendikalar da iktidarın parçası oldu... Sendikacılar da kendilerini iktidarda görüyor.... Tipik örnek Türk-iş... Hal böyle olunca işçiler adına iktidarla ücret pazarlığına oturunca kendi kendiyle pazarlığa oturmuş gibi oluyor...

Keşke para alsaydı böylesi daha kötü!

Bazı sendikalar da iktidarın parçası oldu... Sendikacılar da kendilerini iktidarda görüyor.... Tipik örnek Türk-iş... Hal böyle olunca işçiler adına iktidarla ücret pazarlığına oturunca kendi kendiyle pazarlığa oturmuş gibi oluyor...

Keşke para alsaydı böylesi daha kötü!
15 Ağustos 2019 - 09:31

Türk-İş Başkanı, kamu işçileri için ne istediyse iktidar yarısını verdi... Başkan önce greve gideriz falan dedi, sonra yüzde sekizlik zamma imza atıverdi...

Türk-İş  Başkanı ile Çalışma Bakanı kameraların karşısına geçti... Yüzleri gülmüyordu, belli ki ikisinin de içine sinmemişti ama!... Türk-İş  Başkanı önündeki mikrofonu eliyle kapatarak yanındaki Bakan'a; 'uzasa işi karıştıracağız en azından kapattım' dedi...

Demesiyle de kıyamet koptu... Kameralar o anı kaydetmişti... Dudak okumaya bile gerek yoktu, sesi açık ve netti... Türk-İş Başkanı da inkar etmedi zaten... 'Beni bilen bilir, ben hep işçinin yanında oldum, 16 kişiyiz  (hükümetin teklifine evet diyen) ne tehdit aldık ,ne balyayla para geldi. Böyle algı oluştu, gerçek değil' sözleriyle kendini savundu...

Lafı eveledi, geveledi...

Mesele para alma meselesi değil... Para aldığını zaten kimse iddia etmiyor, mesele paranın ötesinde...  Keşke imzanın nedeni balyayla gelen para olsaydı,  meseleyi çözmek Türkiye adına daha kolay olurdu... Çünkü sorun çok daha büyük... Sorun önce kişilerin sonra o kişilerin yönettiği kurumların DNA'sının bozulmasında... 

Şöyle izah edeyim...  Kurumları yöneten kişilerin büyük kısma kendini iktidara bağlı görmüyor, iktidarın parçası görüyor...   Bu hal, bağlı/bağımlı kavramlarının çok ötesinde... Kendini iktidarın sahibi sayıyor...

18 yıldır olmasa da son 10 yıldır bu böyle...  Aralarında iş bölümü var... Kimine milletvekili olmak düşmüş, kimine bakan olmak, kimine müsteşar, kimine, genel müdür, kimine belediye başkanı, kimine il başkanı, kimine ilçe başkanı...  Herkes rolünü sahiplenmiş hakkını vermeye çalışıyor...

Eee, kadrolaşma  böyle olur diyeceksiniz, her ülkede aşağı yukarı böyledir diyebilirsiniz... Mesele bununla sınırlı kalsa iyi...  Sivil topluma da yayıldı... İktidarın parçası olma anlayışı toplumun hücrelerine girdi... İktidarın parçası gibi davranma alışkanlık haline geldi... İşin kötüsü bu!...

Medyadan başlayalım... İktidara yakın gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin tamamı kendilerini iktidarın parçası görüyor...  İktidar sahibiymiş gibi yayın yapıyorlar... İktidara zarar verdiğini düşündükleri haberleri görmezden geliyorlar...

Üniversite rektörlerinin büyük çoğunluğu da öyle... Bilim kurumunun başında değil de iktidarın temsilcisiymiş gibi davranıyorlar... Dekanlar da, bölüm başkanları da.... İşin kötüsü birçok profesör de... İktidar adına demeç veriyorlar, iktidar adına bildiri yayınlıyorlar, iktidar adına televizyonlara çıkıp bol bol konuşuyorlar...

Sivil toplum kuruluşları farklı mı? Hepsi değil tabii... Tipik örnek SETA... İktidarın düşünce kuruluşu olmayı kabul etmiş...  İktidarın eylem ve söylevlerini savunmayı görev edinmiş yapıdan düşünce üretmesi beklenebilir mi?

Bazı sendikalar da iktidarın parçası oldu... Sendikacılar da kendilerini  iktidarda görüyor.... Tipik örnek Türk-iş...  Hal böyle olunca işçiler adına  iktidarla ücret pazarlığına oturunca kendi kendiyle pazarlığa oturmuş gibi oluyor... Kimi temsil ettiği karışıyor... İş uzatmadan bir önce işi kapatmanın  yolunu seçiyor... Bununla da övünüyor...  

Son vakanın tek cümleyle özeti şu; Türk-İş Başkanı, Bakan üzerinden Saray'a görevimi yaptım mesajı vermeye çalıştı... Yakalanınca fiyakası bozuldu, koltuğu sağlamlaştı!...

Mehmet Tezkan

[email protected]

Bu haber 255 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum