Kim oluyorsun sen? Kimsin sen beni tehdit ediyorsun?

Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile yaşadığınız tartışma ile başlamak istiyorum. Görünen o ki bir kişisel tartışmaya dönüşmüş gibi. Sizi doğrudan hedef alıp, "Siz bittiniz artık" ifadesini kullandı. Sizin tarafınızdan sert yanıtlar geldi. Ne oldu kavga neden çıktı?

 Kim oluyorsun sen? Kimsin sen beni tehdit ediyorsun?
20 Aralık 2017 - 00:12
Ben ona yanıt vermedim yanıt vermeye değme çünkü. Yanıt vereceğim kişi ev azından benim muhatabım olmalı. Grup başkanvekilimiz, parti sözcümüz ağzının payını verdi. İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturacak, emrinde yüzbinlerce polis olacak kalkacak beni tehdit edecek. Baskı ile devletin gücü kullanarak beni tehdit edecek ve ben de ona pabuç bırakacağım. Kim oluyorsun sen? Kimsin sen beni tehdit ediyorsun? Emin olun değmez. Sırf sarayın gözüne girmek ve koltuğunu sağlamlaştırmak için bu yola başvuruyor. Belediye başkanımızı açığa alıyor oradan acaba prim yapabilir miyim diye. Hakkında suç duyurusunda da bulundum. Bir insan bulunduğu koltuğun hakkını vermeli. Beraat ettiği konular, yargıda kesinleşmiş konular hakkında açığa alıyorsanız birilerinin talimatı ile açığa alıyorsunuz ve bir olayı kapatmak için yapıyorsunuz bunları. Grup başkanvekillerimiz İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken soruları da sordular. FETÖ ile irtibatını da sordular. Özgür Bey açıklayacak zaten. Bir kişi çok sık parti değiştirirse hele hele bulunduğu partide kendi partisiyle yargı aşamasında davalık olursa, davalarını kurtarmak için iktidar partisine geçip bakanlık koltuğuna oturursa o kişinin kişiliği her zaman tartışma konusu olur. Dolayısıyla cevap vermeye değmez. Düne kadar Fetullah Gülen'i öven ve düne kadar Erdoğan hakkında ağza alınmayacak her şeyi söyleyen bir insan nasıl 180 derece dönüp birden bire İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturur. Bir insanda kişilik olur, ahlak olur. Dün söylediğini bugün nasıl yalarsın. Bu tür insanları aslında siyasette muhatap almak doğru değil. Bunlar kendi çukurların debelenip dururlar. 



-Man Adası iddialarını önce siz bir grup toplantısında dile getirdiniz. Cumhurbaşkanı çevresindeki bazı insanların yurtdışına para transferi yaptığını öne sürdünüz, bazı belgeler öne sürdünüz. Sonra o belgeler hemen kamuoyuna dağıtılmadı. Aradan bir süre geçti iş yargıya taşındı siz belgeleri dağıttınız savcıya teslim ettiniz. Sonra belgelere bakıldı yurtdışına değil para gitmiyor yurtdışından geliyor gibi gözüktü. İki Türk bankası arasında bir para transferi olduğu ortaya çıktı. Sanki ilk başta dile getirdiğiniz iddia ile sonrasında ortaya koyduğunuz belge farklı gibi görünüyor. O süreç acaba iyi yönetilemedi mi? 



Kemal Kılıçdaroğlu: Bir para transferi var mı? Var. Swift kayıtları yurtdışı para transferi için vardır. Eğer bir dolar bazında para transferi gerçekleştirirseniz önce bunun yurtdışına çıkması gerekiyor sonra da girmesi gerekiyor gelecekse. Gönderici Halk Bankası, alıcı Bank of New York diye. Sadece banka dekontları olsaydı bu iddia olurdu ama swift kayıtları varsa o para aynı zamanda çıkmıştır ve sonra Türkiye'ye gelmiştir. 



-Ama oradaki transferde Türkiye'deki Halk Bankası'ndan Albaraka'ya bir para transferi var. Dolar transferi olduğu içinde bir Amerikan bankası aracılığı ile...



Kemal Kılıçdaroğlu: Ona ne diyoruz çıkışı diyoruz. Burada alıcı diyor para çıkıyor. Bu para bir şekliyle gidiyor sonra geliyor. İkinci noktada da bunun bir şirket satışı olduğu söylendi. Erdoğan söyledi. Bu şirket satışı kime ve hangi şirket? Bu ana kadar cevabını almış değiliz. Şirketin sermeyesi 1 sterlin. Para transferi 15 milyon dolar. Daha belgeler açıklanmadan önce sahte dediler sarayın avukatı dedi. O avukatı da baroya şikayet ettik. Belgeyi görmeden nasıl bir avukat sahte der. Neden Man Adası? Man Adası'nda neden şirket kurarsın? O şirketle bağınız ne? 1 sterlinlik şirketle 15 milyon dolarlık transferi niçin yapıyorsunuz? Burası verginin olmadığı ada. Beyler vergi ödememek için Man Adası ile ticari ilişkiye girecekler. Ben bunu sorunca kıyamet kopuyor. Şirketin adını bana söylemek zorundalar. Kime sattınız bu şirketi? 



-Bu belgelerin bu dekontların FETÖ ile irtibatlı bazı sitelerde sosyal medya hesaplarında dolaşıma sokulduğu iddia ediliyor. Sayın Cumhurbaşkanı da daha önce, "Bir belge veriyorlar Sayın Kılıçdaroğlu'nu yanıltıyorlar" dedi. Size bu belgeler nasıl geliyor, bu belgelerin gerçekliğinden nasıl emin oluyorsunuz?



Kemal Kılıçdaroğlu: Bize çok belge gelir ama hiçbir belgeyi kontrol etmeden kullanmayız. Dekontlar geldi bize yetmedi swift kayıtları da gerekiyordu onlar da geldi. Çünkü içerde dekontlarla oynama imkanları var. Açacaklar bankaya telefonu bunların tamamını imha edin diyecekler. Savcı da arayacak, poliste arayacak böyle bir kayıt bulamayacak. Bize swift kayıtları lazım. Yurtdışına çıkış gösterildiği andan itibaren bunun sahteliğini kimse ilan edemez. Buradan gitmiştir oradan 3 gün sonra mı geliyor aynı gün mü gelir o ayrı bir şey. Artık bunun aksini kimse ispat edemez. Bu da yetmedi bize bunlar da sahte olabilir dedik başka kanallardan da baktık evet doğru. 15 sterlin ödediğiniz zaman sizde bu belgelerin büyük kısmına ulaşabiliyorsunuz. Şirketin sitesine girdik oradan da kontrol ettik sonra kamuoyuyla paylaştık. Bunların tamamı yüzde 100 doğru. Dekontların da orijinallerine ulaştık. Şimdi devletin istihbaratını araya sokuyorlar Kılıçdaroğlu'na bu belgeler nasıl geliyor diye araştırıyorlar. Bu ülkede namuslu yolsuzluktan şikayet eden, hak arayan 10 binlerce bürokrat var. Bu insanlar bizim dışımızda seslendirecek kime kalmadığı için bunları bize getiriyorlar. 



-Önünüze gelip bu belge sahte deyip ayırdığınız belge oluyor mu? 



Kemal Kılıçdaroğlu: Var tabii ki. Dendi ki bu kişilerin yani Erdoğan'ın yakın akrabaların Man Adası'nda şirketleri yoktur denildi. Ziya İlgen'e enişteye ait şirket var işte belgesi. MASAK'ı, emniyet istihbaratı göreve çağırıyoruz, Sermaye Piyasası Kurulu'nu göreve çağırıyoruz. 



-Erken seçime hazırız demiştiniz, seçmene ne söyleyeceksiniz? 



Kemal Kılıçdaroğlu: Demokrasiyi savunun diyeceğiz. Kim demokrasiyi savunuyorsa biz onların yanında yer alacağız onlar da bizim yanımızda yer alsınlar. Bu ülkede en çok ihtiyaç duyduğumuz şey demokrasi. Gazetecilerin hapiste olduğu bir ülkede demokrasi yoktur. Yargı bağımsız değil, üniversiteler özerk değil. Türkiye hala OHAL ile yönetiliyor. Sayın Binali Yıldırım OHAL'i 3 aydan daha kısa uygulayacağız demiş. OHAL günlük yaşamımızın bir parçası haline geldi. Parlamento büyük ölçüde devre dışı bırakıldı. Anayasa mahkemesi üstüne düşen görevi yapmadı. Milletvekilleri hapiste. Seçimle gelen milletvekilleri hapse atılır mı? Milletvekilleri yargılanabilir ama bırakın parlamentoda görevini yapsın. Ortada bir mahkumiyet kararı yok ama siz insanları hapse atıp hapiste tutuyorsunuz. Medya özgürlüğü batı merkezliymiş Ortadoğu'yu mu ölçü alalım? Mısır'ı, Suriye'yi mi İran'ı mı ölçü alalım

YORUMLAR

  • 0 Yorum